• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Trabzon 4 °C

YİNE BALIK TUTMAYI ÖĞRENEMEYECEĞİZ

Ali Rıza Keskinalemdar

AKP’nin Trabzon’da milletvekili seçimi için 49 aday adayı çıkartabilmesi  karşısında, ne yalan söyleyeyim, biraz şaşırdım. Duyumlarım 80 aday adayı olduğu yönündeydi. Sayı 49’da kalınca “AKP Trabzon’da umut olmaktan çıkıyor mu” diye “kaygılanmaya” başladım.  Öyle ya, ülkeyle birlikte Trabzon’u da “projeleriyle uçuran” ve “marka şehir” yapan AKP’de “vatan, millet ve hizmet aşkıyla” yanıp kavrulup, özellikle “garanti 6-0”ı duyanların, milletvekili olmak için uzun kuyrukların oluşturması beklenirdi!

Yine de 49 aday adayı sayısı fena sayılmaz tabii ki… Yerel gazetelerden izlemeye çalışıyorum; hepsi birbirinden daha iddialı, daha “projeci”, “Trabzon’un sorunlarını ve çözüm yollarını” daha iyi bilmekte… Bu durum ağırlıklı olarak gazetelerdeki reklamlara, internet sayfalarındaki banner ve haberlere kadar işlemiş durumda… Arada, “beklenen 6-0”a “erken teslim” olmuş gibi duran gariban muhalif milletvekili aday adaylarının da görüntüsü ortaya çıkmakta ama “zavallılar”, sonucunda “nereden bulacaksınız”, “nasıl yapacaksınız”, “var mı bu müteşebbis gücünüz” türündeki alttan alttan “geçirmeler”e maruz kalacaklarını bildiklerinden, azar işitmiş çocuklar gibi köşelere çekilmiş, “kaderlerini” bekleyedurmaktalar sanki…

 

AKYAZI VE “ÇÖZÜM SÜRECİ”

Biliyorsunuz, “Akyazı Projesi” iktidar partisine ikisi genel, ikisi yerel, ikisi referandum ve biri de Cumhurbaşkanlığı olmak üzere yedi seçim kazandırdı 2006’dan bu yana. Akyazı’da Trabzon’un en güzel koylarından biri doldurularak üzerinde şimdilik Trabzonspor maç yapsın diye bir stat inşa ediliyor. Mayıs ayı sonunda bitmesi gerekiyordu ama sanırım bu birkaç ay daha uzayacak.

Akyazı bitmesine bitecek belki ama bu gidişle içinde oynayacak bir Trabzonspor ve tribünlerde onu desteklemeye gelecek “rakiplere cehennemi yaşatan” taraftarı kalmayacak.

Diğer yandan, “Kürt sorunu” için ortaya atılan ve üzerinde büyük vaveyla kopartılan, adına  “çözüm süreci” denilen “proje” de ülke genelinde olarak 2005 yılından (resmi olarak da 2009 yılından)  bu yana iktidar partisi için bayağı “seçim primi” yaratmaya  devam ediyor.

Oku yayından fırlatılan “Çözüm Süreci Projesi” de öyle ya da böyle bir gün, bir şekilde sonuçlanacak; tıpkı “Akyazı Projesi” gibi… Ancak o “proje” sonunda; ne o proje ile seçim kazanmayı marifet sayanlar iktidarda olacak, ne ülke ülkeye benzeyecek ne de vaat edilen özgürlüklerle ve demokrasiye kavuşulacak. Zıvanadan çıkmış bir coğrafyaya uyanılacak.

Yok oluş bir boşlukla başlayacak ve hızla yere doğru kaçınılmaz pikesini yapacak.

 

NİYE GÖZÜMÜZE SOKMAYA ÇALIŞIRLAR ACABA

Araba ile seyahat ettiğimde, ülkenin çeşitli yerlerinde iktidar partisinin reklamlarını içeren totemlere ve bilboardlara rastlarım. O birimlerde genelde İstanbul’daki hayata geçirilecek “yatırımlar” reklam edilir. Metro, Marmaray, 3. Havaalanı, 3. Köprü, Kanal İstanbul gibi…

Peki ya iktidar Kuzey Ormanları’nı yok edecek şekilde 3. havaalanı ve köprü “proje”sinden sonra, Kuzey Ormanları’nın kalan kısımlarını da talan edilmesine neden olacak her iki yakada ikişer milyonluk iki “uydu kent” ile İstanbul’un batı sınırını 50 km kazarak açtığı kanal çevresinde yine 7.5 milyonluk bir şehir yaratmak ister?

Ya 2-3 bin kişinin yaşadığı “kuş uçmaz, kervan geçmez” bir “İç Anadolu kasabası”nın şehirlerarası yol kavşaklarına yerleştirilen totemler ve bilboardlar kime ne satma / pazarlama peşindedir?

İki yıldır yapımı süren, 2017 yılında bitirilmesi planlanan  ve Kazlıçeşme – Göztepe arasında otomobil geçişini sağlayacak Avrasya Tüneli (ki tüp geçit diye bilinir) henüz daha hayata geçmemişken bu kez “Üç Katlı Boğaziçi Geçiş Tüneli” neden gözümüze sokulur; ilgili bakanlığın adı anılarak televizyon kanallarında dakikalarca süren reklamlarla ve gazetelerde tam sayfa ilanlarla?

Hadi anladık, bu tip projeler “cukkası” sağlam, hiçbir devirde tuzu ıslanmayan, her daim yatırımda kullanacağı atıl parası bulunan, “kurtlu” gibi poposunu minderden uzat tutan  mobil “vatandaşları” heyecanlandırır. Peki her adımı para demek olan bu “projeler” cebindeki asgari ücretle ya da “sosyal yardımlar”la dolaşan “garip gureba”yı neden heyecanlandırır ve “umutla dolmasına” yol açar dersiniz?

 

NEREDE HAREKET ORADA BEREKET

İnsanlar, parası ve pulu olmasa da yaşadıkları sürece “umut etmekten” vazgeçmiyor.

Nazım Hikmet’in 1958 yılında Taşkent gezisi sırasında yazdığı “Büyük İnsanlık” adlı şiirinin finalindeki gibi: “Büyük insanlığın toprağında gölge yok / sokağında fener / penceresinde cam / ama umudu var büyük insanlığın / umutsuz yaşanmıyor”.

Bu nedenle her hareketin bereket getirdiğine inanıyorlar. Her hareketin iş, aş ve umut olacağına inanıyorlar. Biraz da bundan değil mi, devleti her ekonomik etkinlikten silkeleyip, iktidarın yıllardır inşaat sektörüne asılması? Her ne kadar “sanayisiz büyüme olmaz” dense de, inşaat sektörü kadar “istihdam yaratan” başka bir ekonomik etkinlik var mı?

Kimin umurunda inşaatın birilerine rant yarattığı, bu yapılırken de çevre ve doğa yıkımlarına, insan sağlığına zarar verdiği? “Yeter ki, hareket yaratsın, elbet bir ucundan nasipleniriz” duygusu hakim olduğu sürece ne anlatırsanız anlatın; bir zamanların mahalle jargonunda söylenegeldiği gibi, “anlat anlat, bant sarıyor”dan öteye geçmeniz mümkün değil.

 

HİKAYEYE DÖNÜŞEN ÖZGÜRLÜK VE DEMOKRASİ

2002 yılındaki seçim mitinglerinde hem “çok kalabalık” hem de tek seslilik henüz yokken basit şeyleri çok bağırmadan tane tane anlatıyor zamanın AKP Genel Başkanı. Mesela, “SGK altında bütün sigortaları birleştireceğiz ve artık siz istediğiniz her hastaneye gidebileceksiniz. Kuyruklarda çile çekmeyeceksiniz” diyordu. Mesela, İBB’den “başarı öyküleri” örnekleri vererek TOKİ ile 10 yıl vadeli “kira öder gibi” nasıl ev sahibi yapacaklarından bahsediyordu. Mesela “gençlere kapılarını açacaklarını ve seçilme yaşını 25’e indireceklerini” ifade ediyordu. Mesela, parlamentoda gençlere yer açmak için “en çok üç kez arka arkaya milletvekili seçilebilme” sınırı getirdiklerini söylüyordu.

Bu arada elbette özgürlükten bahsediyordu ama bu tahmin ettiğiniz gibi sadece “şeriat özlemlerine ışık yakacak” kadar yüzeyseldi. Sözü 28 Şubat 1997’ye getirerek “Önünüzü kesmeye çalıştılar. Bundan sonra yapamayacaklar; yaparlarsa karşılarında olacağız” mesajıyla “askerlere” çakıyordu.

Ve mitingler, sonradan kendileriyle simgeleşen “Beraber yürüdük biz bu yollarda” şarkısının sözünün alanda toplananlarla birlikte okunmasıyla bitiyordu.

Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı sanırım, şu an Cumhurbaşkanı olan iktidar partisinin Genel Başkanı’nın 2002’deki ilk seçim mitinglerinden beri analizini yaptırtmış ki, “Demokrasi, medya özgürlüğü entelektüellerin ilgi alanında, vatandaşın ilgisini çekmiyor”  diyerek, genel seçim stratejisinin ana eksenini “yoksullukla mücadele”ye dönük ekonomi politikalarıyla oluşturmaya çalışıyor.

Şimdilik en büyük “ekonomik politika” kozu da; “Kredi kartı borçlarına af”!

Ana Muhalefet Partisi, çok ilginç bir şekilde “özgürlük ve demokrasinin entelektüel işi olduğunu” ve “karın doyurmadığını” keşfetmiş durumda. Kredi kartı borcunu ödeyemeyen 300-400 bin civarındaki kullanıcıdan aileleriyle birlikte 1 milyon oy bekliyor olmalı; evdeki hesap sandığa uyarsa tabii ki…

Plase: Kredi kartı borçlarına af! Sürpriz: Çek ve senet borçlarına af! Hadi bakalım, kolay gelsin!

***

Sonuç olarak, bu toplum yine balık tutmasını öğrenemeyecek galiba!

Yazarın Diğer Yazıları
YERİN KULAĞI
  • AKP’li vekillerin dal-çık bayramı!
  • Balta'nın pantolonu yırtıldı mı?
  • Usta’nın en iyi transferi Yanal’ı göndermektir!
  • Utku ve Hasan Bozoğlu!
  • Soylu’ya BJK forması!
  • Altuntaş’ın torpili!
  • ASKF’de kutlama!
  • Konsey toplantısı!
  • Sizi bu hale nasıl getirdiler?
  • MHP sürpriz yapabilir!
1/20
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.