• BIST 105.026
  • Altın 162,753
  • Dolar 3,9187
  • Euro 4,6430
  • Trabzon 5 °C

YEŞİL YOLCU

Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu

Doksanlı yılların başlarıydı… Karadeniz dağlarına yaptığımız uzun süreli doğa gezilerimizin zirve yaptığı dönemdi. Ayder’den girer, Yusufeli’nden çıkardık. Santa’dan başlayan efor dolu geceli-gündüzlü yürüyüş, Üçbahar üzerinden Çatak ve Trabzon’a kadar sürerdi. Geceleri çadır kurar, kamp ateşi etrafında yaşama büyük ölçüde aynı algılama anlayışı ile bakan arkadaşlarla koyu sohbetlere dalar, çoğunda da hiç uyumadan sabahlardık. Macera dolu günlerdi…

Bir yaz başında Sümela manastırının yanından devam ederek çıktığımız Hanzuka yaylası ve daha yukarısında yer alan Karaağaç’taki konaklamamızı hiç unutamam. Muhtar Mehmet, “Celepoğlu”, Balıkçı Nuri ve üniversiteden iki doğasever akademisyen arkadaşımla birlikte yapmış olduğumuz iki günlük bu doğa yürüyüşünde yaşam anlayışımın çok daha geliştiğini, doğa ve insan sevgisi üzerine çok farklı deneyimler yaşadığımı hatırlıyorum.

***

Karaağaç yaylasına vardığımızda akşam olmak üzereydi. Henüz yaz başı olduğundan birkaç evden oluşan yayla henüz şenlenmemişti. Sadece “Oflu Ahmet dayı” olarak tanınan yayla çobanı, yaylada hayvan otlatma sezonunu başlatmıştı. Biz yaylanın biraz dışında orman kenarında bir kamp yeri seçip çadırımızı kurmuş, kendimizi gecenin keşfedilmesine hazırlamaya başlamıştık. Kamp ateşimizi yine yakmış, akşam yemeği hazırlıklarına girişmiştik. Bizi yaylada karşılamış olan Ahmet dayı yayladan çıkagelmiş bize katılmıştı. Israrla bizi yaylaya davet etmiş, dışarıda kalmamızın riskli olduğunu anlatarak, boş evlerden bir tanesinde geceleyebileceğimizi söylemişti. Çoban Ahmet dayı bizim bildiğimiz Karadeniz konukseverliğini ziyadesiyle göstererek o gece dışarıda konaklamamıza gönlü bir türlü elvermemişti.

Biz kendisine gezimizin esas amacının olabildiğince doğa ile buluşmak, yıldız dolu geceye karşı hayale dalmak olduğunu anlatmıştık. Bizi ne kadar anlamıştı bilmiyorum, ama paylaştığımız akşam yemeğinin ardından yayladaki evine dönerken aklı bizde kalmıştı… Biz kamp ateşi etrafında sabaha kadar süren sohbetin ardından sabahın ilk ışıkları ile uykuya dalmak üzere iken, bizim Ahmet dayı elinde kaymak, peynir, tereyağı gibi değerli yayla ürünleri ile çıka gelmiş, bize kahvaltı sofrasını kurmaya başlamıştı.

Kahvaltı sonrasında tekrar yola çıkmak üzere hazırlıklara giriştiğimizde Oflu Ahmet dayı, yola yürüme değil de yayladan bize vereceği atlar ile devam etmemizi önermişti. Bizim trekking zevkimizi “sabote etmeye” niyetli olan bu yayla çobanının bu teklifini de nazikçe geri çevirip yokuş yukarı yola koyulmuştuk. Gün batmak üzere iken heyelanlı bir köyden Altındere vadisinde bir yerlere inmeyi başarmış ve bir kamyon kasasında Değirmendere’ye kadar ulaşmıştık.

***

Yeşil doğaya yapmış olduğumuz bu yolculukların hepsinde farklı deneyimler kazanmış, yeni gözlemler yapmıştık. Doğa ve insan sevgisi dolu bu yeşil yolculuklarda hep “yeşil yolcu” olmuştuk. Bizim için yolun hiçbir önemi yoktu. Hatta bazen içerisine düştüğümüz dikenli ormanlarda kendi yolumuzu açmak zorunda bile kalmıştık. “Yeşil Yol’cu” değil de “yeşil yolcu” olmanın insana katacağı evrensel değerleri bu ülkede hangi iktidar bir gün anlayabilir bilmiyorum. Umarım o gün geldiğinde her şey bitmiş olmaz.

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.