• BIST 93.229
  • Altın 229,855
  • Dolar 5,7875
  • Euro 6,6373
  • Trabzon 20 °C

ZEYNEP

Mahmut KANMAZ

Z E Y N E P 

Günleriniz mutlu ve umutlarınız bereketli olsun derken, tekrar birlikte olmanın sevincini yaşıyorum şu an, sevgili arkadaşlarım.....
Bünyesinde binbir çeşit duygu barındıran, türkülerin dünyasına girmeye devam edeceğim bu yazımda da..
İşte bunlardan birinin mekanı, Trakya'ya ait......Tekirdağ- Malkara yöremizde yaşanmış bir öykü bu.....Bakalım mı, ne dersiniz?..Hadi o zaman, yallah bismillah, başlayalım.....
Vaktiyle Malkara'da, güzelliği dillere destan olmuş, bir bakışıyla gençlerin akıllarını başından almış, incecik dal gibi boylu, kudretten çekilmiş sürmeli gözlü, gülünce yüzünde güller açan, gamzeli bir genç kız yaşarmış.. Yaşı henüz 16, bilemediniz 17 imiş.. At kuyruğu yapılmış upuzun, kömür karası sırma gibi saçlarıyla bu kızımız, çok ta hamaratmış hani.. 
Evin bütün işlerine koşturur, daha da olmaz, anasına babasına yardıma gidermiş, tarlaya tapana.. Dur durak bilmezmiş hiç.. Köylük yerde herkes te bilirmiş bunu.. Adı da güzelmiş laf aramızda, tam da ona uygun, ZEYNEP......
Zeynep'te gözü olan o kadar çok delikanlı varmış ki etrafta.. Bazen kendi aralarında kavgaya bile tutuşurlarmış, öyle küçük çap'ta tabiki...Tavşan dağ misali....
Aileler de, Zeynep'i gelin almanın derdinde imişler her daim.. Ama gel gelelim, Zeynep hepsine de hayır demekteymiş. Kendi anası babası bile, .."Kızım, bak filanlar fena değiller, gel seni verelim o aileye.." diyecek olurlarmış ta, Zeynep onlara bile, "Hayır" dermiş te, kestirip atarmış....
Öyle ama, "her yiğidin gönlünde bir aslan yatar" derler ya, Zeynep'te o hesap, yüreğindeki, gönlündeki "beyaz atlı prens"ini bekler dururmuş.... Olur a, birgün çıkıverir karşısına, belli mi olur bu işler....
Kader bu, bilinmez. Ancak yaradan bilir, onun gün ve saatini... Hatta denir ya hep;
İnsanoğlu, şu üç şeyi bilemez...
Doğumunu. Ölüm gününü. Evleneceği kişinin kim olacağını... Şimdi diyebilirsiniz ki, .."Canım ikisi tamam da, evleneceği kişinin kim olacağını nasıl bilemez. İşte ben seçiyorum ya...."... Ama o ki, kadere inanıyoruz hepimiz değil mi?.. Bizim bulduğumuz, veya seçtiğimiz kişi, bize ait bir "cüz-i irade", bir de onun üzerinde, 
"külli irade" vardır ki, orada durmak lazım..
Konuyu uzatmanın anlamı yok. Sanırım meramımı anlatabildim sizlere....
Neyse, Zeynep beyaz atlı prensini bekleyedursun..... Günlerden bir gün köyde bir düğün şenliği kurulur. Birileri mutluluğa ilk adımlarını atmaktalarmış.....
Civar köylerden çok sayıda davetlide gelir bu düğüne... İşte kader ağlarını yavaş yavaş örmektedir artık.. Düğün alanında çeşitli yarışmalar yapılır, davul zurna eşliğinde oyunlar oynanır gençler tarafından.. Ok atışları yarışması da yapılır. Bunu da, karayağız, sırım gibi çok yakışıklı bir yiğit olan, Ali kazanmıştır..... Alkış kıyamet derken, Zeynep'in gözü takılır bu gence. Her hareketini mercek altına alır..
Birkaç saat içinde, duygu dünyası allak bullak olmuştur.. Karşı konulamaz bir heyecan vardır yüreğinde... Derken, Ali'de görür onu... Birbirlerini, kaçamak bakışlarla incelerler.. Ali'de, bir tuhaf olmuştur... Daha önce hissetmediği duygular, yüreğini pır pır çarptırır olmuştur sanki... Ama orası köylük bir yerdir. Gidip konuşulmazki.....Sadece masumane bakışırlar ... O bile yeterdi onlar için. Her ikiside gönül yarasına kapılmışlardır....
İşte, biraz önce sözünü ettiğimiz, bu iki gencin yüreklerine od düşmesi, bakışmaları, sevginin ilk kıvılcımını hissetmeleri, yani birbirlerine kanlarının ısınması bir cüzi iradedir. Ama onları karşılaştıran, birbirlerini görüp tanımalarına neden olan şey de, külli iradeden başka birşey değildir değerli dostlarım..Bilmiyorum, ama ben böyle düşünüyorum...Katılmayabilirsiniz......
Çok uzak bir köyde oturmakta olan Ali gidince, aklı Zeynep'te kalır hep..
Allahım neydi o kız, diye hayaller kurar ileriye dönük olarak. Düşlerinde hep adını bile bilmediği Zeynep vardır artık.. Durumları iyidir Ali'nin. Tarla tapan çoktur.
Ancak Ali, pusulasını yitirmiş kayık gibidir. Ne yediğinden zevk alır, ne içtiğinden.. Tarlada çalışamaz olur.. Anasının dikkatini çeker bu durum. "Oğul, Ali'm neyin var? N'oldu sana kurban?.. " diye sorar birgün.. Ali'de anlatır duygularını. "Gözünü sevem ana, bana o kızı alın" diye yalvarır yakarır..
Peki derler ve istemeye giderler Zeynep'i. Verirler Zeynep'i Ali'ye.. Dünyanın en mutlu kişileri olurlar. Günler süren düğün dernek kurulur köyde. Ali ve ailesi, Zeynep'i alıp götürürler, üç günlük yolu olan kendi köylerine.. İlk başlarda herşey çok iyidir.. Çocukları olur seneler içinde, boy boy...
Ancak Zeynep ailesini, anasını, babasını, kardeşlerini ve köyünü çok özlemiştir....Çok istemesine rağmen, bir türlü götürmezler Zeynep'i, uzak diye....
Aradan tam 7 yıl geçmiştir. Dile kolay....
Ne o gidebiliyor, ne onlar gelebiliyorlar...
Zira, hem Ali ve hem de ailesinin tavırları çok değişmiştir Zeynep'e karşı....
Kötü muamele, hakaret, hatta kaba kuvvet bile gösterir olmuşlardır..... Ne yapacağını bilemez Zeynep'cik......Eski güzelliğinden eser kalmamıştır artık.. Evleri köyün en üst
kısmında, tepelik bir yerdeymiş..Hergün evin avlusundan kendi köyüne doğru yönelip, gözyaşları dökermiş çaresizce...
Gözyaşları arasında bir türkü düşmüş, yüreğinden diline..........
Çoğa kalmaz hasta olup yataklara düşer Zeynep... Anne, anne diye sayıklar olmuş geceler boyu.. Ne olur, ölmeden bana bir gösterin onları demiş, Ali ve ailesine...Bakmışlar olmuyor, üç gün gidiş, üç gün de geliş olmak üzere, altı gün sonra getirmişler anasını babasını ve kardeşlerini... Zeynep onları görünce karşısında, bu kez mutluluktan gözyaşlarını akıtmış sel gibi. Ama ayağa kalkmaya, ne dermanı ve ne de gücü kalmış artık.......Onulmaz bir dertmiş onunkisi.. Bir iki gün sonra da, anasının ve babasının kollarında, son nefesini verir, Zeynep gelin..Feryat figan göğü sarar. Anası, yakasını bağrını döver durur, ama hiçbirşey de, geri getiremez Zeynep'i......
O yaktığı türkü de, yıllar boyu dilden dile söylenir durur hep.......... Hatta kınaların vazgeçilmez türküsüdür o.. Mesaj verir gibidir herkese. Görünüşe aldanıp ta, ırak yerlere, kızınızı gelin vermeyin demek ister, analara babalara, güzel Zeynep....

Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar
Aşrı aşrı memkekete kız vermesinler
Annesinin bir tanesini hor görmesinler
Uçan da kuşlara malum olsun
Ben annemi özledim
Hem annemi, hem babamı
Ben köyümü özledim...
Babamın bir atı olsa, binse de gelse
Annemin yelkeni olsa, uçsa da gelse
Kardeşlerim yolları, bilse de gelse
Uçan da kuşlara malum olsun
Ben annemi özledim
Hem annemi, hem babamı
Ben köyümü özledim........

Henüz 25' ine yeni girmiş güzel Zeynep'i, kara toprağa verip, ağlaya ağlaya köylerine dönmüşler, gerisin geriye ailesi..
Evet, biz de Zeynep'e rahmetler dilerken, sözlerimize de artık nokta koyalım diyoruz sevgili arkadaşlarım....
Sağlıcakla ve huzurla kalınız.......

Mahmut KANMAZ
Gazeteci - BODRUM

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.