• BIST 89.553
  • Altın 349,883
  • Dolar 6,7005
  • Euro 7,2349
  • Trabzon 12 °C

Yunan askerlerinin bal yiyerek zehirlendiklerine inanmıyorum!

Yer KULAK

  Araştırmacı yazar Mehmet Nuri Sunguroğlu, 1843-44 yıllarında Doğu Karadeniz Bölgesini adım adım gezen ve izlenimlerini yazan ünlü Alman seyyah Prof.Dr. Koch’un eserini bölüm bölüm çevirisini yaparak, o günleri merak edenlere, tarihçilere önemli bilgiler sunmaktadır.
  Sunguroğlu, hafta içerisinde yazarın eserinin 63. ve 64. bölümlerini Türkçeye çevirdi. Bu bölümlerin ana konusu, deli bal, zehirli bal hikayesi. Prof. Dr. Koch, deli bal konusunda zamanın bilim adamlarıyla hesaplaştı ve balın zehirli olmadığını açık ve net olarak ortaya koydu. 
İşte eserin o bölümleri;
                                                 *************

  Taze balın faydası olduğu kadar zamanı geçmiş ve bozulmuş olan balın yan etkileri bizde de vardır. Ksenophon'un dediği gibi, bozulmuş balın ishal, kusuntu ve daha farklı yan etkileri olduğu kesindir. Yunanlılar bal yedikten sonra sarhoş olmuş, kusmuş ve ishal olmuşlarsa yedikleri bal herhangi bir nedenle özelliğini kaybetmiştir. Bazılarının öldüğü ve diğerlerinin 24 saat sonra bilinçlerini geriye kazandığı, ama ayağa kalkmaları için 3-4 gün zamanın gerekli olması gösteriyor ki; yedikleri balın kolik[1] etkisiyle zehirlendiklerine işaret etmektedir. Bana göre kovandan balı kendileri alarak yiyen Yunanlıların bal yedikleri için zehirlenmiş olmaları imkânsız görünüyor.
[1]Kolik: Sağlık konusunda birçok tanımlama da kullanılan "kolik" terimi; aniden ve şiddetli karın ağrısı, bulantı, kusma ve soğuk ter basması gibi durumlar için de kullanılmaktadır
 
Tüm bu gözlemlerimin ışığında Doğu Karadeniz balının araştırılıp incelenmesinin bittiğini söylemiyorum, sadece araştırılarda yukarıda anlattığım çok basit bulguların dikkate alınmasına işaret ediyorum. Aristoteles, Dioskurides, Diodor, Aelian ve Plinius; bunların hepsi Ksenophon'dan sonra bu konu üzerinde konuştular, yazdılar, ama kendi deneylerine dayanarak değil, sadece kulaktan kulağa duyduklarına dayanarak arıların ürettikleri balı, hatta hangi çiçekten topladıklarını dahi belirlemeye çalıştılar. Aristoteles ve Aelian bu balın kesinlikle şimşir balı olduğunu iddia ederken, diğerleri kiraz, defne, ormangülü ya da zifin çiçeğinde ısrarcı oldular. (Aslında Dr. Koch bal zehrine değil de, deney yapmadan karar veren zamanın bilim adamlarına zehir kusuyor.)
  Bildiğim kadarıyla, Trabzon Komnenos İmparatorluğu döneminde, yani 250 yıllık bir süre içinde Trabzon çevresinde bal zehirlenmesine rastlanmamıştır. Theatine rahip Lambert D-Karadeniz bölgesi hakkında yazana kadar, D-Karadeniz balının zehirli olduğundan kimsenin haberi dahi yoktu. Verdiği bilgiler ise kısıtlı olup zehirli balın karayemiş çiçeğinden olduğunu yazmıştı.
  Ünlü botanikçi Joseph Pitton Doğu seyahatinde deli baldan söz ediyor ama kendi deneyimine sahip olmadan. Joseph Pitton orman gülünü, karayemiş ağacını ya da Şark gürgenini Doğu Karadeniz dağlarından daha sıcak yerlerde olacağını düşünüyorsa yanılıyor. Fallmerayer dâhil olmak üzere yeni gezginler de deli baldan söz ediyor. İngiliz White bile “İstanbul'da Üç Yıl" adlı eserinde Küçük Asya'nın kuzey kıyısında bulunan zehirli bal hakkında bilgi veriyor ve Türklerin ona DelibaI dediğini iddia ediyor. Karadeniz'in ormangülü çiçeğinden olan bal zehirli olduğu için Türkler tarafından "avu çiçeği" olarak adlandırıldığına dikkat çekiyor.
Görüyoruz bu gibi kapasite insanların Ksenophon'un ortaya attığı zehirli bal olayına destek vermeleri bizi de inanmaya mecbur ederdi; velev ki tarihe ekilen yalanların yüzyıllar, hatta binlerce yıl boyunca nasıl da sulanıp büyüdüğünü bilmemiş olsaydık.

Deli balda son nokta!
karl.jpg  İskit efsanesine göre aşk Tanrısı içinde yaşadığı kendi tapınağının yağmalanması için "Enareer" diye tanımladıkları kadınsal ruhlu yaşlı erkekleri seçmişti. Bu kadınsal ruhlu yaşlı erkeklerin (Enareer) zihinlere tükürdükleri fikirler günümüze kadar devam ederek; yarattığı çokbilmiş otoriter Tanrıların etkisi altında kalan günümüzün seyyahları onların torunlarını gördüklerinin iddiasındadırlar. Oysaki kadınsal yaradılışlı (Enareer) erkekler hadım edilmiş gibidirler, soylarını artıramazlar olmasına rağmen hekimlerde bu efsaneye inanmışlardır.
  Geceleri parlayan “Laterne”[1] hakkındaki peri masalı neredeyse son zamanlara kadar halk öykülerinde sadece sevilen bir masal olmamıştır, bu mucizeyi kendi gözleriyle gördüğünü iddia eden seyyahların bile ortaya çıkmasına vesile olmuştur. Eğer Dresden Kontu Hoffmann'ın hizmetçisi Kerfe, Güney Amerika'nın Surinam bölgesinden “Laterne” (bozulmuş,) parlamıyor diye yazmasaydı, belki de aynı ismi taşıyan “ateş böceğinin” Laterne olduğuna hala daha inananlar olacaktı.
[1]Laterne: Alman dilinde sokak lambası, deveci, gemici gibi gazla yanan fenerlere verilen isim.
bal.jpg  Java'daki ünlü zehir ağacı hakkında hangi masalları dinlemedik, ne kadar güzel sihirli öykülere kulak vermedik; ta ki henüz uzmanlaşmamış bir doğa bilimcisinden Java'daki bu sözü edilen harika ağacın bizdeki boru çiçeği veya güzelavrat gibi basit bir zehirli ot olduğunu öğrenene kadar.

  Şimdi ben tekrardan Doğu Karadeniz balına geri dönüyor ve bu balın sarhoş edici veya en azından zararlı etkilerini doğrulayan otoriterlere sesleniyorum! Ben bu anlatılanların (Yunan askerlerinin bal yiyerek perişan olduklarının) hepsine inanmıyorum. İnandığını ve konu hakkında iddialı olduğunu savunanların bu iddialarını duyduklarıyla değil, yerinde tespit ederek kanıtlamaya davet ediyorum!
Daha önce de söylediğim gibi; Doğu Karadeniz'de bir defa acılığını hissettiğim bal yedim ama acı olmasından başka herhangi bir etkisini hissetmedim.
Bizim de balımızda acılıklar olduğuna şahit olmuşuz. Özellikle arı-yemi ihtiva eden ballarımız çocuklarda, ya da bünyesi zayıf olanlarda mide bulantısına, kusmaya ve ishale sebebiyet verdiğini hepimiz biliyoruz. Ayrıca Doğu Karadeniz balının sarhoş edici etkisinden de şüpheliyim. Çünkü Doğu Karadeniz dağlarında orman gülü, (komar çiçeği) açelya, kiraz ve defne sıkça büyüyen ağaçlardır ve ilkbaharda arılara ana yiyeceklerini sağlarlar. Buna göre en azından her ilkbahar balının zararlı olması gerekir ve sonuç olarak ne yöre sakinleri bu balı tüketirler, ne de dışarıya satabilirler, diyor Prof. Dr. Koch ve noktayı koyuyor.

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.