21.05.2022, 10:24

19 MAYIS COŞKUSU

19 Mayıs sabahı erkenden uyandım. Televizyon kanallarında günün anlamına uygun programlar aradım, ama nafile. 19 Mayıs’ta “demokratik davranma(?)” adına Atatürk karşıtlarını sabahın köründe ekranları çıkartmak nasıl bir anlayıştır? Ulusal bir bayram gününde Atatürk’ün Cumhuriyet’in aleyhinde yayın yaptırmanın, sözde tarihçileri uzmanmış gibi kamuoyuna sunmanın bilim, yayın, toplum ahlakıyla ilişkisi var mıdır? Bilgi ve belgeye dayanmadan söylentilerle bir ulusun tarihini karalamaya çalışmak ve bu düşünceleri ekranlardan yaymak işbirlikçiliğin su katılmamışıdır.

            Bir yandan anlı şanlı(!)  tv kanalarının “ileri demokrasi(?)” yolundaki yayınlarını izlerken bir yandan da kahvaltımı yaptım. Kahvaltı sonrası bilgisayarın başına geçtim ve “19 MAYIS ŞAHLANIŞI” başlıklı yazımı bir solukta yazdım. Acele etmeliyim. Çünkü bugün önemli bir gün ve katılmam gereken mitingler var. Yazımı yayımlamak üzereyken bilgisayarımda bilinmedik arıza. İvedilikle gidermeye çalışıyorum arızayı. Teknik bilgim yetersiz. Büyük bir uğraşı içindeyim. En sonunda başarıyorum, ancak Tünel’deki ilk mitinge yetişemiyorum. Trende, vapurda ellerinde bayraklarla kalabalık gruplara rastlıyorum. İnsanların gözlerinde sevinç ve umut var. Birçok kişiyle tanışıp söyleşiyoruz. Dudaklarda kararlılık gösteren sözcükler. Yüreklerde Cumhuriyet kuşağı olmanın gururu. Gözlerde mücadele azminin kararlılığı.

 Mitingin kalabalık olacağını tahmin etmem zor olmuyor bu görüntüler karşısında. Tünel’deki ikinci mitinge vardığımda saat 14.30’du. Mitingin düzenleyicisi TGB. Alan tıklım tıklım. Önceden buluşmak için sözleştiğim arkadaşlarımın hiçbiriyle buluşamıyorum, çünkü mahşeri bir kalabalık içindeyiz. Telefon konuşmaları duyulmuyor. Sloganlar, marşlar yankılanmakta gök kubbede. Heyecanım bin kat artıyor. Boğazım düğümleniyor. En önde Bandırma Vapuru var. Yanlarında mavi bezlerle dalgalar yaratılıyor, deniz canlandırılıyor. Arkasında  Ata’mızın kalpaklı fotoğrafı. Gözleri çakmak çakmak, ufuklarda. Herkesin elinde bayrak ve flamalar. Katılanların çoğunluğu genç. Küçücük bebekleriyle katılan çiftler de var.

Yürüyüş yavaş ilerliyor. Her adımda insanlar katılmakta korteje. Esnaf ve turistler alkışlıyor. Esnaf tedirgin değil, kepenk kapatan yok. Sağa sola saldıran yüzü gözü örtülü kişiler yok. Yüzleri gülümseyen aydınlık insanlar, güven vermekte esnafa ve çevredeki halka. Bu nedenle halkla gençlik el ele, kol kola. Yürekler birlikte çarpmakta. Galatasaray Lisesi’ne yaklaşmaktayken bir binanın üst katından devasa bir poster sarkıtılıyor: Kubilay ve altında “Kubilay gibi hazırız, yeni ortaçağı yıkacağız.” yazmakta. Büyük bir alkış tufanı kopuyor. Gözler buğulanıyor, yürekler daha hızlı çarpıyor. Az sonra yeni bir pankart: Deniz Gezmiş. “Biz Türkiye’nin ikinci Kurtuluş Savaşı savaşçılarıyız.” Ardından Sivas’ta yakılan aydınlarımız görünüyor İstiklal Caddesi’nin coşkusunda. “İnsanlık suçunun zaman aşımı olmaz.” yazıyor pankartta. Sırasıyla Uğur Mumcu, Nazım Hikmet ve Silivri tutuklularının fotoğraflarının yer aldığı pankartlar coşkuyu zirveye çıkarıyor. Taksim’e iki saatte geliyoruz. Silivri tutuklularının fotoğraflarının altında “Duvarlar yıkılacak” yazmakta. Bandırma Vapuru ilerlemekte. 19 Mayıs’la halk arasına örülmek istenen duvar paramparça.

Taksim “Ya istiklal, ya ölüm; tam bağımsız Türkiye!” haykırışıyla çınlamakta. Taşkınlığın yerini vakar, anlamsız slogan yarışının yerini bütünlük alıyor. Ağır adımlarla Gümüşsuyu’na yöneliyoruz. Dolmabahçe karşımızda. On binler sel gibi akmakta. Mitinge katılan Suriyelilerin ellerinde Atatürk posterleri, dillerinde ABD’yi kınayan sloganlar. 19 Mayıs; Suriye, Filistin, Mısır, İsviçre, Almanya, Ürdün ve Lübnan’dan gelen gençleri Türk gençliğiyle birleştirmekte, tıpkı 1919’da olduğu gibi.

TGB mitinginde olumluluk adına her şey vardı. Yaratıcılık ve sağduyu ön plandaydı. Alışagelmişin ötesinde bir miting. Katılanları her adımda heyecanlandıran bir düzenleme. Bu gençler çok farklı… 1968 ve 1978 deneyimlerinden ders çıkaran, çağı iyi yorumlayan bir gençlik var karşımızda. Bundan sonra daha başarılı işler yapacaklarından eminim. Türkiye’yi birleştirecek ulusal ruh, TGB’lilerin yüreğinde bağımsızlık ateşi olarak alev alev yanmakta. Bu ateşin sönmesi olanaksız.

TGB’nin bu görkemli mitingini görmezden gelen yandaş, liberal ve sözde cumhuriyetçi medyayı da kınamak gerek. Son yılların en büyük toplumsal olayının haber değeri yok mudur? Bu durum, basınımızın nasıl bir teslimiyet içinde olduğunun göstergesi.

“Birinci vazifen AKP’yi yıkmak!” haykırışı kulaklarımda hala. Önümüzdeki günler çok şeylere gebe. Siyasal gelişmeler hızlanacak. Türkiye’yi yolundan döndürmek isteyenlere en büyük yanıtı halkımız verecek. Türkiye’nin ufkundan doğacak güneş, tüm mazlum ulusları ısıtıp aydınlatacak. TGB mitinginin rüzgârı, gökyüzünü kaplayan sisi dağıttı. Güneşin doğacağı aydınlık günler çok uzak değil.

Yorumlar (0)