Ali Osman Aktaş

Ali Osman Aktaş

ADALETİN EMPATİ SORUNU

  Adalet uygulanabilir ve sürdürülebilir olduğu müddetçe varlığını korur. Varlığını koruyabildikçe de devlet yapısını güçlendirir, mutlakıyetini kazandırır. Adalet, hakkın gözetilmesi ve haklı ile haksızın kesin çizgilerle ayırılabilmesi ile mevcuttur. 
Boşuna, gözleri bağlanmış bir kadının, elinde tuttuğu bir denge terazisiyle adaletin temsilcisi olduğu herkes tarafından benimsenmemiştir. Hakkaniyete uygun ve nasıl, kim olduğu bakılmaksızın adalet karşısında herkesin eşit hak ve yasalara sahip olduğunu belirtmek içindi o temsili figür.
Ama adaleti dağıtan yükümlülerin adil olmayı gerektirdiği kadar vicdani kararları da göz önünde bulundurmaları gerektirmiyor mu?  Herkes için adaletin tanımı farklı olabilir. Her vatandaş adaleti kendisine göre de yontabilir? Ama asıl olması gerekenin, adalet uygulayıcılarının, sağlayıcılarının vermesi gereken kararlarında mağdurlarla her zaman bir empati kurabilme yetisine sahip olabilmesini gerekmiyor mu?
Zamanında izlediğim bir belgeselde suç profillerinin psikotik yapısı ve beyin korteksi üzerinde inceleme yapan bilim adamlarının ulaştığı sonuçta, bu denekler üzerinde ortak tek bir bağın hepsinde de bir empati sorunu olduğunu göstermişti. Kişinin, karşısındakinin istek ve duygularını anlayabilmesi ya da başka birinin hal ve durumunu anlayabilmesi, algılayabilmesi olarak basitçe tanımlayabileceğimiz empatinin işte bu suç profillerindeki kişilerde asla bulunmadığı ve olmadığını göstermesi adalet açısından da adli tıbbın incelemesi gereken bir başka konu. 
 
Bizim bahsetmek istediğimiz adalet ile empati kavramı arasında kuracağımız ilişki de başka bir noktada kesişiyor. 
Özellikle Türkiye’de son on yıl içerisinde çok değişik bir adalet kavramı, anlayışı ve uygulayıcıları oluştu. 
Son on yılda göremediğimiz, bilemeyeceğimiz ve yaşayamayacağımız kadar olaylar, infialler ve skandalların hepsini bir arada yaşadık. O yıllardan günümüze kadar film şeridi gibi geçen süre içerisinde neler olduğunu neler yaşandığını çok yakından hep beraber gördük. Adalet karşısında mağdurların nasıl da etkisizleştirilip gerçek suçluların da nasıl mazlum gösterildiğini acı gerçekliklerle gördük. Sahte düzmece belgelerle sahte operasyonlar ve güvenilirliği şüphe götürecek gizli tanıklarla birçok güzide isimlerin, kahramanların ve vatanseverlerin nasıl da yıllarca hapislerde çürütüldüğünü gördük. Yetmedi hasta olup kanserden ölenler oldu, yetmedi intihar edenler de oldu. Suçsuzluklarını artık kabul eden mahkemelerce de tahliye edilenlerin çoğu artık içeriye girdikleri gibi de değillerdi. Parçalanan, yıkılan, dağılan aileler ve mahvolan hayatlar.
Fetö terör örgütü tarafından yıllarca sınavlarda haksız şekilde mağdur edilen yüz binlerce gencin çalınan umutlarında şimdi söylenilen geçmiş olsun dileklerinde, defalarca emniyet tarafından korunmak istendiği halde yüz geri edilip de kocası ya da eski sevgilisi tarafından katledilen kadınların çaresiz feryatlarında, nefret cinayetleriyle ötekileştirilen toplumun önlenemez savunmasızlığında,  Ergenekon, Balyoz denilerek haksız şekilde hayatları karartılan yüzlerce vatansever asker, subay ve sivillerin telafi edilemez dramlarında kusura bakmayın Fetöcüler yaptı gitti denilerek unutmaya çalıştırıldıklarında, taciz ve tecavüzlerin odağında daha insan biyolojisini bilemeyen çocuklara kendi rızası vardı denilerek insanlığın aşağılanmasında oldu bari tecavüzcüleriyle evlensinler denilmesinde, inancı gereği aşağılanan horlanan insanlarımızın sahipsiz bırakılmasında hep bir şekilde adaleti aradık, ama adaletten çok adalet dağıtıcılarından bir empati kurmalarını bekledik.
Çaresiz feryatların eşliğinde adalet karşısına çıkan birçok mağdurun mahkemelerde suçlu duruma düşürüldüğünü, suçları delillerle mevcut ve sabit sanıkların ise hep mağdur gösterildiği birçok davaları da gördük. 
 
Hep sorduk, kendimizce de anlamaya çalıştık. Bu davalara bakan hakimler, yargıçlar acaba empati kurdular mı, kurabiliyorlar mı diye? İlkel şartlarda çalıştırılan madenlerde enkaz altında kalan işçinin babası ya da evladı olarak onların yerine kendilerini koyabiliyorlar mıydı? Ya da tacize uğramış küçük kız ya da erkek çocuğunu kendi çocuğu yerine koyabilip de davalara o şekilde girebiliyorlar mıydı? Yoksa ihmâlsizliğin, denetimsizliğin adam kayırmacılık ile nasılsa aynı taraftanız diyerek onlarca küçücük bedenleri güvenliği olmayan, iptidai şartlarda kurulmuş bakımsız yurtlarda din öğretiliyor diyerek, körpecik bedenlerin cehennem ateşinde diri diri yakılırken bunların sorumlularının çıkarıldığı mahkemelerde o çocukları kendi kızları yerine koyabildiler mi? Şerefle taşıdıkları madalyalarla ülkede bir anda terörist ilan edilip de yıllarca zindanlarda çürütülmeye terkedilen Türk Ordusunun gözbebeği komutanlara en aşağılayıcı iftiraları atarken hayatı boyunca insanlık için mücadele etmiş Türkan Saylan gibi hocalarımıza demedikleri lafları ölüsünün arkasından söylerlerken, üzüntüden kanser olup, intihar eden subaylara, Kozinoğlu gibi değerli komutanlarımızın içeride ölmelerine izin verenler, şimdi de böyle bir terör örgütü yokmuş derken o zamanlarda, karar verenler yargılayanlar, o insanların ailesi, kardeşleri, çocukları yerine koyabildiler mi kendilerini? Bırakın tüm bu empatik davranış ve duyuşsal beklentileri adaletin gerçekten terazisini vicdanlarında hissedebildiler mi? Bu davaları sonuçlandıranlar anayasada tanımlanmış ceza maddelerinin karşılıklarını verirken,  o duygularının somut ve soğuk mahkeme duvarlarının gri renklerinde mi karar verdiler, veriyorlar yoksa kendi vicdani sorumluluklarında empatilerini geliştirerek o mağdurların gözlerinde mi karar veriyorlardı? 
Şimdi de on yıl sonra böyle bir örgüt yokmuş dediler.
İşte adalet de böyle. Sadece yasaların koyduğu maddelerden ibaret değildir suça verebilecek ceza. O kişilerin yaşadığı dramlarda o kişilerin yerine de koyabilmektir kendini.
Yurttaş devletini yanında görmek ister. Ona güvenebilmesi, ona inanabilmesi ve değere ithaf edebilmesi için çaresizliğinde kendisine sahip olabilecek bir devlet yapısını görmek ister. Ha bu devlet nasıl olmalı ve görünürde olan devlet de ne durumda o başka bir konunun yazısı. Ama burada belirtmek istediğimiz noktanın devletin de kendisini vatandaşın yerine koyup empati geliştirmesi gerektirdiğidir.
Adaletin yasalarında bile mutlaka eşitsizlik vardır diyen Montaigne, empati kavramına ta o zamandan dem vurmuş. Adaletin olup olmadığını anlamak için de mutlaka adaletsizliğin var olduğunu kendi başınıza geldiğinde fark etmeyelim.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.