• BIST 89.764
  • Altın 145,514
  • Dolar 3,6255
  • Euro 3,9111
  • Trabzon 7 °C

YARIN SABAH HAYAT OLMAYACAK DESELERDİ

Ali Rıza Keskinalemdar

Bir tesadüf müydü, bilemiyorum.
"Paris Katliamı"nın ertesi sabahı, Suadiye’deki Café de Paris’de 30 yaşlarında bir çift, karşılıklı oturdukları masaya sığacak şekilde gazetelerini katlamış,gazetelerin orta sayfalarında geniş
olarak verdikleri “Paris Katliamı”nı okurken bir yandan çaylarını yudumluyor, bir yandan da kahvaltılıklardan atıştırıyorlardı. Birbirlerinin yüzüne bakmadan sadece gazetede yazılanlara odaklanmışlardı. Okudukları karşısında yüzlerine hiçbir endişe ve hayret ifadesi yansımıyor, “buz adam” gibi davranıyorlardı adeta.
Belki de görsel medyadan bildikleri bir olayı 8-9 saat sonra yazılı basından okumaları onları tepkisizliğe itmişti, kim bilir!  Bulundukları mekanda her zamanki gibi hafif bir yemek müziği çalmaya devam ediyordu. Dışarıya baktıklarında hayatın tekdüze sürdüğünü, hatta bir tatil sabahı olmasından dolayı hayatın henüz başlamadığını düşünüyor da olabilirlerdi!

HAYAT, KİMİLERİ İÇİN O SABAH HİÇ BAŞLAMAMIŞTI
“İslami terör” 11 ay sonra Fransa’yı, Paris’i yeniden kan gölüne çevirmişti. O sabah, 127 dünya vatandaşı Paris’te sabahı görememiş, ağır yaralı 99’unun da görme olasılıkları “kritik”ti! Tıpkı bir gün öncesinde Lübnan’da iç savaşın bittiği 1990 yılından sonra düzenlenen en büyük katliamda en az 47 kişinin bir sonraki sabaha uyanamaması gibi…
Lübnan’da da aynı terör grubu iki Şii camisine, namaz sonrası çıkışta saldırıyordu…
1 ay kadar önce Ankara Garı önünde “demokrasi, barış” talebi için miting yapmaya gidenlerden 102 can da bir sonraki günün sabahını görememişti mesela. Onların dışında yaralananlardan sakat kalanların ya da bundan sonraki
hayatlarında kalıcı sorunlarıyla sürdürmek durumunda olanların sabahlara gülümsemeleri nasıl sağlanacaktı?

BİZE DOKUNMADIĞI
SÜRECE

“Siz de otursaydınız oturduğunuz yerde, bir şeye karışmasaydınız, başınıza da bir şey gelmezdi; bak benim başıma bir şey geliyor mu?” söylemleri çok bilindiktir. Siz, size söyleneni yaptığınız sürece mutlu olabilirsiniz; böyle yaparsanız, size bir zarar da gelmez! Hadi, hep aynı safa geçelim; yıllar önce nüfusu milyarı geçmesi nedeniyle giyinme sorununu tek tip elbise ile çözmeye çalışan Çin Halk Cumhuriyeti’nin ve “imtiyazsız ve kaynaşmış bir kitle” olunduğunu göstermek için okullarda tek tip “önlük” giyilmesi kararını veren Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarındaki çaresizliği gibi “tek tip” olalım. Bize dokunmadığı sürece, rahat koltuklarımızda oturup, televizyonlardan futbol maçlarını izler gibi, savaşları, katliamları, ölümleri izliyor sonra da “işimize” dönüyorduk!
Çünkü dünyadaki her türlü zulme, baskıya, saldırıya, katliama, ölüme, yağmaya, talana, sömürüye, işgale, yoksulluğa, yoksunluğa, açlığa, hastalığa, sefalete karşı “hayat devam ediyor”du.
Ama bir şeyler gelip size dokunuyordu! Çünkü siz, adil olmayan bir bölüşümden daha fazla payı kendine ayırıp, başkalarına kan kusturan, yeri geldiğinde onları ölüme gönderebilenlerin, size sunduğu olanakları görmeden ya da görmek istemeden sağladığınız gönenci inkar edemeyecek kadar bencilleşebiliyordunuz… Belki içinizde bunları haykıranlar da çıkıyor ama bir şekilde susturuluyor, düzene entegrasyonu sağlanıyordu…
Ve ölüm, “hiçbir suçunuz yok iken” gelip sizi bulabiliyor; üstelik bırakın keyfini çıkartmayı, “bundan böyle markete giderken bile rahat edemeyeceksiniz” denerek hayatınızı diken üstünde tutmaya başlıyordu.

SENKRONİZE EDİLMİŞ
HAYATLAR

Henüz daha başlamadan “cılkı çıkmıştı” zaten. Konu, dünyanın gelişmiş ve gelişmekte olan en büyük ekonomisine sahip ülkelerin liderlerine şov olanağı tanıyan ve “mış gibi yapmanın” tavanlarında dolaşılan G- 20 Liderler Zirvesi, esasında hayatta her şeyin “laga luga” olduğunun da göstergesiydi.
Öyle olmasaydı, bir sürü lafın sıralandığı sonuç bildirgesinin içi bu kadar boş olabilir miydi? Öyle olmasaydı, bu kadar sorunun arasında Putin’in ceketini çıkartarak kendisini karşılayan araca binmesi, televizyon kanallarında haber sırası alabilir miydi? Öyle olmasaydı, binilen zırhlı araçların değerinin 4.5 milyon TL, hangi yerinde ne olduğu basında önemli yer tutar mıydı? Öyle olmasaydı, Suudi Kralı’nın arabaları, kamyon kamyon getirttiği eşyalar, maiyetindeki 1000 kişi, kapattığı otel, yaptırdığı yemekler evir çevir gözümüze sokulur muydu? Öyle olmasaydı, “Obama’nın beklenen golf vuruşunu yapmamasına” ülke olarak bu kadar vahlanır mıydık?
Peki, soru şu: G-20’de verilen bir “çalışma yemeği”nde garsonların 41 kişiye, heyettekilerin başlarında sürekli dikilerek, aynı anda ve senkronize şekilde servis yapması, sizin aklınıza, hayatların da tek tiple senkronize edilmeye başlanacağı kuşkusunu mu yoksa gelir bölüşümün daha adil olacağı umudunu mu  getirirdi?

KATİL TRENDE AMA
MAKTUL DE ZATEN ÖLÜMÜ HAKETMİŞTİ

Agatha Christie’nin “Doğu Ekspresi’nde Cinayet” romanındaki Samuel Ratchett cinayete kurban giden kişidir ama aslında o trendeki en kötü, en iğrenç, en zararlı, en yok olası insandır.
Kendini zengin bir Amerikalı olarak sunan (uşağı ile gezmektedir, mesela) ama esasında fidyecilik,  cinayet gibi suçlardan tutuklanmasına rağmen delil yetersizliğinden salınan, asıl adı Casetti olan bu İtalyan’ın öldürülmesinin suç olup olmadığı tartışmasının içindesinizdir artık. Okur olarak katil ya da "katilleri sevmeye" bile başlıyorsunuz, bir yerde

LEGAL İLE İLLEGALİTENİN AYRILDIĞI NOKTA:
HUKUK VE ADALET


Düşünsenize, dünyanın en büyük ekonomisine yön veren 20 ülkenin liderleri toplanıyor ve sözde “günah çıkartırken” dünyaya nasıl ayar vereceklerini konuşuyor. Yani, kendi elleriyle küreselleştirip emperyalizmin askerliğinde vizyona soktukları sermayenin canavarlıklarını şirinleş tirme, kötülüklerini törpüleme çabalarını izlettiriyorlar.
Tam “G-20 şovu” başlamadan Uluslararası Şeffaflık Örgütü (Transparency International) devreye giriyor ve  özetle “G20 ülkeleri yolsuzluk faillerinin kimliklerini paylaşmıyor, sınır ötesi para naklini kolay kılıyor. Büyük bölümü şirket ortaklarının saklanması yolu ile senede 2 trilyon dolara yakın bir meblağ aklanıyor.” diyor.
Sonrasında Putin, G-20 Liderler Zirvesinde bombayı patlatıyor ama ne bomba: "IŞİD, 40 ülkeden finansal destek alıyor. Bu ülkeler arasında G-20 üyeleri de var". Legalite ile illegalite hiç bu kadar kördüğüm olmamıştı, değil mi? Bu noktada arayıp bulamadığımız şeylerin başında hukuk ve adalet geliyor elbette.
Birileri “suçluyu biliyor”, “maktul” de ortada… Demek ki, “maktul pek muteber değil”miş, Agatha Christie’nin “Doğu Ekspresi’nde Cinayet” romanında karşımıza çıkan trendeki maktul gibi…

Yazarın Diğer Yazıları
YERİN KULAĞI
  • İnternet sitesinin anketi!!
  • K. Ersun Yanal  hayranı medya!
  • Futbol zirvesine Sümer neden gitmedi?
  • Evde yatıp para kazanacaklar!
  • Atatürk karşıtı tarihçiye ödül!
  • MHP’de iki çift bir tek!
  • TFF Trabzonspor’u haraca bağladı!
  • Fevzi Hoca’nın misafirleri!
  • ‘Evet’ platformu için işadamlarına baskı!
  • ‘Kapı kapı dolaşacağım!’
1/20
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.