Adalet ve Kalkınma Demokrasi ve Adalet!

  Türkiye’nin ilk partisi, Cumhuriyeti'nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde 9 Eylül 1923'te kurulan ‘Halk Fırkası’dır. Cumhuriyetçilik, Halkçılık, Milliyetçilik ve Laiklik’i 4 temel ilke olarak benimseyen Partinin adının başına 1924’de Cumhuriyet eklendi, 1935 yılında ise ilkelere Devletçilik ve Devrimcilik eklendi ve ilke sayısı 6’ya çıkarıldı, partinin adı da Cumhuriyet Halk Partisi oldu.  
  Dünyanın en uzun soluklu partilerinden biri olan CHP, 1923'ten 1950'ye kadar aralıksız iktidarda kaldı. Türkiye’nin ilk muhalefet partisi ise 17 Kasım 1924’de kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası oldu. CHP’den ayrılanların kurduğu bu parti uzun ömürlü olmadı.
  7 Ocak 1946 tarihinde ise CHP’den ayrılan Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan Demokrat Partiyi kurdu. DP 1950’de iktidar oldu, 27 Mayıs 1960’da da Askeri darbe ile devrildi… 1950’den günümüze kadar yüzlerce parti kuruldu…
  CHP, 1950’den bugüne tek başına iktidar olamadı. 1974’de MSP ile koalisyon hükümeti kurdu. Sonra bir iki kez daha koalisyonda bulundu. 
Türkiye’yi 1950’den günümüze kadar Demokrat Parti’yi rehber alan ve siyasi literatürde sağ diye adlandırılan, yarı muhafazakar, yarı milliyetçi, yarı liberal hüviyetteki partiler yönetti. Türkiye’nin son 70 yılına damga vuran ana partiler; Adalet Partisi, Anavatan Partisi, Adalet ve Kalkınma Partisi’dir. 
                                                 ************

   Türkiye’de aslında 1950’den bugüne siyaset; cami-minare ile Anıtkabir yarışması şeklinde geçti ve bir istisna dışında her defasında cami-minare siyaseti yapanlar galip geldi. Cami-minare siyasetinin içinde aslında her görüş var ancak yönlendiren güç okyanus ötesi! 18 yıldır iktidarda olan Adalet ve Kalkınma Partisi de bu geleneğin daha muhafazakar hatta daha İslamcı bir devamıdır. Bugünkü iktidarın öncekilerden farkı devlet dairelerinde ideolojik olarak kadrolaşmasıdır. Bu kadrolaşmayı gerçekleştirirken diğer yandan da kendisine oy veren kitleyi farklı metotlarla bir arada tutma başarısını gösteriyor.  
                                                       **************

   15 Temmuz hain darbe girişimi, 12 Eylül 1980’de olduğu gibi yine Okyanus ötesi destekliydi. Ve bu hain darbeciler ve darbecilerin arka bahçesindekiler AKP ile birlikte ülkeyi yönetmişlerdi. Önceki hükümetler döneminde su altından saman yürüten bu hainler, AKP döneminde samanı su üzerinden yürütmeye başlamışlardı. Ve bu hain emelleri fark edilince açığa çıktılar ve darbe teşebbüsünde bulundular. 15 Temmuz darbe girişimi ve AKP’nin icraatı, partiden ayrılmalara neden oldu!
Önce Ahmet Davutoğlu, önceki gün de Ali Babacan partilerini kurdular. AKP hükümetlerinde Başbakanlık, Dışişleri ve Ekonomi gibi kilit görevlerde bulunan isimlerin, partilerinden ayrılıp ayrı ayrı parti kurmaları kafa karıştırdı. 
Davutoğlu ve Ali Babacan, iki ayrı parti neden kurdu?

   Yapılan kamuoyu anketlerine göre iki partinin oyu toplam bir yekün teşkil etmiyor. Geçmişte ana partilerden ayrılıp yeni parti kuranlar vardı. Mesela AP’den ayrılıp Demokratik Parti’yi veya CHPden ayrılıp DSP’yi kuranlar gibi… Davutoğlu ve Ali Babacan’ın yeni parti kurma işini çokları öncekilere benzetiyor. Kimileri de, bu iki ismin AKP’den ayrılan seçmeni konsolide etmek(muhalefet partilerine gitmemek için) ve yarın tekrar AKP ile pazarlık etmek için parti kurduğunu söylüyor.
Bu aşamada bu konuda yorum yapmak çok da doğru değil.
   Ali Babacan’ın kurduğu Demokrasi ve Adalet Partisi’nin kurucularının büyük çoğunluğu siyasi görüşleri ve eylemleri açısından bize çok da yabancı gelmiyor. 
Babacan, demokrasi ve adaleti öne çıkarıyor. Demokrasi, bizim ülkemizde ağzımızda çiğnediğimiz sakıza benziyor. Bir süre çiğner sonra atarız. Türkiye’de demokrasi de maalesef öyle… Demokrasinin tanımı güzel olduğu için herkes ona sarılıyor. Ancak iktidara geldiklerinde içini unutuyorlar. Menderes, yeter söz milletindir, dedi... Sonra bildiğini okudu!
 
 Adalet de; siyasi söylemlerimizin ilk sırasında yer alıyor. Adalet adında bir parti bu ülkeyi yıllarca idare etti… Sonra Adaletin yanına Kalkınma eklendi ve iktidar olundu. Ancak, toplumun bir kesimi adaletten yaka silker oldu…
Babacan’ın da canı adaletten ve demokrasiden yandığı için tahminim o ki, partisinin adını Demokrasi ve Adalet koymuştur. Partilerin adı Adalet, Demokrasi, Kalkınma, Demokrat, Cumhuriyet vb. olması ile ülkede maalesef bu değerlere sadık kalınmıyor.

                                                                                                    Hasan KURT

                                              ****************

  Hiç sırtınız kaşındı mı? Hani öyle bir nokta olur ki yetişemezsiniz, eşinizden, çocuğunuzdan, arkadaşınızdan yardım istersiniz. Yardım gelir ama istediğiniz gibi olmaz, kaşıntı oradadır, bu tablo sizi daha da kışkırtır. Değen el kaşıntıyı kökten kesemez, ya yetersiz baskı olur ya yan kaçar. O anda bir duygu kaplar içinizi; öfke, nefret, kızgınlık, tatminsizlik artık ne derseniz deyin ama çoğumuz bu hissi biliriz, yaşamışızdır. Öyle bir an gelir ki yardım istediğiniz kişiden de kendinizden de iğrenirsiniz. Ya hiç yardım istememeliydiniz ya da kaşınmamalıydınız. Böyle bir durumda ne kaşınan ne yardım isteyen olmamak en iyisi.
  Ama yardım istemiş ve beklemişseniz sonuca katlanmak zorundasınız. Çünkü kimse sizin tam nerenizin kaşındığını bilemez, bilmek zorunda da değildir. Değecesiğiz ki ne'ye? İşte ö'le 
(Dr. Mahmut Haydar Ustaoğlu)

                                           
 
 Coronavirüs tehlikesi dolayısıyla Kâbe-i Muazzama hac ve umre ziyaretine kapatıldı. Artık Kâbe'nin etrafını sadece kuğuşlar tavaf edebiliyor. Bu durumda Diyanet hacı adaylarından peşin olarak aldığı avro ve dolar destlerini hacı adaylarına iade etmek durumundadır. Bundan böyle google earth'ın üç boyutlu versiyonlarıyla Kâbe'yi tavaf edip sanal hacı olmaya cevaz veren bir fetva yayınlamalı Diyanet! Böylece petrolden kazandıkları parayla iğrenç bir şatafat yaşayan şeyhlere para kaptırmamış oluruz. (Evet, olayın bu kısmında aynen CHP'liler gibi düşünüyorum!) Zaten uzun zamandır hac ve umre ziyaretleri AKP iktidarının bedavadan hacca gönderdiği muhafazakâr İslamcı sonradan görmeler yüzünden Arabistan'a oryantal gözlem türü turistik ziyaretlere dönüşmüştü. Kâbe'de selfi yapan Müslüman flört leydiler, Bedevilerin inşa ettiği burjuva oteller, vinçler, Satürn şapkası gibi abuk sabuk biçimsiz tavaf terasları ve de Elizabet saat kulesi yüzünden manevi havasını büsbütün yitirmişti. Bence böylesi çok daha iyi oldu. Zaten Kudüs'ü siyonist İsrail'in tasallutundan koruyamayan Müslümanların Kâbe'yi tavaf etmesinin pek bir ehemmiyeti yoktu. Artı sanal hac farizasını yerine getirdikten sonra Arafat'a çıkıp şeytan taşlamanıza gerek yok. Sosyal medyadan atacağınız twitler Allah indinde o kutsal görevin yerine geçecektir, inşallah! 
(Metin Kondel)

Önceki ve Sonraki Yazılar