Ali Osman Aktaş

Ali Osman Aktaş

AHMET KURAL VE DELİLİK İLE DÂHİLİK

Aşk ile nefret arasındaki ince bir çizgi gibidir delilik ve dâhilik arasındaki fark.  Nefretin nerede başladığı aşkın nerede bittiği bilinemediği gibi deliliğin de dâhilik ile olan aralarındaki müstesna aşklarında da ikisinin de o ince çizgiyi çoğu zaman aşıp geçtiği de olmuştur.

Delilik ile dâhilik arasındaki o hassas ilişki aslında bilim insanlarınca epey zamandır kafa yoran delice bir sorundu. Fakat en son Amerika’da Dünya Bilim Fuarı’na katılan yüksek zekâya sahip bilim insanları, aralarında kendilerinin de olduğu şizofreni ve çift kişilik bozukluğu hastalıklarıyla evet yanlış okumadınız kendilerinin de bizzat yaşadıkları bu hastalıklarla mücadele eden bu kişiler, yüksek zekâları ile aradaki o bağlantıyı incelemişler ve çıkan sonuca göre de delilik ile  dâhilik arasındaki o hassas dengeye,  DARP – 32 adı verilen genin sorumlu olduğunun sonucuna varmışlar. Ve bu dâhilerin kişilik bozukluklarına yakalanma oranlarının da diğer normal zekâ seviyesindeki insanlara göre çok daha fazla olduğunu da ispat etmişler.

Geçenlerde bir röportaj okumuştum. Okuduktan sonra da bu bağlantı aklıma geldi. Magazin sayfalarından da takip etmişsinizdir, Sıla ve Ahmet Kural arasındaki “kuraldışı” gelişen ilişkiyi. Ayşe Arman’a konuşan Sıla diyor ki “Ahmet Kural’ın şiddet eğilimi vardı ve ilk ayrılığımız da o yüzdendi. Sonra tekrar bir araya geldik. Çünkü ben o adamı çok sevdim ve dedim ki aşkla her şeyi yenebiliriz. Ama anladım ki Aşk bazen yetmiyormuş. Çünkü onun durumu TIBBİ BİR DURUMDU ve PATOLOJİK bir vaka asla AŞK falan dinlemez”.

Patolojik bir vaka olduğunu söylüyor Sıla, Ahmet Kural’ın. Doğru mu yanlış mı o tıbbın bilebileceği bir iş ama Ahmet Kural’ın mükemmel üstü sahne performansı ve içine girdiği karakterleri o kadar güzel bir şekilde uyarlaması, kendisiyle uyumlaştırabilmesi, normal yeteneklerde bir tiyatro oyuncusunun gerçekleştirebileceği bir sahne üstü performans değil. Adam, bütün canlandırdığı karakterlerde gerçekten patolojik bir vaka (!) gibi duruyor ve sabırları zorlayabilen, her an herhangi bir şekilde çevremizde de görebileceğimiz, gerçek problemli davranışlar sergileyebilen kişilerin karakterleri gibi rolünün hakkını ziyadesiyle veriyor.  Ahmet Kural, eğer patolojik bir rahatsızlığa sahip değilse evet, müthiş bir şekilde zeki, yetenekli ve aynı zamanda da oynadığı rolün hakkını veren değil bizzat yaşayan bir oyuncu.

Mimiklerin kralı diyorlar ona. Traji komedinin ustası olarak kaş, yüz, göz hareketlerini saliseler içerisinde değiştirebilmesi, absürd yürüyüş ve el kol hareketleriyle ya çok uzun zamanlar tımarhanede yaşamış patolojik bir vaka ya da gerçekten bu adam çok iyi bir izlenimci. Onun için “ekşi sözlük”ü açtığımda bütün tanımlamaların içerisinde sevgiyle ifade edilebilen en çok üç kelime dikkati çekiyor; çatlak, saçma, absürd.

Yukarıdaki bilimsel araştırma verilerinin yanı sıra, Sıla’nın Ahmet Kural için söylediklerini okuyunca da aslında farkında olmadan Ahmet Kural’ın dâhiyane zekâsını ve oyuncu yeteneğinin ne kadar da yüksek olduğunu itiraf ederek onun normalüstü zekâya sahip bir insan olduğunu gözler önüne seriyor. Ahmet Kural bir yandan Sıla’nın onun zekâsını övdüğü için sevinebilirken diğer yandan da üzülebilir, dâhiliğinin, delilik ile o ince çizgisiyle hemhal oluşundan.

İşin profesyonel ve bilimsel yönüne gelirsek geçmişte yaşamış ve halen daha yaşamakta olan birçok dâhinin delilik olarak adlandırılan patolojik vakalarla yaşamak zorunda kaldıklarını, tanındıklarını okuduk, duyduk ya da gördük.

Van Gogh, Leonardo da Vinci, Nobel ödüllü John Nash, Tesla, Edgar Alan Poe,  Freud, Nietzsche, Balzac, Kafka, Hemingway, Virgina Woolf hepsi de takıntılı ya da şizofren vaka olabildikleri gibi çok daha ağır patolojik değerleri gösterebilen durumları da vardı. Ve özellikle bunların arasındaki Frankenstein’in yaratıcısı olarak bilinen İtalyan fizikçi Giovanni Aldini elektrik verilerek bir ölüyü canlandırabileceğini iddia ettiğinde zaten deli lakabını çoktan almıştı bile. Ama deneyini de ispatlayabilmişti. Ta ki pil bitene kadar.

Foucault, ünlü eseri “Deliliğin Tarihi”ni yazdıktan sonra, “akıl üzerine çalışacak kadar delilik etmiştim, deliliği çalışacak kadar da akıllıydım" dediğinde o ince çizginin aslında nereden başladığını ve nerede kesinkes birbirleriyle ayrılabildiğini anlayamamaktan şikâyetçiydi.

Sanatçılar ya da yazarlar gibi bilim insanlarının da akıl ile dânelerinin birbirleriyle karıştığını bazen ya kendileri itiraf ediyor, bazen de tıp onları sonuçlarıyla destekliyor. Belki de üretimin, bir şeyi ortaya çıkarabilmenin yegâne kaynağıydı o ince çizgi içerisinde dolanıp durmak. Ya da bir ötekisinden diğerine geçip dolaşmak. Ama nedense, değişimi, gelişimi ve farklılığı ortaya koyabilenler de hep bu aşırı gelişmiş DARP-32 genine sahip kişiler olmamış mı?

Ahmet Kural’ın o üstün oyuncu performansına bakarak, Sıla’nın kendisine yüklediği sayrılığın, kendimce gözlemleyebildiğim yeteneklerinin özelinde dile getirmek istediğim asıl sonuç da aslında Ahmet Kural gibi dâhiyane bir oyuncunun normal davranışlar sergilemesinin mümkün olamayacağını daha iyi bilmemiz gerektiğiydi. 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Haber yorum bölümünde Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.