AÇLIK

  Uzman Psikolog arkadaşım Merve Otçeken geçenlerde “duygusal açlık” konusunda bir video hazırladı ve bizimle paylaştı. Merve benim hayatıma, beraber katıldığımız “ergenlikle ilgili” bir seminerle girdi. İkimizde konuşmacıydık.   Ve iyi ki de hayatımda.  Eğer hayatınızda iyi ki dediğiniz insanlar varsa şanslısınız.
Sahi duygusal açlık nedir?
Bir yeme bozukluğudur.

Yani midemiz için değil de duygularımız için yemek yeme isteğidir. Açlık eğer  fiziksel olarak başlamayıp duygusal olarak başlıyorsa vay halimize.
Ama bu konu benim konum değil. Bilmişliğe ise hiç gerek yok. Konu uzmanların konusu. Benim bugün ki meselem duygular. Yani duygularımızın açlığı.
Aç insan tehlikeli insandır. Doymamış olandır.
Karnı sürekli guruldayandır. Homurdanıp durandır.

Hem gözü, hem karnı doymamış olandır. Yani tehlikeli olandır.
Bugünlerde evlerimizdeyiz ve elimizde kocaman bir zaman paketi var.
Hani arayıp bulmakta zorlandığımız. Çok yoğunum deyip,  sevdiklerimize ayırmadığımız zamanlardan bahsediyorum. Bu elimizde, kocaman pakette ki  zamanı etkili kullanmak artık bizim elimizde.  Öyle “ay çok yoğundum arayamadım, unuttum” vs gibi geçiştirmeler nafile. Evlerde kendi krallıklarımızın başına geçip, istediğimiz ve ah keşke dediğimiz anları yaratmak artık hep bizim elimizde.
   Ben kabulsüzlükleri terk eyledim. Yargıdan hoşgörüye geçtim. Yani İstemediğim her şeyi terk eyledim anlayacağınız... Sindiremediklerimi de tekrar tekrar yüzüme gelip çarpmasınlar diye sildim.
Artık duygu ve düşüncelerimi besliyorum. Her konuştuğum her düşündüğüm adımı alıp, kabul ediyorum. Duygularımı besliyorum.
Bu karantina beni tekamülsel bir sürece soktu. Bugünlerde bir papatya oldum ve seviyor sevmiyor falında kimi seviyorsam o kalıyor.
Önceden sevmediklerime karşı ağırlaştırılmış müebbet hissiyatı kıvamında ki duygularım, artık özgürlüğü seçti. Haydi gidin. Nereye isterseniz. Ama benim duygularım size kapalı.
Sezai Karakoç “Geceye yenilmeyen her insana, ödül olarak bir sabah, bir gündüz ve bir güneş vardır.” Bugün evlerimizde karantinada şükredebileceğimiz bir sabah, bir gündüz ve güneşimiz var. Bir de üstüne yönetebileceğimiz duygularımız var.
Duygularımızla beraber kanatlarımız elbet kırıldı, ama artık kanatlarımız olmadan uçmak bizim elimizde. Her gün elimizde olana daha az sevinip elimizde olmayana daha çok üzülürdük ya, bugün mutlu olmaktan başka bir seçeneğimiz olmadığını görüyoruz hep beraber.
Duygularımızda gecesi gündüzü olmayan bir başkalaşımmış gibi gözüken tüm bu yaşadıklarımız, bizlere dik durma mecburiyetini iliklerimize kadar hissettiriyor.
Bugünlere karşı duygumuzda ne sevgi ne de güven var. Birbirinden ayrılmayan bu ikilinin olmadığı yerde kaçma isteğimiz, bizi yarın yine o duygularla buluşturur diye kendimize sarılmaya terk eyliyor.
Evet hayat şimdidir. Duygularımızda şimdiye ayırdığımız bunca zamanlar, elbet etkili sonuçlar getirecektir. Ruhumuzu dinlediğimiz  ve neredeyse konuşmaya az zaman harcadığımız bu zamanlar kendi ruhumuzun da şifası olacaktır diye umut ediyorum. Çünkü kendimizle bolca var olduğumuz bir durumdayız.
Duygularımız ve düşüncelerimiz bize bu tek kullanımlık yaşamda her nerede olursan ol “hayat yaşamaya değer”
sloganını söyletiyor.  
   Aslında duygusal yorgunluk diye de bir şey var. Görüntün iyi ama düşüncelerin, hissettiklerin, iç sesin yüzünden, depresyon da gibi gözükürsün. İşte bu gönül yorgunluğudur. O yüzden de boş ver be, bak bir Korana tüm dünyayı nasıl allak bullak etti? Neler yazdırdı? Neler okuttu? Neler söyletti ve hissettirdi? Ne duygusu, ne düşüncesi  ne de bir şeylerin garantisi kaldı.
O yüzden artık düşüncelerimizle duygularımızla davranışlarımızla değişme zamanı.
Bugünler sabırsızlıkla dışarıyı, özgürlüğü özlediğimiz günler. Daha sağduyulu olmamız gereken günler. Aç değil, tok olmamız gereken günler. Açlığımız sadece özlem olmalıdır. Özgürlüğe, sevdiklerimize, ailemize, denize, bir dostla kahve içmeye aç olduğumuz günler olmalıdır.
O yüzden Frida Kahlo’ya kulak verip dinlemek lazım…
“Bazen olmuyor. Hatta o kadar güzel olmuyor ki, ancak bu kadar güzel olmayabilirdi diyorsun. Bir gün her şey yoluna girerse, umarım hala hevesim ve isteğim kalmış olur “
Duygular hiç eksilmesin diliyorum.
Merve’ciğimin videosu beni buralara kadar getirdi. Konu duygusal açlıktan duyguların açlığına geldi. Duygular sevgiyle beslenmelidir.  Aç hissetmemelidir.
Aziz Nesin’i dinliyorum bu aralar… “Sarılmak neden güzeldir bilir misin? Çünkü sağ tarafta kalp yoktur ve orası hep boştur. Sarılınca, sağ yanını onun kalbi doldurur” cümlesindeki kadar sevgiyi özledim.


Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum