Rasim Efendioğlu

Rasim Efendioğlu

101.YILI BÖYLE KUTLAMAMALIYDIK

Evet, sağlık, salgın dönemi anormal bir dönem. Her şey anormal. O nedenle bayramları da tam kutlayamıyoruz. Kabul de kısıtlama her alanda olmuyor. Sıradan yurttaşların cenazeleri de bayramları da çok sınırlı ancak ayrıcalıklı olanların her töreni ayrıcalıklı. 65 yaş üstü dönemin başından beri kısıtlı tutuklu da 65-70 üstü de olsa üst görevlerdeyse ona sınır yok, onlar için mesafe kuralı da maske de ayrıcalıklı. Düşünüyorum da bu virüs de torpil mi yapıyor. Yoksa bilinmeyen koruyucu önlemler kimileri için gizliden var. Bu günler yarınlarda yazıldığı zaman kim bilir neler var görülmeyen o zaman görülecek. Biz ve torunlarımız bizden dolayı utanmayacak da onların torunlarını bilmem.

Dün 23 Nisan’dı. Pencerelerimizi bayraklarla donattık günün anlamına uygun kutlayan kimi kanallarla bayramı kutladık da genelde bayram yine çok sönük geçti.

Öğrencilik yıllarımda, öğretmenlik günlerimde bu bayramları sabırsızlıkla beklerdik. En duygulu şiirleri okumak ve okutmak için “Bu sabah içimde bir tazelik var” dizeleri ile başlayan şiir bizi ne de güzel anlatırdı. Okulumuzu, sınıflarımızı renk renk süslerle çiçeklerle süslerdik. Kasabalarda kentlerde bayramlar daha da coşkulu kutlanırdı. Stadyumlar, cıvıl cıvıl olurdu. Sokaklara, meydanlara bu mutluluk taşardı. Çocuklar, öğrenciler, öğretmenler en güzel giysilerini giyer bayrama katılırdı. Bu coşku, bu sevinç evlere taşardı. Yıllar öncesinin mutlu olayının mutluluğu ve onuru yaşanırdı.

YAVAŞ YAVAŞ BU RUH ADETA UÇURULDU

Oysa insan toplumsal bir varlıktır. Mutluluğunu da mutsuzluğunu da paylaşmak ister. Bayramlar toplumca kutlanan mutlu günlerdir. Birlik olmanın, aynı tarihi aynı ülküyü paylaşmanın mutluluğu yaşanırdı. Millet olmak, ulus olmak bu. Dün o güç günleri o karanlık günleri birlikte yaşadık. Birlikte aydınlığa ulaştık bugün de o günün mutluluğunu birlikte yaşayalım. Gelebilecek tehlikelere karşı aynı birliği gösterelim.

O güzel kahramanlık şiirleri ile türküleri ile yüreklerimiz coşardı. Son yirmi yılda azar azar bu coşku balonunun havası kaçırıldı. Bu şiirlerle türkülerle dalga geçildi. Hani çok eskiye gidilmek istendi. İstanbul'un fethini kutlayalım, Malazgirt’i kutlayalım dendi hatta Çanakkale’ye karşı Kut'ül Amare Savaşı öne çekilmek istendi. Ulusal tarih bir bütündür. Tarihteki tüm onur duyulacak sayfaları analım kutlayalım da daha yüz yıl önce yaşadığımız acıları, kazandığımız zaferleri niçin unutalım. İstanbul'un fethini kutlayalım da daha yüz yıl önce tekrar işgalini ve tekrar fethini niçin kutlamayalım. En güçlü devletlerin başında zafer kazanan padişahı anarız da silahsız, cephanesiz ordusuz bir halkı birleştirip adeta bir mucize yaratan eşsiz komutan Mustafa Kemal Paşa’yı niçin unutuyoruz, niçin unutturuyorsunuz? Tarihimiz kültürümüz bir bütündür değerlerimizi koruyalım, kuşaktan kuşağa aktaralım. Önce stadyumlardaki törenler kaldırıldı, sonra sokaklardaki meydanlardaki törenler kalktı ve yasak savmak için şimdilik anıtlara birer saç çelenk koyuluyor. Buna çelenk de denmez. Çelenk elle canlı çiçeklerle dizilen çelenklerdir.

23 Nisan, 19 Mayıs, 30 Ağustos, 29 Ekim ulusal bayramlarımız. Artık hemen hemen salt takvimlerde kalıyor. Bu bayramların yerine başka yıl dönümleri geliyor. Yazık yazık, böylece onurlu bir ulus olmaktan ruhsuz bir insan yığınına dönüşüyoruz. Böyle bir yığının ayakta kalma olanağı yok. Bu insanlar yurtları için onurları için bağımsızlıkları için canlarını vermezler.

 

SON OLAY ÇOK ÜZÜNTÜ VERİCİ

Tam 101. yılı kutlayacakken yurdun bir yerinden üzüntü verici, utanç verici bir haber geldi. Büyük Atatürk'ün Nutuk'u okullara dağıtılmak istenmiş ilgili müdürlük olaya el koymuş yasaklamış. Nutuk'un öğrencilere dağıtılması yasaklanmış. Yüzüm kızardı, utandım, sinirden ellerim titredi bu haberi okuyunca. Bakanlık soruşturma açmış... Hiç yeterli değil. Ne olursa olsun bu leke silinmez. Bunu düşünmek bunu gündeme getirmek de büyük ayıp ve üzüntü verici bir olay.

NUTUK Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş belgesi. Kurtuluş Savaşı’nın en sağlam belgesi. Savaşın başkomutanı ve cumhuriyetin kurucusunun ağzından. En sağlam belge. Buna nasıl cüret ederler. Gerekçesi neymiş... Son padişah Vahdettin Nutuk’ta aşağılanmış. Gerekçe bu. Bu padişah değil mi öylesine soylu bir soydan gelip dedelerinin üç kıtaya yaydığı bu koca imparatorluğun teslim olmasını Mondros ile bölüşülmesini Sevr’le kabul etmiş ve kendisi de ülkesini terk edip düşmana teslim olmuş. Bu padişahı nasıl anlatacaktı o büyük insan... Ki bu eşsiz komutan bu devlet kurucusu o padişahı en iyi tanıyan adamdı. Evet o Samsun’a giderken padişah oydu. Ancak o Mustafa Kemal’i Anadolu’ya niçin gönderdi. O da padişahın istediğini yapmadığı için idam kararını aldı, kurtuluş ordularına karşı güçler hazırladı. Düşmanla işbirliği yapıldı. Bu şanlı tarihin son padişahı nasıl anlatılacaktı Nutuk’ta. Atatürk hiçbir zaman gerçeklerden uzaklaşmadı, devlet işlerinde duygusal davranmadı. Nutuk’ta her şeyi en gerçekçi biçimde tarihe teslim etti. Bu adamlar gerçekleri saklamak, saptırmak istiyorlar. Etmeyin eylemeyin bu devletin kurucusu bu ülkenin kurtarıcısına düşman olursanız tarihin önünde sorumlu duruma düşersiniz.

Biz bu ülkeyi sevenler, bu ulusu sevenler, bu ülküye bağlı olanlar onu unutmayız , unutturmayız… 101. yılında Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı aynı coşku ile kutluyor ve bu büyük emaneti bırakan büyüğümüzü ve büyüklerimizi saygı ile ve rahmetle anıyoruz. Dileriz ileriki yıllarda daha büyük coşku onur ve mutlulukla bayramlarımızı kutlayalım.

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum