• BIST 96.811
  • Altın 243,870
  • Dolar 6,2696
  • Euro 7,3810
  • Trabzon 23 °C

YAŞLANMAYAN RUHLAR

İlham Süheyl AYGÜL

Yirmi beş  yıl sonra İşletme mezunları olarak toplanmaya karar verince sevgili sınıf arkadaşım Özgür'ün, Cenk'le bizi toparlamasıyla uçağa binip İstanbul'dan Ankara'ya doğru  keyifli bir sohbet içerisinde  nostaljinin büyülü kollarına doğru kanatlandık.
Üniversite kentimize inince doğrudan otele yerleşip hızlı bir duş aldıktan sonra gecenin çöken  karanlığına rağmen yıllar sonra göreceğimiz arkadaşların içimize dolduran aydınlığı ve tatlı bir heyecan ile bahar kokuları saçılan başkent gecesinin trafiğine karışarak biraz da değişen caddeler nedeniyle telefonda dost desteği alarak gecenin yapılacağı mekana vardık.
İlk etapta yakın tanıdığımız bizi karşılayan bir kaç dost dışında bir yandan hafıza zorlatan bir çok eski dostla el sıkışırken bir yandan da havada uçuşan isimleri hafızamızda yer bulmaya çalışarak masada kendimize bir yer bularak oturduk. Yıllar sonra her birimiz artan kilolar, dökülen saçlar ve değişen imajlara rağmen değişmeyen tek şey ortak hafızamız ve yaşlanmayan ruhlarımızdı belki de. Herkes yaptığı işi gücü, çocukların sayıları üzerinden ara bilanço almaya ve vermeye çalışır haldeydi. Telefonlardaki  çocuk  resimlerine bakarken çoğumuz başlayan yakın görüş bozukluğu nedeniyle ellerimizle telefona kırk beş derecelik açılar çizdiriyorduk. Her konuştuğumuz dostla tozlu antikalaşmış zaman komedinin farklı bir çekmecesi içerisinde gizli kalmış bir anıyı dışarı çıkarıp keyifli kahkahalar attık. Şarkılar söylendi, toplu resimler çekildi, doyasıya konuştuk ve eğlendik. Zaman tüneline daldığımız çok keyifli bir akşam oldu o akşam. Gecenin bitiminde dostlarla tek tek el sıkışarak ve tekrarında buluşmak sözüyle, güzel duygularla vedalaştık. Saçlar gibi seyreldikçe, zaman gibi tükendiğinde şüphesiz iyice değerleniyor dostluklar...
Geceye otelin barında devam ederken ''Zamanın nasıl acımasızca kanatlandığını ve ne kadar paha biçilemez olduğunu, başkalarındaki değişimi çok rahat görüp hissederken, ruhlarımız yaşlanmadığı için kendimiz hakkında nasıl iyimser kalabilmeyi başardığımızı'' konuştuk. Hayatta söylediğimiz en büyük yalanlar, aslında kendimize söylediğimiz yalanlar. Asıl olanın ne kadar yaşadığımız değil, yaşadığımız sürece yaratacağımız güzellikler olduğu konusunda karara vardık. Yolda çocuklar ''Amca saat kaç?'' diye sorduğunda, yaş günü pastasındaki mum sayısı pastaya sığmaz olduğunda, yaşadığımız yılların ayakkabı numaralarımızı geride bırakması bile anlam ifade etmeyen ''hiç yaşımı hissetmiyorum'' tesellisinde olan genç ruhlarımızla kalan zaman için bir an önce ciddi bir konuşma yapılması gerektiği ve bundan sonra en önemli şeyin kalan zaman olduğu konusunda mutabakata vardık. İnsanlar yaşadıkça yaşlandıklarını sayarlar halbuki yaşamadıkça, güzel şeyler yapmadıkça belki de yaşlanırlar. Hepimiz korkularımız kadar yaşlı, umudumuz kadar genç değil miyiz?
Genç kalmak değil zamanı yakalamaktı önemli olan, zamanla yarışmamak değil zamanla barışmaktı kritik olan. Bir kova dolu suyun içine elinizi sokup çıkardığınızda oluşacak boşluk süresi kadar evrende yer tutuyor insan. Kalan sürede güzel şeyler yapmalı...
Belki de en doğrusu Şems-i Tebrizi'nin sözlerine kulak vermek;
Bir şey yap, güzel olsun... Çok mu zor o vakit güzel bir şey söyle... Dilin mi dönmüyor? Öyleyse güzel bir şey gör veya güzel bir şey yaz... Beceremez misin? O zaman güzel bir şeye başla... Ama hep güzel şeyler olsun... Çünkü; insan hep ölecek yaşta...

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.