ABD Karadeniz hilesi; yüzer üs!

Karadeniz’de gerek askeri ve gerekse diplomatik alanda yaşanan gelişmeler, büyük bir gerginliğin gelmekte olduğunu gösteriyor. ABD Genelkurmay Başkanı Oramiral Michael Mullen’in Türkiye ziyareti bölgede en dikkat çekici gelişmelerden biri.


Mullen, gazetecilerin soruları üzerine Türkiye’nin PKK ile mücadelesi ve istihbarat paylaşımından sözetti. Ama herhalde gelişin asıl nedeninin bu olmadığının herkes farkında.


Türkiye’ye gelip giden ABD’liler de, ne yazık ki Türk yetkililer de görüşmeler sorulunca söze “PKK” diye başlıyor. PKK, asıl görüşme ve eğer varsa pazarlıkların üzerini örten, dikkatleri başka yönlere çeken saptırıcı unsur. Hani atletizmde, asıl favoriyi kazandırmak için diğer yarışçıları yoran “tavşan” koşucular olur ya, tıpkı öyle.


Son günlerde artan terör saldırıları ve şehit cenazeleri, terörle mücadeleyi yeniden gündemin ön sıralarına taşıdı. Üstelik bu kez gelen ABD Genelkurmay Başkanı.


Acaba içimde neden, “Bu terör saldırılarının bilinçli olarak arttırıldığı ve tam bu sırada Türkiye’nin özellikle Karadeniz’de yeni ABD planlarına zorlandığı” hissi var?


 


“NATO MATO FARKETMEZ”


Son günlerdeki tartışma ve gelişmelere bakarsak eğer, Mullen’in ziyareti ve sonrası hakkında daha doğru bir değerlendirme yapma olanağımız olabilir.


Rusya, ABD’nin füze kalkanı sistemlerini kabul eden Polonya, Çek Cumhuriyeti veya diğer ülkelerin, Rus kıtalararası füzelerinin hedefi olabileceğini açıkladı.  Rusya Stratejik Güçleri Şefi Generel Nikolay Solovtsov, “Polonya, Çek Cumhuriyeti’ndeki füze kalkanı tesisleri veya potansiyel diğer benzer sitelerin bizim kıtalararası füzelerimizin hedefi olarak seçilebileceğini dışlayamam” dedi.


Rusya aynı zamanda, en son teknolojik füzelerle donatılmış olan savaş gemilerini Güney Amerika’ya, Venezuela’ya yolladı. Suriye ile askeri işbirliği çalışmaları hız kazandı. Akdeniz’e savaş gemileri gönderme kararı aldı.


Rusya Başbakanı Vladimir Putin, 11 Eylül’de, ülkenin turizm merkezi Soçi’de şu açıklamayı yaptı: "Bugün ideolojik çelişkiler bulunmuyor, bir Soğuk Savaş'ın temeli yok. Karşılıklı düşmanlığın temeli yok. Rusya'nın emperyalist arzuları yok. Ama ABD Roma imparatorluğu gibi … Lütfen Avrupa'da bir silahlanma yarışını tahrik etmeyin. Buna hiç ihtiyaç yok. Peki biz ne yapmalıyız? Onlar füzelerini yerleştirirken rahat rahat oturmalı mıyız?"


Ve en önemli uyarısı en sondaydı: “Ukrayna NATO'ya üye olursa bu çok zararlı olacak”


Arkasından Rusya Devlet Başkanı Medvedev aynı gün, yani ABD 11 Eylül kurbanlarını anarken, bu kez Gürcistan’la ilgili  şu tarihi sözleri söyledi:


“Gürcistan NATO üyesi olsa bile, kışkırtma olduğu zaman bu ülkeye saldırmaktan çekinmeyiz. Gürcistan NATO üyesi olursa, NATO ve Kafkaslar’ın istikrarı bozulacaktır.
Gürcistan’ın 8 Ağustos’ta Güney Osetya’ya saldırması da bizim 11 Eylül’ümüzdür.”


 


 GÜRCİSTAN’A ASKERİ DESTEK


 Rusya’nın bu kadar tepkisini çeken şey ise ABD ve NATO ‘nun Gürcistan’ a yönelik planlarıydı. İlk fırsatta Gürcistan’a NATO üyeliğini açmak istediğini ilan eden ABD yönetimi, Gürcistan ordusunu yenileyeceğini açıkladı. ABD Savunma Bakan Yardımcısı Eric Edelman, Gürcistan’ın askeri ihtiyaçlarını değerlendirmek için Pentagon’dan bir heyetin bu hafta Tiflis’e gideceğini söyledi. Gürcistan’a yönelik ABD askeri yardımının ilk aşamada 1 milyar doları aşması bekleniyor.


Tiflis’e gidecek önemli bir yolcu daha var; NATO Genel Sekreteri De Hoop Scheffer. Scheffer, 26 NATO ülkesinin büyükelçileriyle Gürcistan’a destek verecek


 


. ABD HİLESİ


İşte son günlerdeki bu gelişmelerle boyutlanan Rusya ile ABD-NATO krizi, bundan sonra nereye yürüyecek?


 ABD Genelkurmay Başkanı’nın Türkiye ziyareti bu atmosferde gerçekleşiyor. Bu ziyaretin, Türkiye’nin egemenlik haklarının bir ifadesi ve Karadeniz ülkelerinin güvenliğinin garantisi olan Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin tartışıldığı bir döneme rastlaması elbet de rastlantı değil.


Bilindiği gibi Montrö’ye göre, Karadeniz’de kıyısı olmayan askeri ya da savaş gemilerinin, bu denize giriş ve kalış süreleri belirli kurallara bağlı. Karadeniz’de varolan askeri dengeler açısından sözleşmeye göre bugünkü sınır 45 bin ton. ABD, şimdilik bu tonajı aşmıyor, 21 günlük kalış süresine de uyuyor. Tabi son giren Alman savaş gemisi dahil NATO gemileri bu tonajın dışında.


Ancak ABD, Karadeniz’de sürekli kalmanın yolunu buldu. Bunu bir hileye başvurarak yapıyor. Karadeniz’de 21 günlük süresi dolan gemiyi boğazlardan Ege’ye geçiriyor. Sonra geri döndürüp boğazlardan geçirerek Karadeniz’e getirip 21 günlük ek süre alıyor.


Yani ABD böylece, her an Karadeniz’de, toplam tonajı 45 bin tonu bulan, tam teçhizatlı savaş filosu bulundurmuş oluyor.


 


. TÜRKİYE SESSİZ KALAMAZ


ABD’nin arayışı, bu askeri varlığını sürekli olarak Karadeniz’de tutacak bir formül geliştirmek. Gürcistan’la Poti ya da Batum’da böyle bir liman yapımının sağlaması ya da askeri gemilerin sığınacağı bir bölümün oluşturulması konusunda gizli bir anlaşma bulunuyor.


Peki bu durum Montrö açısından ne anlama geliyor? Montrö’ye uygun mu?


ABD, böylesine kalıcı bir askeri üs için Türkiye’ye ne dedi?


Türkiye limanlarının kullanımı için bir talepte bulundu mu?


Bunları şimdilik bilmiyoruz. Ama bilinen bir gerçek var. O da ABD’nin Karadeniz’de yüzer bir askeri deniz üssü varlığının bulunduğu.


Bu gerilim ve ABD’nin bu varlığı Türkiye için çok ciddi bir sorun. Montrö’yü, başta Rusya olmak üzere Karadeniz ülkeleri açısından anlamsız kılan bir ABD hilesiyle karşı karşıyayız..


Hükümet bu ABD hilesine karşı sessiz kalarak Türkiye’nin egemenlik haklarını ve güvenliğini tehlikeye atıyor.


Türkiye’nin orta ya da uzun vadede buna sessiz kalması düşünülemez.


 


 


Resmi yalanlar ve gerçekler


 


Şişirilmiş ulusal gelir ya da kişi başına düşen ulusal gelir rakamlarına göre durumumuz gayet iyi. Bu abartılı rakamlar büyümeyi de olduğunun üzerinde gösteriyor. O nedenle de gerçekle, rakamlar arasında inanılmaz bir uçurum yaşanıyor.


Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) tarafından, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri üzerinde yapılan bir çalışma, bizzat resmi rakamları yalanlıyor.


TÜİK’e göre Türkiye’de açlık sınırı 255 YTL. Devlet de bütün maaş ve sosyal verileni bu rakam üzerinden hazırlıyor.


Oysa KESK araştırmasına göre ise açlık sınırı 730 YTL: Dört kişilik bir ailenin insanca bir yaşamın sınırı sayılan yoksulluk sınırı ise 2 bin 310 YTL.


KESK uzmanları, bir kişinin aylık zorunlu gıda harcamalarını hesaplamış. Yetişkin bir kadın için 163, yetişkin bir erkek için 211, 15-19 yaşındaki erkek çocuğu için 223, 4-6 yaş çocuklar için 130 YTL.


Kamu Sen’e bağlı Türk Eğitim Sen’in bir araştırması ise üniversiteli gençlerin nasıl bir ekonomi zorluk içinde olduğunu çarpıcı biçimde koyuyor. Araştırma, devlet yurdunda kalan bir öğrencinin aylık zorunlu harcamalarının 715 YTL olduğunu söylüyor. Okul masrafları, kitap ve diğer masraflar bindirildiğinde ise bu para  2 bin 956 YTL’ye çıkıyor. Yani KESK’in 4 kişilik aile için hesap ettiği yoksulluk sınırından 645 YTL fazla.


Peki hükümet ne yapıyor?


Ekonomik sorunları çözecek politikaları üretmek, ülkeyi kendi ayakları üzerine oturtacak ekonomik ve sosyal kararları almak, herkesin eğitim ve sağlık hakkından eşit biçimde yararlanabildiği, çalışabilir nüfusun başkasına muhtaç olmadan hayatını kazanabileceği  bir ortamı oluşturmak yerine, yoksulluğu kader haline getiren bir sadaka ekonomisini inşa ediyor.


İstihdam ve yaşam standardı rakamlarının büyüklüğü ile değil, yaptığı kömür ve iaşe yardımının fazlalığıyla övünen bir hükümet!


Yazık ki Türkiye sahipsiz!

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.