• BIST 109.330
  • Altın 155,894
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • Trabzon 14 °C

YAZI MI GELMELİ, TURA MI?

Ali Rıza Keskinalemdar

Çocukluğumuzda mahalle maçlarını yaptığımız sahalar arasında eğimli olanlar da vardı; tıpkı eski Cumhuriyet şimdiki Kaledibi İlköğretim Okulu’nun bahçesi gibi…  İlk yarı mı, İkinci yarı “aşağı kale”ye atak yapmanın daha avantajlı olacağı düşüncesiyle, önemli olurdu kale seçimi…

Genelde hakemsiz mahalle maçları yaptığımızdan olsa gerek maça başlarken parayı işe karıştırmaz, bir tarafını tükürükle ıslattığımız düzgün taşı “yaş mı, kuru mu” diye havaya fırlatırdık. Gençlik dönemine geldiğimiz dönemlerde ise paraya terfi etmekle birlikte biraz işi sağlama bağlamak adına biraz da gırgırına para atışını “Allah’ın hakkı üçtür” tekerlemesiyle üç kez yaptığımız da olurdu.

Kaleler, iki koca taştan oluşurdu. “En temiz gol” yerden giden top sayesinde anlaşılırdı. Havadan ya da yandan gol olup olmadığına karar vermek için kimi zaman uzun tartışmalar çıkardı. Kısa boylu kaleci her zaman avantajlıydı. Çünkü “üst direk” kalecinin kolunu kaldırma hizasıydı. Çizgileri de olmazdı sahanın. O nedenle “topun çizgiden çevrilip çevrilmediği” de tartışmalıydı. Basketbol maçlarında olduğu gibi sık sık dururdu oynadığımız futbol maçları.

Oynadığımız oyunun bulunulan ortamın koşullarına göre kuralları vardı ama anlık göz algısına ve taraf olma durumuna göre bu kurallar eğilip bükülebilmekteydi. Atak yapan takımca pozisyon “gol”, “penaltı” ya da “köşe vuruşuydu”; savunan takım oyuncularına göre ise “gol değil”, “olur mu böyle penaltı” ve “dışarda”ydı!

Resmi karşılaşmalarda saha koşulları düzgün, çizgiler belirgin, kaleler direkli ve fileli, üstelik birden çok hakem olmasına rağmen hiç tartışma olmuyordu sanki! “Dışarı çizgisi yardımcı hakemi” yarım metre önündeki mücadeleden ne sonuç çıkacağına karar vermiyor, çoğu zaman “zevahiri kurtarıyordu”!

Karar vericilerin sayısının artmasına ve teknolojinin gelişmesine rağmen, profesyonel maçlarda, kuralların göreli olduğu mahalle maçlarından daha fazla tartışma ve kavga yaşanıyordu neredeyse. Çünkü profesyonel maçlarda akçeli işler egemendi; sıradan insanların hayal edemeyeceği ölçüde paralar dönüyordu ortalıkta!

 

GÜVEN ÇOK İNCE BİR ÇİZGİDİR

Çok bilinen bir hikâyedir. İngilizlerin adalete verdikleri önemi anlatan hikâyelerden biri…

İngiltere’de hâkimlerin maaşı yoktur. Onun yerine ihtiyaçları oldukça kullandıkları kredisi sınırsız çek defterleri vardır. İngiliz devleti hâkimlerine o kadar güvenir, işte… Bir gün hâkimin biri bir bankaya gidip 1,000,000 poundluk bir çek bozdurmak istediğini söyler.

Bunun üzerine ortalık karışır... Banka yöneticileri en üst makamdan onay almadan bu kadar parayı veremeyeceklerini söyleyip hemen İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Başbakanlık gibi birimlere telefon ederler. Ancak aradıkları her yerden gelen yanıt aynıymış: ÖDEYİN!

Gel gelelim bankada o kadar nakit yokmuş. Hâkimden ertesi  gün gelmesi rica edilmiş. Ertesi gün para bir bavul içinde hazırmış.  Hâkim parayı alıp, gitmiş… Aradan birkaç gün geçmiş. Hâkim çıkagelmiş. Parayı bankaya geri vermek istiyormuş. Banka yönetimi şaşırıp kalmış. Hemen Adalet Bakanlığı'nı aramışlar. Derhal bakanlık müfettişleri devreye girmiş ve hâkime hareketinin sebebini sormuşlar. Hâkim "Kraliçe’nin hükümeti bize gerçekten bu kadar güveniyor mu? Onu sınadım" cevabını vermiş. Raporlar bakanlığa iletilmiş ve aynı gün hâkim azledilmiş. Adalet Bakanlığı hâkime gönderdiği yazıda gerekçeyi şöyle açıklamış:

"Kraliçe hükümetinin saygın bir hâkimi, devletine güvenmiyor ve onu sınıyorsa, devlet ona asla güvenmez." 

"Güven" çok ince bir çizgidir. Onu kalınlaştırarak kırılmasını engelleyen tek şey, "iki taraflı" olmasıdır.

 

GERÇEKLER KARŞITLIĞIN İKİ AYRI YÜZÜNDE SAKLIDIR

Dershanelerin kapatılması bahanesiyle başlayan ve uzantısında 17 Aralık 2013 tarihinde “Büyük Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonu” olarak süren iktidara sahip olma kavgasından ortalığa dökülen iktidar içi safralarının nasıl temizleneceği hususunda bir telaştır gidiyor…

Kimi, kimilerince görevlendirilmiş gazetecilerin ulaklığında, kimine karşı, danışıklı izlenimini veren “sulh mektupları”yla “devletin yönetildiğini” düşünmek, devletin içinde nasıl çok kolaylıkla paralelliklerin kurulabileceğinin de özetir aslında.     

Başbakanı, 17 Aralık sonrası yaptığı bir konuşmada “Yasama da benim, yürütme de” dediğinde HSYK’dan dolayı “yargıyı yargılama yetkisinin olmayışından” dolayı hayıflanır durumda görmek, “ileri demokrasimiz” açısından hâlâ çok büyük “eksiklikleri” taşıdığımızı anlamamızı sağlıyordu zaten.

Öyle ya, yargı yetkisi de Başbakan’da olsa, işlem tamamdı; “ister asardı, isterse keserdi”! Ayrıca, bu kadar erk ayrılığından “doğru ve hızlı karar çıkabilir miydi”? Ne kadar sinir bozucu bir durum, değil mi?

İktidar ortaklarının aralarında yaşadığı birbirlerine “madik atma” yarışı kızışmasaydı, “kirli çamaşırların” ortaya saçılma dönemine gelinmeseydi, bu yolsuzluk ve rüşvet işlerinden bu kadar erken bilgi edinmemiz mümkün olmazdı. 

Ama AKP hem kendisiydi hem de kendisinden başka bir şeydi…   Dolayısıyla şimdiye kadar “uyum içinde” sürdüğü sanılan “zıtların birlikteliği” bir gün sona erecekti elbette!

 

BU KADAR BİLGİNİN AKTIĞI MAKAMDA “SAFLIK” MÜMKÜN MÜ?

1974 yılında rahmetli Bülent Ecevit’in CHP-MSP koalisyon hükümetinin başındayken, 12 Mart darbesiyle birlikte ABD desteğinde kurulan ve ordunun paralel bir yapılanması olan Kontrgerilla’dan, zamanın Genelkurmay Başkanı’nın “örtülü ödenekten birkaç milyon dolar istemesiyle” birlikte “tamamen tesadüf eseri” haberdar olması gibi AKP iktidarının da 12 yıldır devletin içindeki “paralel devlet”ten, yolsuzluğun izlerinin kendilerine ulaşmasıyla “tesadüfen” haberdar olduğunun ifade edilmeye çalışılması, fazlaca “saflık belirtisi” değil midir?

 

Dün hayatları zindan edilenlere karşı yaptıkları operasyonlarla “cici çocuklar” olanlar, bugün “kaka çocuklar”a dönüşmüşlerse, bu kadar bilginin aktığı makamlarda oturanların “saflık” numaralarıyla bu değişimi açıklamaları mümkün olabilir mi?

 

Birincisi olmadıysa, ikincisi de olmaz; en iyisi üçüncü kez atılacak yazı–tura ile adaleti sağlamaya çalışalım. Bu kadar değerlerinin içi boşaltılan, hukuksuzlaştırılan ülkede olsa olsa adaleti yazı tura ile belirlemek belki de daha adil bir çözüm gibi görünüyor.

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.