• BIST 97.324
  • Altın 279,483
  • Dolar 5,8459
  • Euro 6,5153
  • Trabzon 17 °C

Yeni sembol “Sarı damper”

Havva GÜNAYDIN LAKUTOĞLU

İstanbul’da ağaçlar teker teker kesiliyor sonra da onların yerlerine şantiyeler kuruluyor. Ve koca koca binalar, siteler yapılıyor. Daha sonrasında ise evlerin duvarları, tavanları tahtadan yapılıyor.

Moda ahşaptan evler. Çok komik değil mi?

Nereden mi biliyorum?

İstanbul bir şantiye olunca bizde her şeyi bilir ve öğrenir olduk.

Binlerce ağaç kesiliyor. Sonrada sözde duyarlı ve hassas olduklarını göstermek isteyenler ağaçlar dikiyor. Esas komik olan ise kuruyan ağaçları da yeşile boyayanların olduğu güzel ülkemde her şey sanki sadece göz boyama üzerine kurgulanmış gibi. Ağaçlar bile sprey boya ile boyanıyor baksanıza.

İstanbul’da nefes alınabilir alanlar artık yok denecek kadar az. Hal böyle olunca da hafta sonu İstanbullu büyük bir kabus yaşıyor.

Trafik denilen canavar insanları bezdirdi.

Hafta içi ise cabası.

Nefes almak, stresini atmak isteyenler, hafta sonu iki katına çıkan trafik canavarı ile zamanını yine yollarda geçiriyor.

İstanbullu mutsuz yüzlerle ve her an tartışma yaratacak gibi duran ifadesi ile geçiyor direksiyonun başına saatlerce gideceği yere ulaşmak için çaba sarf ediyor.

Kendi doğal sisteminde büyüyen ağacı kazanç uğruna keser ve yok ederseniz sel olur, doğal afet olur. Bizler sizin sermaye ve rant sevdanız için her gün ölüyoruz. Tükendik!

Yarattığınız sebebin sonuçlarını hep halk çekiyor, yetmedi mi?

Halka yaptığınız bu işkence ne zaman son bulacak?

Deprem gibi ayağımızın altındaki zemin sürekli sallanıyor, sebebi sırf dış etkenler ve halkı hiçe sayan sermaye düşkünleridir.

Yanlış yapa yapa doğru bulunuyorsa niye yine hep yanlışlar yapılıyor. Üstelik de her gün artarak. Doğru nerede?

Bu şehir artık bir girdap…

İstanbul’da kaçış yeri kalmadı. Çünkü kaçış kapısı bırakmadılar.

Tüm kapıları kapattılar bizleri bir fareyle oynar gibi bir fanusun içine koydular; Bir deney faresi gibi. Bir kobay gibi; Denek gibi.

Dönüp duruyoruz. Güzelim şehrin girdabı içerisinde.

Adına aşk şiirleri yazılmış, adına hikayeler, senaryolar yazılmış güzel şehir, gelin şehir seni ne hale getirdiler. Üstelik de hiç hak etmediğin halde…

Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler.

Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler…

Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu.

Dizelerinde Necip Fazıl İstanbul’un eşsiz güzelliğini anlatır.

Ya da Nedim’in dediği gibi “İki deniz arasında tek bir elmas parçası” İstanbul.

Peki, neredesin?

Eğer sen İstanbul isen yine masalını dinlemek istiyorum.

Şehrin logosunda şehrin tarihini, dokusunu, yedi tepesinin silüetini görürüz. Bugünlerde İstanbul’un logosu artık sarı damperli kamyonlar…

Toz duman ve hafriyat kamyonlarının çirkin görüntülerinden uzakta yine seni dinlemek ve seni izlemek istiyorum tıpkı bir aşık gibi. Yine erguvan kokularını koklamak istiyorum ama Erguvanilerden çok uzakta…

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.