• BIST 107.212
  • Altın 151,535
  • Dolar 3,6828
  • Euro 4,3280
  • Trabzon 19 °C

“YENİ TÜRKİYE”YE YENİ OYUNCAKLAR GEREKLİYDİ

Ali Rıza Keskinalemdar

CB seçimi geride kaldı; bizim de elimizde çok malzeme birikti ama yazdık sildik, yazdık sildik bir türlü yazdıklarımızı kendimize beğendiremedik. Kendimize beğendiremediğimiz yazıyı sevgili okuyuculara sunmak olmazdı tabii ki… Zaten CB seçimi sonrası insanların elinde siyaset niyetine kullanabilecekleri çok sayıda yeni oyuncağı oldu. “Memnun musunuz” diye sorsam, cevabını daha önceden TÜİK vermiş ve demiş ki:  “Ülkedeki insanların % 59’u hayatlarından dolayı son derece mutlu ve mesutmuş”!

E, şimdi bu kadar “memnun ve mesut” kitleye ne yazabilirsiniz ki? Bütün sorunları çözülmüş okuyucuya kalkıp “o aslında öyle değildir, böyledir” demenin zorluğunu düşünebiliyor musunuz?

 

YENİ OYUNCAKLARINIZ HAZIR

 Ülkemiz birilerinin ağzından çıkan sözleri alıp ondan anlamlar üretip sonuçlar çıkartmayı marifet sayanlarla dolu. Üstelik bundan cebini dolduranlar, güller gülistanlar içinde bir hayat sürenler de var; akıl verip akildane olanlar da… Anladığınız gibi “tahmin-totoculuğa” alıştırılmış ve bundan muhabbet yaratan bir toplum haline getirildik. Eskiden dar çerçevede “dedikodu” türünden yapılanları şimdi bütün ülkeye yayarak bunun adına da “siyaset” diyorlar… Tahmin-totolar da gırla gidiyor... Böylece asıl sistem sorunları ise konuşulmuyor…

Çocukluğunu özgürce yaşayamamış belki doğru dürüst oyuncağı bile olmamış, gençliğinde çocukluğa dönmek istemiş birinin, mitinglerde, otobüs kapılarında, Cuma namazı çıkışlarında, duygusuz ve mekanik bakışlarıyla çok muhtemel devletin kesesinden bol bol oyuncak dağıtması gibi şimdi bütün halka verilmeye çalışılan yeni yeni oyuncaklarımız oldu. Bilmem memnun, “mutlu” ve mesut musunuz?

 Henüz daha koltuğa oturmadan yukarıdan aşağıya atamayla başbakanın, “Cumhurbaşbakan” tarafından belirlenmesi ile AKP’de bölünme olur mu? Eğer bölünürse parti kaç yıl sonra biter? Yeni bakanlar kim olur? Yeni Başbakan kendine “ağlayan” bir yardımcı/basın sözcüsü mü seçer yoksa “yağlayan/yıkayan” mı? A. Gül AKP'ye (bir şekilde) döner mi, yoksa yeni bir parti mi kurar? Kılıçdaroğlu ve Bahçeli istifa etmeli mi? CHP'deki "ulusalcı" kanat ne kadar daha "hoplayıp zıplar"; bu "hoplayıp zıplamalar" yaksa yaksa "cümrü kadar yerden" daha fazlasını yakar mı? Sizce CHP'de genel başkan Muharrem İnce, yardımcısı E. Ülker Tarhan olsun mu? MHP'nde Bahçeli'nin yerine sizce kim geçmeli? A'dan E'ye kadar adaylar sıralanır... Erdoğan başkanlık sistemi için anayasal değişiklikleri zorlar mı?

Daha akla gelen gelmeyen bir yığın eğlencelik oyuncak piyasada!

 SMS yaz gönder, "düşüncelerini demokratik olarak belirt"; ekranın sağında solunda, altında üstünde yayımlansın!

 

KANMAK ÖĞRETİLMİŞ BİR ÇARESİZLİK MİDİR? 

Nazım Hikmet, 1949 yılında Bursa Cezaevi’nde  yazdığı “Ellerinize ve Yalana Dair” adlı şiirinin sonunu şöyle tamamlar:

 “İnsanlarım, ah, benim insanlarım, /antenler yalan söylüyorsa, / yalan söylüyorsa rotatifler, / kitaplar yalan söylüyorsa, /beyaz perdede yalan söylüyorsa çıplak baldırları kızların, / dua yalan söylüyorsa, / ninni yalan söylüyorsa, / rüya yalan söylüyorsa, / meyhanede keman çalan yalan söylüyorsa, / yalan söylüyorsa umutsuz günlerin gecelerinde ayışığı, / söz yalan söylüyorsa, / ses yalan söylüyorsa, / ellerinizden geçinen / ve ellerinizden başka her şey / herkes yalan söylüyorsa, /elleriniz balçık gibi itaatli, / elleriniz karanlık gibi kör, / elleriniz çoban köpekleri gibi aptal olsun, / elleriniz isyan etmesin diyedir. / Ve zaten bu kadar az misafir kaldığımız / bu ölümlü, bu yaşanası dünyada / bu bezirgan saltanatı, bu zulüm bitmesin diyedir.” 

Sorun burada; şimdiye kadar “ellerinizin balçık kadar itaatli, karanlık gibi kör, çoban köpekleri kadar aptal olsun, isyan etmesin, bu bezirgan saltanatı, bu zulüm bitmesin” diye kurgulandı her şey… Ve bu çaresizlik size kafanıza vura vura öğretildi. Ancak onların gösterdiği ve biçimlendirdiği kadar hayatın mümkün olabileceği nakış nakış işlendi; benimsetildi. Başka hayatın mümkün olmadığı öğretildi. İkna edildiniz ve kandınız. Bu çemberin içinde debelenip durmak zorundaydınız.

 Düz duvarları olan beş metrelik, on metrelik çukurlara attılar sizi. Oradan çıkamayacağınızı gösterdiler. Sonra yukarı alındınız kurtarıcınız tarafından. Artık önünüzdeki diz boyu duvarları bile yardımsız aşamayacak hale getirildiniz. Yarım metrelik duvarlar bile sur gibi gelmeye başladı gözünüze.

 Ve başka hiçbir şey denememeniz öğretildi. En iyisi buydu; daha iyisi hiç olmamıştı ve olmayacaktı!

 Çevreyi ve geleceği hiç düşünmediniz. Günü kurtarmayı kâr saydınız. Size dokunmuyorsa “yılanı bin yıl yaşattınız”. “Her koyunun kendi bacağından asılacağını” düşündünüz.

 “Ayran budalaları” gibi ağzınız açık, ışıltılarla dolu bir gemiyi içindekileri var etmeniz koşuluyla limanda toplaşarak uğurladınız, çığlıklar attınız. Karşılığında da o gemiden de size oyuncaklar, hediyeler atıldı!

Kandınız. Bu çember içinde kalmayı, orada oynamayı ve dışına çıkmamayı benimsediniz.

 

 ZENGİNLEŞEBİLDİNİZ Mİ BARİ?

 Oysa siyasilerin kendi aralarındaki dedikoduları sizin sorununuz değildi ve aslında olmamalıydı. Ama alıştırıldınız. Orada pişecek size de düşecekti!

 Bu, bir gün çıkar diye piyango bileti almaya benziyor. Sahi, o piyango biletini de “size de çıkabilir” diye satıyorlardı, değil mi?

 Oyunuzu kaçak köçek işlerin yasallaştırılması için, rant için, vurgun için, talan için, yağma için, hayat damarlarının kesilmesi için kullandınız. Bunun sonunda zenginleşecektiniz. Belki küçük bir bölümünüz “zenginleşmiştir” ama hepiniz değil. “Sıramı bekliyorum, sıra bana da gelecek” diyorsanız; bilmem o pasta size yeter mi? Ya da o “havuza” sizi sokarlar mı?

 Aslında birilerinden alınıp birilerine verilen ve sanki kendi ceplerinden veriyormuş havası basılan “sosyal yardım”lardan 6 milyon hanenin nasiplendiğini unutmayınız!

 

OYSA ASIL KONUŞULMASI GEREKENLER BAŞKA ŞEYLER DEĞİL Mİ?

 Bu ülkede “ölümü gösterip sıtmaya razı edilmiş” bir kuşak yetişti ve onlara “oturun oturduğunuz yerde, oturmazsanız, kodum mu oturturum” çaresizliği öğretildi. Hak aramak isteyenler dövüldü, yerlerde sürüklendi, ağzı burnu kırıldı, tekmelendi, gaz yedi, cop yedi, öldürüldü. Kimileri yıllarca hapis hayatı yaşadı; hem içeride hem dışarıda!

 İnsanların sabah şafak sökerken evlerinden gözaltı için alınmalarına sahur vakitleri de eklendi. Bir şeklide çemberin dışına taşanlar “bu bezirgan saltanatının, bu zulmün” bekası için “cezalandırıldılar”. Kendileri için “din ve iman”ın aslında ne olduğunu da anlattılar, tabii ki anlayana!

 Oysa asıl konuşulması gereken şeyler buzdağının gösterilen yüzünde olanlar değil, farkındasınız sanırım.

 Size dağıtılan yeni oyuncaklarınız ile oynamaya başlamadan, 28 Ağustostan sonra oluşturulacağı söylenilen “Yeni Türkiye”den havaya saçılan havai fişeklerin albenisine aldanmadan, lütfen düşünün! Ve kendinize “kanmak ve susmak için izin vermeyin”!

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.