AHMET TAHİR; SÖZCÜKLERDEN DİZELERE BAL DOLDURAN ŞAİR

Ahmet Tahir Temel Bulut bir şair.

Trabzonlu bir şair.

Bir insanın kalemi bu kadar mı velud, bu kadar mı akıcı bu kadar mı sahici olur.

Ne yaşıyorsak, ne hissediyorsak, nelere üzülüp seviniyorsak Ahmet Tahir bir de bakmışsın sayfasında bunları dile getirmiş.

Birlikte gülme ve üzülmenin getirdiği duygudaşlıkla dizelere dökülen sözcükler beni seni hepimizi anlatır saflıkta.

Dili öz. Anlatımı temiz. Anlamı açık. Mesajı net.

O yüzden içimizden biri.

Ama bir farkla içimizdekileri bize anlatan biri.

Muhtarlık yapmış. Hatta muhtarlara da başkanlık yapmış. Oy istemiş halktan. Almış ta fazlasıyla oyları... Ama şair ruhlu Ahmet Tahir, siyaseti pek sevememiş.

Mesela halkın isteklerini ihtiyaçlarını çekinmeden her ortamda dile getirmekten sakınmayan muhtar buna rağmen çoğu zaman karşılığını alamayınca soğumuş siyasetten.

Dizelerindeki ifade daha etkileyici olduğunu biliyordu. Şairliğin yanında siyaset neydi ki sonra...

Öyle ki henüz bir kitabı yayınlanmamış olmasına rağmen şiirleri ve sanatı hakkında üniversitede tez konusu olmuş bir şair AHMET TEMEL.

Ahmet Temel(Tahir) Bulut kimdir?
Kendi ifadesiyle,
1958 yılı Ocak ayının 14'ünde Kalandar gecesi dünyaya ailesinin ilk ve son çocuğu olarak gözlerini açmış...
İlkokulu köyünde, ortaokulu Taşhanpazarı'nda, liseyi Trabzon'da okumuş,  askerlik dönüşü evlenip biri kız dördü erkek beş çocuk babası olmuş.
Emekli olduktan sonra 5 yıl mahallesinde muhtarlık ve 5 yıl Of Muhtarlar Derneği Başkanlığı yapmıştır. Siyaseti hiç sevememiş, o yüzden bir daha aday olmamıştır.
Kaleminin gücüne güvenen şair, uzun uzun yazmayı sevmediği için şiiri tercih etmiştir...
Kitap okumayı sever, eline geçen kitapları ayırım yapmadan okur, Dünya Klasikleri'nin Türkçe'ye çevrilen birçok eserini okumuş, tarihe ve felsefeye yüzeysel olarak ilgi duymuştur.
Önce bilgiye aç bir şekilde zeki ve güçlü bir hafızaya sahip beynini doldurmuş, dolan küp sızdırmaya başlamış, küpten sızanlar kısa aforizmalar ve çok uzun olmayan şiirler olarak sosyal medyada okurlarıyla buluşmuştur.

***
 

Şiiri çeşitli şekillerde tarif eden şair, bir şiirinde şöyle der;


Şiir, kelimelerden bal doldurur gözeye;
Tutar koca kitabı sığdırır bir dizeye
*
Sahalarda, çöllerde kar olur, boran olur;
Buruşturup atmayın, belki bir soran olur.
Bir diğer şiir tarifi de şöyledir; bazen,

"Bir kişiye anlatamadığın çok şeyi, çok kişiye anlattığın bir şeydir şiir."


Henüz yayınlanmış kitabı olmayan şairin şiirlerinden İlyas Yılmaz adında bir edebiyat öğretmeni Prof. Şahin Köktürk'un rehber hocalığında Samsun OMÜ de yüksek lisans yapmış ve 500 sayfa kitap basılmaya hazır bir şekilde Şahin hocada muhafaza edilmektedir.
Şu anda şiirlerinden doktora yapma teklifleri alan şair, inisiyatifi Prof. Şahin Köktürk'e bırakmıştır.

Halk şairi desek değil, sazı yok.

Divan şairi desek, divanı yok.

Orhan Veli'nin başını çektiği serbest şiirin tarzı GARİP ekolüne yatkın desem o da değil...

Ama şair.

Gönülden şair.

Hem de her anı anlatan şair.

Kelimelerden bal doldurup gözeye, koca bir hayatı sızdırırken birkaç dizeye aslında sadece kendisini değil hepimizi anlatıyor.

Güçlü kalemi, hisseden gönlü, dizelere akseden duygu en büyük sermayesi... Hecedir şiirinin ölçüsü...

Bu arada lirik, pastoral, didaktik, epik  ve de realist, romantik anlatımların hepsini de şiirlerinde bulabilirsiniz.

Çünkü o hayatın içinde yaşıyor ve hayatın içinde bunların hepsi var...

Uzun lafın kısası deyip şiirlerine bir yolculuk yapalım Bulut'un dizelerinde.

***

Söylemeden bir sözü iyi geçir us'undan;
Kurşun geriye dönmez çıkarsa namlusundan...
***
Kim gurur-kibiri indirir raftan;
Cannet'te Onundur sırmalı kaftan...
***
İnsanların içleri yüzden okunsa eğer;
Bilmem kaç insan kalır selam vermeye değer...
***
Yalnız Ondan dilerim, Onda bulurum necat;
Benim tüm yazdıklarım Allah'ıma münacat...
***
Elbette şiir; mührü vakti gelince elinizden alırlar lakin şiir öyle mi.?
Göçeriz azar-azar miadımız dolunca;
Tarih, Tahir'i yazar, Tahir tarih olunca...
***
Şiire ricam

Ey şiir! Ruhuma ışık ol ! Yansı!
Ukba’nın ritminden lütfeyle dansı…
*****
Ağyarın göğünde çırpamam kanat;
Bana söz değmemiş âsuman donat!
*****
Hakk’ın lugadını işle dilime;
Cennet mumu harlansın fitilime…
*****
Her harfimle bir gözyaşı sileyim;
Mutlular çoğalsın, ben eksileyim…
***
Gel, etme.! Bu demden doldur çayımı;
Yalnız sen bilirsin dudak payımı…
***
Güzelleme

Bu gece seyrettim resimlerini;
Yalnız kalbin değil, yüzün de güzel.
Beğendim saçının kesimlerini;
Gezdiğin yolların; düzün de güzel...

Sitemim babama, sitemim sana;
Niye beni erken doğurdun ana?
Gül endamın neşe saçar cihana;
Baharını bilmem, yazın da güzel...

Alt-üst oldu planlarım, tasarım;
Sözler dile gelir, kendim kısarım;
Bir zerrene kalıbımı basarım;
Çoğun hürmetine, azın da güzel...

O endam, o gülüş; fizik ötesi!
Estirdiğin rüzgar; müzik ötesi!
Bendeki hayalin tüzük ötesi;
Demek ki, hayaller güzün de güzel...

Bülbülün lisanı ''Ah-u zar'' imiş,
''Yanardağ'' denilen; içi har imiş,
''Sol gözün, sağ gözde hakkı var'' imiş;
Vebali boynuma, özün de güzel...

Hoşlanırsan, yahut olursan bizar;
İster niyaz eyle, ister intizar.
Hüznü şırıngayla ver azar azar;
Senden gelecekse, hüzün de güzel...

Beklenen nihayet bir gün olacak;
Bilmem bir tenhada, bilmem bir kucak.
Ölüm meleğidir, ürkütür ! Ancak;
Azrail'e davet dizinde güzel..

***
Y E T E R
Akmış, akmış durulmuşum
Uçmuş, uçmuş, yorulmuşum
Konar elbet gönül kuşum
Tüneyecek dal ol yeter

 

Dağlayarak şu sineyi
Devirdim onca  seneyi
Ben vururum tezeneyi
Sen sazıma tel ol yeter

Sevgidir her zaman haklı
Odur mağlup eden aklı
Kor'um küllerimde saklı
Ateşime yel ol yeter

Aşığın budur muradı
Birlikte geçmek sıratı
Gelir damağımın tadı
Tabağımda bal ol yeter
***

Halenin içinde benzersin aya

Düçarım, tutsağım, naçarım seni
Bir hışımla kayıversen dünyaya
Ummanın dibinden seçerim seni

En çetrefil hallerini bilirim
En karmaşık yollarını bilirim
En çözülmez dillerini bilirim
Aşılmaz dağ olsan, geçerim seni

Sabır tefekkürüm, o her beleda
Arşa feryat salan o Kerbela'da
Mecnun'un gezdiği susuz sahrada
Doldurur bardağa, içerim seni

Nazendesin, koklatamam zalime
Dar günümde dermansın melalime
Gonca iken geçirsem de elime
Tutar yaprak yaprak açarım seni

Kader diye yazılmışım alnına
Sarışın tenline,esmer tenline
BİN ahu gözlünün ekip gönlüne
BİR ahu gözlüden biçerim seni

Aldırmam, yolumun mervelerine
Aldırmam,alemin zırvalarına
Çıkıp Everst'in zirvelerine
Kül eder, dünyaya saçarım seni

Ahmet Temel Bulut
(TAHİR)

Merve: çakıl taşi(şiirdeki anlamı)

 

 

 

DEĞİRMENDERE KAHRAMANINI BEKLİYOR

Keşke hep öyle sere serpe aksaydı.

Pırıl pırıl…

Eğilip su içercesine tertemiz.

Duru, içindeki balıkları görürcesine,

Yanında patika yolları,

Bir tarafında da tarihi ipek yolu...

Evet araba icat edildi.

Yükler daha taşınmazdı sırtta,

Yol da gerekliydi 

Usulünce,

Yatağını altından almadan 

Değirmendere'nin...

Hele o narin köprünün etrafını sarmadan hurdalar,

Ne bulduysak aldık getirdik,

Binalar, dükkanlar, depolar, kömürler ama ne bulduysak.

Ve sonunda görünmez oldu dünya yaratılalı beri başına buyruk akan Değirmendere.

Başını taştan taşa vurup ilerlese ona da razı...

Derenin ne taşı kaldı

Ne kuşu,

Ne de temiz suyunda oynaşan çocuklar...

Alırsan yatağını altından

Girersen mahremine,

Kirletirsen tertemiz suyunu

Ve de etrafını bir güzel sarıp sarmalayıp edersen sıkboğaz...

Ne dere kaşır ne de o güzelim doğa.

Değirmendere bu yüzyıllara direnmiş

Gelmiş bugüne...

Kavuşmak için akar akar

Karadeniz'e

Akar da bu sefer içinde yaşayamadığı canlıdan yoksunsa ve de kirliyse eğer,

Ne faydası olur denize...

Bir kahraman arıyor bu kent.

Sadece bu kent mi bekliyor bu kahramanı?

Değirmendere de elini uzatmış

Belli ki o da yatağını geri verecek bir kahraman bekliyor.

Değirmendere havzasının karmaşa görüntüsü "Turizm Kenti" ne ne zaman yakışan hale getirilecek?

Bekleyelim mi o kahramanı?

Yıllardır kirlenen, yatağı değiştirilen, etrafı sarıp sarmalanan Değirmendere artık Trabzon için kanayan bir yaradır.

Tarih adına, kent için, doğa için, sağlık için, gelecek için

DEĞİRMENDERE HAVZASI ELE ALINIP DÜZENE SOKULMALI...

HEMEN YARIN...

İçinde canlı yaşayamayan derenin kime ne faydası olur ki...

 

KİMLİĞİ KAYBOLMAKTA OLAN KENTLERİMİZ

Hiç düşündünüz mü eskiye özlem duyanların yaş ortalaması neden çok aşağılara düştü?

Hani eskiden şöyle bir mahallemiz vardı, şurda bir çeşme orda bir konak, okulumuz şurdaydı diye anlatırdı ya büyükler...

Şimdi o büyüklerin yerini 30/40’lı yaşlardaki neslin  aynı cümlelerle başlattıkları  özlemin  aldığını bilmem dikkatinizi çekti mi.
Haksız da değiller;
Daha dün  okudukları okullar yıkıldı. 

Büyüdükleri sokaklar yok. 

Tek tük kalan geleneksel mimarimizle yapılmış evler de "değişim" adı altında yok oldu gitti... Bıraktık bahçeyi sokağının başındaki ağaç yok.

70 yaşlarından sonra başlayan nostaljik söylemler ve eskiye özlemler de 30’lu yaşlarda başladı.

Kent kültürü anlamında kentin hafızasının korunması hassasiyeti noktasında düşündüğümüzde bu normal değil.
Kentsel dönüşüm, kent hafızasına saygı duyularak yapılmalı.
Kentlerin kimliği korunmalı...

Kent kimliği nedir o zaman?

Sokak başındaki dedenin dedesinin de su içtiği çeşme...

Hemen abdestini alıp yanıbaşındaki namazını kıldığı şirin mi şirin ahşap camii...

Üzerinden yüzlerce yıl insanların geçtiği köprü...

Okuduğun okul,

Doğduğun hastane,

Kitap aldığın kütüphane,

Askerlik yaptığın kışla,

Bahçesindeki çınar ağacının gölgesinde namaz sonrasında dinlediğin camii,

Parke döşeli taşlarında yürüdüğün sokak...

Ördeklerin salınarak yüzdüğü havuz ve kenarındaki masalarda sohbet ettiğin park...

Balık tuttuğun deniz,

Kumsalında güneşlenip denize girdiğin sahil.

Ve özetle yaşadığın kenti yaşanır kılan bütün değerler...

Yaşadığın topraklarda asırlar öncesinden bugüne kadar ayakta kalabilmiş tüm kültür varlıkları

eserler.

Kaybolmaya yüz tutmuş el sanatları gibi kaybolmakta olan kentlerimiz var bizim.

Yazık olmasın.

Çok ararız.

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.