• BIST 112.122
  • Altın 174,823
  • Dolar 4,0406
  • Euro 4,9882
  • Trabzon 13 °C

Yönetime talip olanlar önce Trabzon gerçeğini anlamalı!

Yönetime talip olanlar önce Trabzon gerçeğini anlamalı!
“Trabzon’da futbolun tarihini iyi bilmek lazım” diyen Trabzonspor Divan Kurulu Üyesi Selahattin Ahıskalıoğlu:

 

“Bugün çektiğimiz sıkıntıların esas sebebi futbolla ilgili olanların temelli bilgileri yok, temelsiz bilgileri var. Temelsiz bilgiyi bir yere oturtamazsın. Oturtamadığın için de bugün bu hallerdeyiz. Trabzonspor’un yönetimine seçilecek kişilerin Trabzon futbolu ve gerçeğinden anlamaları gerekir. Eğer anlamıyorlarsa sonu mutlaka hüsran olur.”

Röportaj: Fatma YAVUZ
-Ahıskalıoğlu soyadıyla başlamak istiyorum söyleşimize. Ahıska Türklerinden olduğunuz ve Trabzon’a göç ettiğinizi biliyoruz. Atalarınızın Trabzon’a gelişini bir de sizden dinlemek isterim…

“1950’li yıllarda İlkokula başladığım sıralarda, soyadım okuldaki öğretmenler tarafından söylenmesi zor oluyordu. O zamanlar dedeme kızardım, ‘bu soyadını nereden aldı, kimse telaffuz edemiyor’ diye. İlerleyen yıllarda, Ortaokul, Lise derken Üniversite sıralarında Ahıskalıoğlu soyadının nereden geldiğini, bu soyadı nasıl aldığımızı öğrenince dedeme müteşekkir oldum ki, iyi ki soyadı kanunu çıkınca Ahıskalıoğlu soyadını almış, nereden geldiğimizi biliyoruz. Soyumuz Ahıska Türklerinden geliyor. 1877-1878 yıllarında Osmanlı-Rus savaşı vardı. Tarihte 93 harbi diye geçer. Osmanlı savaşı kaybettikten sonra Ahıska Türkleri artık Rus coğrafyasında yaşamanın çok zor olacağını anlayıp göç etmeye başlamış.  Dedemin babası (Büyük dedemiz) Ahıskalı Mustafa da göç ederek Trabzon’a gelmiş. O yıllarda Kafkaslardan çok göç olmuş ama bunların en büyüğü 93 harbinden sonra gerçekleşmiştir. Biz şanslı Ahıskalılardanız çünkü Rusların savaştan sonra Ahıska’da yaptıkları mezalimi görmedik. Savaş kaybedildikten hemen sonra göç ettik. Yılı tam olarak bilemiyorum 1878- 1880 yılları olabilir, dedemin babası Trabzon’a gelerek Boztepe mahallesine yerleşti. Ve buradan da başka hiçbir yere gitmedi. Aile fertlerinin bir kısmının Samsun’a yerleştiğini biliyoruz. Rahmetli babama sorardım, ‘nasıl geldik’ diye, o da babasının ‘Dörtlü Vurgun’ ile Trabzon’a geldiğini anlatırdı. Nedir ‘Dörtlü Vurgun’? Dört at tarafından çekilen araba demekmiş. Şöyle bir hesap yaptığımızda, 140 seneye yakın Trabzon’da yaşayan Ahıskalılardanız.”

-Atalarınızın toprakları Ahıska’ya hiç gittiniz mi?

“Maalesef kısmet olmadı. Ama kardeşim Sebahattin gidip, gördü Ahıska’yı… Trabzon Belediye Meclisi üyeliği yaptığım dönemde arkadaşlarla Sochi ile Trabzon kardeş şehir olması münasebetiyle Sochi’ye girmiştik. Orada işimiz bitince Ahıska’ya geçme planı yaptık ama ani gelişen bir durum nedeniyle Trabzon’a dönmek zorunda kaldık. Ama mutlaka gidip, görmek istiyorum.”

TAKUNYALARLA MEYDAN’A
 
-Bize biraz da çocukluğunuzun geçtiği Trabzon’u anlatır mısınız?

“1942 doğumluyum, 47’den itibaren o zamanki Trabzon’u biliyorum. Ben Boztepe’den Meydana ilk defa 1947 yılında henüz 5 yaşındayken ve ayağımda takunyalarla yürüyerek indim. Babamın oto yedek parça dükkanı İskenderpaşa camisinin üst tarafında şimdi tuvaletlerin olduğu yerdeydi. Babam beni görüyor ama arkama bakıyor ki kiminle geldim diye. Çünkü Boztepe mahallesinden 5 yaşında bir çocuk ayağında takunyalarla meydana geliyorsa mutlaka birisiyle gelmiştir diye düşünüyor. Ama kimseyi göremeyince bana,  ‘oğlum seni buraya kim getirdi’ diye soruyor. Benim cevabım, ‘gendıme gendıme geldim.”

TARİHİ YOK EDERSEN KAYBEDERSİN

-O yıllardan yola çıkarsak, günümüze kadar Trabzon’un gelişimini, değişimini nasıl özetlersiniz? İnsan profili olarak, mimari olarak ve sosyal hayat olarak…

“Trabzon’u Türkiye’den soyutlamak mümkün değil. Türkiye nasıl değiştiyse Trabzon’da o şekilde değişti. Trabzon şehir olarak büyüdü ama gelişmedi. Bunu şöyle anlatmak isterim, Sümer sineması gibi tarihi bir binayı ortadan kaldırıyorsan, Nemlizade Kaptan beyin evinin önündeki tarihi koruyu, ağaçları kesip yok ediyorsan. Yenicuma’da şimdi SGK binalarının olduğu yer mezarlıktı, oradaki koca servileri kesip oraya binalar konduruyorsan, Kalekapı’dan aşağıya doğru bulunan mezarlığı kaldırıp da orayı otobüs terminali yapıyorsan hangi gelişmeden bahsedebilirsin? Büyüme sağlıklı bir şey değildir, gelişme sağlıklıdır. Tarihini yok edersen sen de kaybedersin. Trabzon tarihi zenginliği çok olan bir şehir, bu tür yanlış uygulamalar nedeniyle çokça kaybetmiştir.
Şehirlerin bir kültürü var bu yönüyle bakarsak Trabzon sıradan bir şehir değildir. Özdemir Asaf’ın bir dizesi var; ‘Bütün renkler kirleniyordu, önceliği beyaza verdiler…’ diye. Trabzon o beyazlardan bir tanesiydi ve en hızlı kirlenenlerden oldu. 1950 yılından sonra Trabzon’da insan profili değişti ve gerçek Trabzon kültürünü taşıyan insanlar buradan göç etmek zorunda kaldı. İstanbul, Ankara ve İzmir’e gittiler ama kültürlerini de beraberlerinde götürdüler. Trabzon kaybetmeye o yıllarda başladı.”
 
-Tekrar çocukluğunuza dönersek, o yıllarda nasıl bir yaşam vardı? Aile ve komşuluk ilişkileri nasıldı?

“O yıllar ile şimdiki yaşam biçimi arasında tabii ki çok büyük farklar var. O yıllarda apartman yoktu, cadde ve sokaklar boyunca sağlı sollu bahçe içerisinde evler vardı. Boztepe mahallesinde doğduğum üç katlı evin bin metre kare bahçesi vardı. Herkes bir birini ismen cismen tanıyordu, komşuluk ilişkileri çok gelişmişti. Evlerin bahçeleri çok önemliydi, o bahçelerin içerisinde ayrıca yaşam biçimleri oluşmuştu. Bahçenin içerisinde küçük bir müştemilat vardı. O müştemilatın bir kenarında odun, kömür ve fındıkkabuğu, bir bölümünde de mutfak gibi ortak yaşam alanı vardı. Orada frenk ocağı, fırınlı soba vardır, zaman zaman komşu aileler orada bir araya gelirdi, sohbet ederken reçellerini pişirir, turşularını kurar, yufkalarını açarlardı.”

SİLAHLA GİRMEK AYIPTI!
 
-O yıllarda bir de ‘efendilik’ kavramı vardı. Biraz da bundan bahseder misiniz?

“Köyde yaşayanların şehirde yaşayanlara büyük saygısı vardı. Çünkü şehirde yaşayanların çok şeyden haberi olurdu, daha çok şeyi bilirdi. O zamanlar Çukurçayır köydü, orada yaşayan insanlar sabah şehre iner akşam köylerine dönerlerdi. Köyde yaşadıkları için bazılarının silahı vardı. Adam şehre girmeden en uçtaki bakkal olan Mahmut ağabeye (Kendisini tanırdım) tabancasını akşam dönerken almak kaydıyla teslim ederdi. Çünkü şehre silahla girmek ayıptı. Bu çok önemli bir saygı göstergesidir. Günümüzde adam tabancasını göstererek saygı ya da korku yaratmak istiyor. Böyle bir saygısızlık olur mu? Ben ilkokul öğrencisiydim, bizim dükkana Hacımehmet’ten gelen babamın arkadaşı bir amcamız vardı. Adam bana, ‘Selahattin efendi’ diye hitap ederdi, ben daha 8 yaşında bir çocuğum. Böyle bir kibarlık vardı işte o zamanlarda. O yıllarda takım elbise, kravat ve fötr şapka takıp şehre gelinirdi. Biz bunları yaşadık, gördük.”
 
EN ÖNEMLİ EĞLENCE SİNEMA

-Peki eğlence kültürü nasıldı?

“En önemli eğlence aracı sinema idi. Yıkılan Sümer sineması, şimdi Zorlu Otelin bulunduğu yerin tam karşısında İpek sineması vardı. Hamamizade’nin bulunduğu yerde Lale sineması bulunuyordu, Sümer sinemasının binası yıkılınca Lale sinemasının adını değiştirip Sümer sineması yaptılar. Bunların dışında yazlık sinemalar vardı, kadınlar hamamının karşısında Yıldız sineması vardı, Sümer sinemasının yazlık kısmı vardı. Lale sinemasının hemen arkasında adını şimdi unuttuğum bir yazlık sinema daha vardı. Saray sinemasının terasında yazlık sineması vardı. Daha birçok yazlık sinema vardı. Yazın kışlık sinemalar kapatılır yazlık sinemalar açılırdı. Sinemadan başka tiyatrolar da vardı. Zaman zaman İstanbul’dan tiyatro toplulukları Trabzon’a gelirdi. Rahmetli Haluk Ongan’ın kurduğu bir tiyatro topluluğu vardı. Lise dönemlerimde hatırlıyorum, Trabzon’da çok balo düzenlenirdi, Atatürk Köşkü’nde zaman zaman garden partiler yapılırdı. O yıllarda Trabzon’un nüfusu çok değildi, 40 bin civarında idi. Yeşilyurt Lokantası çok önemli bir yerdi. Şehir Kulübü, Karadeniz Kulüp onların haricinde Otel Özgür’ün sahipleri tarafından işletilen Gülbahçe Lokantası vardı. Bunlardan başka ufak tefek içkili lokantalar da vardı. Üniversiteye başladığım yıllarda, 1965 sonrası Taç Kulüp açıldı. Bu mekanlara gidilirdi.”
KAÇIP MAÇ İZLEMEYE

-Biraz da futbol ve Trabzonspor’dan konuşalım… Şu anda Trabzonspor’da Divan Kurulu Üyesi olarak göreviniz devam ediyor…

Ben futbol izlemeye ilk olarak 1951 yılında başladım. Boztepe’den kaçar kaçar maç izlemeye giderdim. O zamanlar İdmangücü, İdmanocağı gibi spor kulüpleri vardı, ben İdmangüclüyüm. Kurulduğu gün üyesi olduğum Trabzonspor kulübünün 2000 yılından sonra disiplin kurulu üyesi ve sonrasında divan kurulu üyesi olarak göreve devam ediyorum. Bu benim 3. Ve son dönemim…
Trabzon’da futbolun tarihini iyi bilmek lazım... Zaten bugün çektiğimiz sıkıntıların esas sebebi futbolla ilgili olanların temelli bilgileri yok, temelsiz bilgileri var. Temelsiz bilgiyi bir yere oturtamazsın. Oturtamadığın için de bugün bu hallerdeyiz. Trabzonspor üyeliğim 1966 yılında oldu. O zamanlar üniversite öğrencisiydim. Trabzonspor’da 1966 yılında kuruldu. 1966 yılında İdmangücü, Martıspor, Karadenizspor (Yalıspor) birleşerek Trabzonspor’u kurdu. Daha sonra 1967 yılında İdmanocağı da katıldı. Dört bacaklı masa gibi düşünün İdmanocağı o masanın 4. bacağı oldu ve Trabzonspor bununla tamamlandı. Ben Trabzonspor’un 1966’da kurulup 1967’ye devredildiğini söylüyorum. Ama rozetlerde 1967 yazar.

PTT MAÇI İLE FARK EDİLDİ

Trabzonspor o yıllarda yanlışlar yaptı, lige ancak 1974 yılında çıktı. Oysa bu yanlışları yapmayıp da 1966 yılında İdmangücü ve İdmanocağı birleşip kursaydı o zaman Trabzonspor 2-3 yıl içinde lige çıkardı. Ama olmadı, ne zaman yanlıştan dönüldü? 1972 yılında Ankara’da oynanan ve 1-0 yenildiğimiz PTT maçı İle… O maçtan sonra Trabzon’daki futbolla ilgilenen büyüklerimiz neyin yanlış olduğunu fark ettiler. Öyle dışarıdan futbolcu almakla bu işin olmayacağını anladılar. Biz kendi insanımızla olmadıktan sonra başarıya ulaşamayacaktık.

SONRA O BÜYÜK TAKIM KURULDU

Trabzon futbolunun başka yerde olmayan bir gerçeği var. Dünyada bunun örneği de var. Athletic Bilbao kendi adamlarının dışında hiçbir futbolcuyu almıyor. Ben Athletic Bilbao gibi olalım demiyorum, ancak onun biraz daha esnetilmişi olalım. Bunu da PTT maçını kaybettikten sonra gerçekleştirdik. O zaman aklımız başımıza geldi. Ondan sonra o büyük takımı kurduk. Nedir o büyük takım; Şenol, Turgay, Necati, Kadir ve Cemil ile başlayan ve ileriye doğru devam eden, Ali Kemaller, Serdarlar, Bekirler, Necmiler, Ahmetler… O takımın 11 futbolcusunun 9’u Trabzonluydu, iki tane yabancı vardı. Türkiye’de bunu başaracak ikinci bir yer yok. Bunu ancak Trabzon başarabilir. Bu bir fıtrat, bu Allah’ın verdiği bir güç, bir beceri… Bu takım, bir yıl içerisinde lig şampiyonu oldu, Cumhurbaşkanlığı kupası, Federasyon kupası ve daha ne kadar kupa varsa aldı.

DAMARINDAKİ KANA BAK

Bütün bunlar bir şeyleri anlatmıyor mu? 30 küsur seneden beri bir başarı var mı? 1996 yılında kaybettiğimiz şampiyonluk var, o zaman takımın Teknik Direktörü kim? Şenol Güneş. 2010-2011 sezonunda elinden çalınan bir şampiyonluk var, Teknik Direktör kim? Şenol Güneş. Yani bu 30 yıllık başarısızlıkta zirveye çıktığın zamanlardaki hoca Trabzon’un evladı. Bunlar bir şeyler anlatmalı.
Her zaman şampiyonluğa oynayan bir takımdır Trabzonspor, bizim rakiplerimiz Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş’dır. Bu üç takım güçlerini para ile muhafaza ediyor, Trabzonspor o paraya ulaşamaz. Biz büyük paralar vererek pahalı futbolcuları alıp oynatamayız. Atatürk’ün Türk milleti için dediği gibi; ‘muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur.’
İşte sen de bir Trabzonlu olarak, başarıya ulaşman için damarlarındaki kana bakacaksın. 1972 yılındaki PTT maçından ders çıkardık. Bu ders ile gelen başarılar 1983 yılına kadar sürdü.  

BARCELONA ÖRNEĞİ

İsim verip de kimseyi eleştirmek istemiyorum ama artık gerçeği de görelim. İspanya’dan bir örnek vereyim, dünyanın en büyük kulüplerinden bir Barselona. Başarısız olduğu dönemde kulübün başına avukat joan Laporta geldi. Futboldan çok anladığını düşünmüyorum ama ne yaptı Johan Cruyff’u takımın başına teknik direktör olarak getirdi. Laporta ve Cruyff o Barselona’yı yeniden yarattı. Trabzonspor’un yönetimine seçilecek kişilerin Trabzon futbolu ve gerçeğinden anlamaları gerekir. Eğer anlamıyorlarsa sonu mutlaka hüsran olur. Gelen bir başkan borç yapar, sonra borcu düşürmek için gelen diğer başkan gidenden daha çok borç yapar ve batar gidersin. O damarlarındaki asil kana dönmek mecburiyetindesin. Taraftara yalandan başarı vaadi yapmayacaksın, gerçeği göreceksin. O gerçeğe göre söylemlerde bulunacaksın. Trabzon’da Laporta’lık, Cruyff’luk yapacak insanlar var. Bunları mutlaka bulup kulübün başına getirmeliyiz. Bunu da kulübün tarihinde imzası olanlar yapacak.

Üç İdman Cemiyeti’nden biri

Atatürk Cumhuriyeti kurduktan sonra Türkiye’de üç tane İdman Cemiyeti kurdu. Bunlar; İstanbul, İzmir ve Trabzon’dur. Ankara’da İdman Cemiyeti yok. Bu bilgilerle mücehhez (Donanmış) olmak lazım Trabzonspor hakkında eğer karar verilecekse. Bu bilgilerden yoksunsan o zaman doğru karar veremezsin, gidersin çok büyük paralara, altından kalkamayacağın borçlara girer futbolcu alırsın ondan sonra da başarı beklersin.
********************

Avni Aker yıkılmamalı    

Akyazı’ya yapılan stat son derece yanlıştır. Avni Aker’in etrafı istimlak edilerek stat oraya yapılmalıydı.  Akyazı’ya yapıldı, bitti ama Avni Aker’i yıkmanın ne anlamı var? Avrupa’yı inceleyip şehirlerdeki futbol sahalarının sayısına baksınlar. Bizde ne kadar az futbol sahası olduğu ortaya çıkar. Yeni ve modern futbol sahaları elbette yapılmalı ama bir tane yaptık diye diğerini yıkmak mı gerekir? Avni Aker’e insanlar yürüme gidip yürüme dönüyor. Yeni stada mutlaka vasıta ile gidip yine vasıta ile dönmek zorundasın. Ne tren yolu, ne deniz yolu ne de toplu taşımacılığımız var. Maç günlerinde stada gitmek için insanlar saatlerce trafik sıkışıklığı nedeniyle yolda kaldığını, sıkıntı çektiğini görüyoruz. Yanlış olan şeylere doğru diyecek halimiz de yok.
*************************////////////////////////////////******************************

Selahattin Ahıskalıoğlu kimdir?

1942 yılında Trabzon’un Boztepe mahallesinde doğdu. Boztepe İlkokulu, Trabzon Lisesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi Orman Mühendisliği bölümünü bitirdi. Trabzon’da dede ve baba mesleği olan oto yedek parça işi yaptı. 1990 yılında oto yedek parça dükkanını kapatarak aynı yerde yemek sektörüne geçti. Evli ve 3 çocuk babası olan Selahattin Ahıskalıoğlu, 1989-94 döneminde Belediye Meclis üyeliği, Ticaret ve Sanayi Odası yönetiminde görevinde bulundu. Trabzonspor’da bir dönem Disiplin Kurulu üyeliği ve iki dönem de Divan Kurulu üyeliği yaptı.

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • BALLİM'LER ÇOK BAŞKA12 Mart 2018 Pazartesi 11:13
  • SANAYİ ESNAFININ DERDİ ÇOK BÜYÜK20 Şubat 2018 Salı 10:35
  • YEREL SEÇİMLERDE BÜYÜK ŞEHİRLERİ KAZANACAĞIZ12 Şubat 2018 Pazartesi 15:41
  • ESKRİMİN BEYAZ MELEĞİ OLİMPİYAT YOLUNDA02 Şubat 2018 Cuma 12:34
  • Ömer Hakan Usta, sorularımızı cevapladı24 Ocak 2018 Çarşamba 11:48
  • 3 GENÇ PSİKOLOG FARKINI YAŞAYANLAR MUTLU20 Ocak 2018 Cumartesi 11:30
  • PEKŞEN “BALTA’YI MI CİDDİYE ALACAĞIM?!”05 Ocak 2018 Cuma 12:01
  • O GÜNÜ KURTULUŞ GÜNÜ İLAN EDECEK!25 Aralık 2017 Pazartesi 10:36
  • OKUMAYAN SPORCU KALMASIN!23 Aralık 2017 Cumartesi 11:01
  • İLHAM VEREREK KARİYER YAPTIRAN ADAM22 Aralık 2017 Cuma 12:44
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.