• BIST 89.695
  • Altın 145,860
  • Dolar 3,6136
  • Euro 3,9258
  • Trabzon 7 °C

YÜZDE ELLİDOKUZ

Ali Rıza Keskinalemdar

Aralık 2011’de 26 milyar TL…

Aralık 2012’de 38 milyar TL…

Eylül 2013’de 48 milyar TL…

Tahminen Aralık 2013’de 52 milyar TL olacak!

Yukarıdaki tutarlar ülkemizde kullanılan kredi kartı harcamalarının taksitlendirilmiş kısmını göstermekte… Bir de kredi kartı harcamalarının taksitlendirilmeyen bölümü var; onun tutarı da Eylül 2013 itibarıyla 34 milyar TL…

Eylül 2013 itibarıyla toplam kredi kartı harcama tutarı ise 82 milyar TL…

Yıl sonunda bu tutar 100 milyar TL olmaz belki ama 90 milyar TL’nı aşması beklenir.

Demek ki kredi kartı kullanıcıları, yaptıkları alışverişin % 59’unu yani neredeyse 2/3’ünü taksitlendiriyor. Tabii bunun içinde izleme ve takipteki ile yeniden yapılandırılmış kredi kart borçlarının olup olmadığı bilgisi yok. Ayrıca kredi kartı kullanıcılarının yaptıkları borç transferlerinin tam tutarını da bilmiyoruz. Çünkü bankalar kart kullanıcılarına borç transferi yaptırtarak, kartlarıyla borçlarına takla attırmayı, yurt dışı bankalarına parmak ısırttıracak kadar başarıyla gerçekleştirmektedir.

“Alan razı, veren razı” olunca da “saadet zinciri” uzayıp gitmekte…

***

Geçenlerde bir sabah alışverişi sırasında dikkatimi çekti; genelde “pahalı” bulunan büyük market zincirlerinin birindeydim. Önümde iki kadın müşteri daha vardı. Öyle pahada yüksek bir şey almamıştılar. Birininki yedi küsur lira, diğerininki altı küsur lira tutmuştu. İkisi de kredi kartını uzatmış ve kasiyer işlemlerini yapmıştı.

Önceki yıllarda bazı yerel marketlerin kasa önlerinde uyarı yazıları okunurdu; “10 TL’dan az alışverişler için kredi kartı kullanımı yoktur” türünden… Aldıkları tek paket sigara için bile kredi kartı kullananlara tanık olduğum için, o türden yazıları arar bazen gözüm.

O yazılar şimdilerde yok; artık kredi kartları kullanımında alt sınır kavramını dolaplara kaldırmış marketler anladığım kadarıyla; bakkal defterleri de hortladığına göre, eskiyle yeni bir arada, uyum içinde demek ki!

Büyük marketlerde, kasadaki çalışanlar, robotları andırırcasına, “hoş geldiniz”, “fiş mi, fatura mı” dedikten sonra “nakit mi, kredi kartı mı” sorusuna aldıkları “kart” yanıtının hemen ardından “taksit ister misiniz” soru cümlesiyle bitirmekte, artık bunu bıkkınlık belirtisi göstermeden, son derece monoton bir ses tonuyla yapmaktalar… Belki de bu insansız kasaların yaygınlaşmasında bir denemedir, kim bilir!

 

İlginç olanı, 15 liralık ya da 20 liralık alışveriş yapsanız bile “taksit ister misiniz” sorusu otomatik olarak kasiyerlerin dilinden dökülmesi… Tabii ki bu soru gıda gibi ürünlerde geçerli değil…

***

Biliyorsunuz, Türkiye’nin, “2023 Nakitsiz Ödemeler Vizyonu” bulunmakta… Amaç, daha çok harcamayı kayıt altına alıp, kayıt dışı harcamaları en aza indirmek… 2002 yılında % 9,3 olan “Kartlı Hane Halkı Tüketim Oranı”nın 2013 yılının ilk yarısında % 36,4’e yükselmesi, dahası halkın önemli bir kesiminin çaresizliğinden yararlanılarak, hedefin ister istemez çok iyi duruma getirildiğinin de ifadesi… Yukarıda “alan razı, veren razı” dememizin en büyük nedeni de bu!

Peki, geçenlerde açıklanan Orta Vadeli Program (OVP) ayrıntılarında niye kredi kartları harcamaları öne çıkartılmış ve bu durum iktidar kanadında telaş yaratmış, dersiniz? Neden kredi kartı limitine azaltma ve en az ödeme tutarına da yükseltme yönünde sınır getirilmek istenmektedir?

Öyle ya, 82 milyar TL’nı 76 milyonluk nüfusa böldüğünüzde 1,070 TL civarında kişi başına kart borcuna ulaşılmakta.  Kişi başına geliri 10 bin doları sollayan ülkede, bu kadarcık borcun telaşı neyin nesiydi?

***

Şimdi, kredi kartları ve tüketici kredileri kullanımına rağmen, halkın TÜİK’in yaptırdığı hane halkı anketinden çıkan yaşam koşulları sonuçlarına bakalım.

Anketi yanıtlayan ailelerin;
•% 60,6’sı kendilerine ait konutta oturmaktadır ve % 84,8’inin hanesine konut masrafları yük getirmektedir.
•% 40,6’sının konutunda “sızdıran çatı, nemli duvarlar, çürümüş pencere çerçevesi vb.” sorunlar söz konusudur.
• % 46,6’sının oturduğu konutta “izolasyondan dolayı ısınma sorunu” yaşanmaktadır.
• % 57,3’ünün hanesine taksit ödemeleri ve borçları (konut alımı ve konut masrafları dışında) yük getirmektedir.
• % 85,9’u “evden uzakta bir haftalık tatili”, % 61,8’i “beklenmedik harcamalarını”, % 56,1’i “iki günde bir tavuk, et ya da balık içeren yemek masrafını”, % 37,2’si “evin ısınma ihtiyacını” ve % 78,8’i “yıpranmış ve eskimiş mobilyalarını yenileme ihtiyacını” ekonomik nedenlerle karşılayamamaktadır.

Ciddi finansal sıkıntıyla karşı karşıya olan nüfusun oranı olarak tanımlanan ve belirlenmiş 9 maddeden en az 4 tanesini karşılayamama ya da mahrum olma durumunu tanımlayan “maddi yoksunluk” oranı 2009 yılında % 63, 2010 yılında % 66,6, 2011 yılında % 60,4 iken 2012 yılında %59,2 olarak hesaplanmış…

***

OVP’ın derdi “tasarrufu artırmak ve cari açığı küçültmek” olduğundan, kabak yine kredi kartları ile tüketici kredilerinin başında patlayacak. Olan da kredi kartlarıyla tüketici kredileri arasında takla ve salvo ile “Ali’nin külahını Veli’nin, Veli’nin külahını da Ali’nin kafasına geçirerek” hayatını idame ettirmeye çalışan “garip, gurebaya” olacak. “Tuzu kuru olanlar”ın ise hiçbir dönemde zaten ıslanmayan tuzu yine “kuru” kalmaya devam edecek.

Tamam, “Gelişmekte Olan Ülkeler”de tasarruf oranı % 33,1’lerde iken, bizim ülkemizde %12,6 olması can sıkıcı ama geçmişte de sık sık uygulanan bu yöntemle tasarruf meylini artırmak mümkün müdür?

Zaten insanların çoğu sınırlarını zorlayarak, yukarıda da belirtildiği gibi yaşam koşullarının asgarisinde var olmaya çalışmakta… “Ayağını yorganına göre uzat”ınca, “uzadığı” pek görülmeyen insan, bir defa gelinen bu dünyada da  “iyi” yaşamak istiyor.

İyi gelir sahibi olacak, kaliteli şeyler tüketecek üstüne üstlük bir de kaliteli birikime sahip bulunacak! Yani bugünü iyi yaşayacak, yarını da kaliteli yaşamak için biriktirecek. Herkes buna muktedir mi?        

Yukarıda yanıtlanmış anket sorularından halkın nerede tasarruf yaptığını görebilirsiniz… Korumasız, bakımsız, izolasyonu olmayan nemli konutlarda yaşayarak, yeterince beslenemeyerek, yeterince gezemeyerek, beklenmedik masrafları karşısında apışıp kalarak…

Gelirin düşükse, bütün paran tüketime gidecek demektir; o kadar çok tüketim açığın vardır ki, gelirin biraz artsa, hani derler ya “kapayacak bir delik” bulmakta zorlanmayacaksındır. Bu, rejim yapanların kendilerini kontrol etmesi gibi bir şeydir; “fazla kaçırdım, akşama yememem lazım”! “Sinemaya, tiyatroya gitmezsen, ayakkabı için para biriktirebilirsin” gibi, mesela…

Gelirinizi artırma şansınız yoksa, dolayısıyla tasarruf olanağınız da sıfırdır; peki nasıl döndüreceksiniz bu hayatın sırtınıza yüklediği çarkı?

Bir emeklilik sigortası reklamı vardı, hatırlarsınız… Maaşını alan biri hovardaca –“nerdeee” diye itiraz ettiğinizi duyar gibiyim- paraları ortalığa saçıyor ve hiç biriktiremiyordu sonunda… Oysa paralarının bir kısmını o sigorta şirketine yatırsa, geleceğini de kurtaracaktı, ama “kör şeytan”a uyup savurganlık yapıyordu işte…

“Her şey var, sen paradan haber ver” derler… Doğru, ülkemizde tüketime yönelik ürünlerde yok yok! İnsanları koşullandırdığınızda ve beyinlerine bazı “ezikliklerini tüketerek yenebileceklerini, böylece rahatlayabileceklerini” fikrini yerleştirdiğinizde, gerisi kolay! Cebinde henüz daha altı ayını doldurmamış bir “akıllı telefonu” varken yenisi için “ön sipariş” kuyruğuna rahatlıkla sokabilirsiniz bu durumdakileri… Çünkü “statü sembolü” haline getirdiği o araçla kendini toplum içinde “tutunduracak”! Varsa da alacak, yoksa da…

Bu, sistemin bir kısır döngüsü esasında… Daha üç yıl önce siz değil miydiniz hemen hemen her yerde “alın verin, ekonomiye can verin” ya da “evde oturmayın, çıkın, dolaşın, alış veriş yapın, canlanın” afişlerini astıran, televizyonlarda “kamu spotu” diye yayımlatan ve sahaya çıkan futbolcuların eline pankart olarak tutuşturan!

Ne ekonomi ama değil mi; insanları tüketince dert, tüketmeyince de dert!

Yani, kaliteli nüfusu sayıca az, üretimi verimsiz, katma değeri düşük, gelir dağılımı bozuk, gizlenmiş enflasyonu can yakan, “ertelenmiş taleplerin” eşliğindeki “maddi yoksunluk”lar içinde kendini “statü sembolleri”yle zenginleşmiş hisseden çelişkiler yumağındaki insanların ülkesinde,  “aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık!

 

 

Yazarın Diğer Yazıları
YERİN KULAĞI
  • Trabzon futbolu bitmiş!
  • Koray Aydın’ın ekibi!
  • Evetçi 100 MHP’li bulamazlar!
  • Birinci yalnız kaldı!
  • İnternet sitesinin anketi!!
  • K. Ersun Yanal  hayranı medya!
  • Futbol zirvesine Sümer neden gitmedi?
  • Evde yatıp para kazanacaklar!
  • Atatürk karşıtı tarihçiye ödül!
  • MHP’de iki çift bir tek!
1/20
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.