• BIST 106.239
  • Altın 161,321
  • Dolar 3,8713
  • Euro 4,5671
  • Trabzon 13 °C

YASLAR ÜLKESİ

Havva GÜNAYDIN LAKUTOĞLU

Geçenlerde sosyal medya aracılığı ile bana bir yazı geldi.

Arkadaşım “Düş dokumacısı- Douwe Draaısma” adlı kitabın özetini göndermişti.

Başlıkta bir not vardı; “Yaşamın uzun olup olmadığı önemli değil, nasıl oynadığın önemlidir.”

Unutmayalım ki hayatın provası yoktur diye devam ediyor.

Kitapta John Hanlon adlı bir şahsın şiirinden bahsediliyordu.

Şiirin adı “DOĞDUK”.

Şiirde cenaze arabası atları dizginlerinden geri geri çekerek cenazeyi cenaze evine götürür. Orada yas tutan insanlar geri geri kapıya giderek dışarı çıkarlar.  Birkaç gün sonra merhum cenaze evinde uyanır. İyileştikten ve kuvveti yerine geldikten sonra çalışmaya başlar. Yapılacak çok iş vardır; Köprüler yıkılacak kasaba ve şehirler yerle bir edilecek, kömür ve petrol yerin dibine yerleştirilecektir.

Şiirde insanlar sadece hareket eder ve hiç konuşmazlar.

Zamanı geriye çevirmek düşüncesi ise imkânsızdır.

Keşke binlerce ölen masum şehitlerimizi geri getirebilseydik.

Keşke her gün bir cinayete kurban giden masum kadınları geri getirebilseydik.

Keşke minibüste tecavüze uğrayıp ardından işkence gören hayatının baharında ki Özgecan’ı geri getirebilsek.

Keşke…

Son dönemde ne çok keşke dedik. “Keşke”lerimizi saysak yüzlerce keşke ile karşı karşıya kalırız.

Keşke iyiliklerin olmadığı zamanlarda söylenir. Biz iyiliklerden uzak kötülüklerin ülkesinde yaşıyoruz.

Ne çok şey aldınız hayatımızdan.

Son zamanlarda yapılan hain saldırılarda yüzlerce asker ve sivil şehit oldu.

Hemen hemen her gün yas yaşayan ülkemde saygı ise şehitlerimizle birlikte yok oldu.

Eğlenceden, yarışma programlarından, gece gezmelerinden hiç taviz vermiyoruz.

Savaş kapıya dayandı.

Eğlencesi ve yası ile bir başka âlemdeyiz.

Yasalar ve töreler bir cehennem yarattı.

Bizler ise bu cehennemin ortasında sadece izliyoruz.

Hayat amacını keşfetmesi ve hayatına anlam, yön ve doyum bulması gereken insan amaçlarını ararken başka bir hayat amacı yaşamaya başladı. Bu da hayatta kalma mücadelesidir.

Ya 20’li yaşlarda şehit düşen fidanlarımız.

Hayatımızın akışı içerisinde yaşadığımız olaylar, birlikte olduğumuz kişiler, arkadaşlarımız, dostlarımız, işimiz, ailemiz, ülkemiz, milletimiz hiç birini tesadüfü olarak yaşamıyoruz.

Bir öykümüz var.

Adı “Yaslar ülkesi”

Ama bu öyküdeki yaşam maalesef bizim hak ettiğimiz yaşam değil.

Bu ülke atalarımız tarafından nasıl kurtarılmış?

Nasıl bizlere emanet edilmiş?

Bizler bunları hep unuttuk…

Geleceğimizden endişe duyar olduk.

Geleceğimizi koruyacak kişilere ise güvenemez olduk.

Ben artık hor görülmek istemiyorum.

Güvenlik ve huzur içinde yaşamak istiyorum.

Bu olması gereken değil midir zaten?

Her ölenin ardından “Yitirmek”ten bahsediyoruz.

Biz aslında her gün insanları kaybederken aslında yitip giden nedir biliyor musunuz?

Tabii ki sorgudan uzak insanlığın ta kendisidir.

Her gün gördüğümüz bu kâbusun artık yorumlaması bile yok.

Bilim adamları şeker hastalığı, kalp rahatsızlıkları, kanser gibi hastalıklara çözümler bulup. “Artık bu hastalıklardan kimse ölmeyecek” diyor.

O zaman bizler neden her gün ölüyoruz…

Her gün yaşadığımız ölüm korkusu bizi ölümden daha korkunç hallere soktu.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.