AK Parti’nin aday tanıtımı!

  AK Parti’nin dün Hayri Gür Spor Salonunda gerçekleştirdiği tanıtım toplantısında, önceki toplantılara göre heyecansız ve zayıftı, desek çokları kızabilir. Salonun üst taraflarında boşluk olsa da dolu idi. Parti il ve ilçe teşkilatları, belediye personeli ve belediye şirketlerinde çalışanların büyük çoğunluğu, Belediye başkan adaylarının destekçileri tribünlerde yerlerini almışlardı. Salon dışında ve çevresinde yüzlerce güvenlik görevlisi.

mkknk.jpgAday adaylık süreci sonrasında parti içerisinde az da olsa kırgınlık ve küskünlük olabilir ki, bizim gibi çokları da dün bunu gözlemledi. Dünkü tabloya bakıp, şimdiden seçim sonucu üzerine tahmin de bulunmak zor. Ancak, salondaki görüntü ve kamuoyundaki tepki seçimin çekişmeli geçeceğinin işaretini verdi. Salondaki görüntü Millet İttifakının Trabzon’da sürpriz yapabileceğinin işaretini verdi gibi…
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Trabzon’a 16 yılda 30 katrilyonluk (30 milyar TL) yatırım yaptıklarını, Trabzon’un çağ atladığını söyledi.
Trabzon’da yaşayanların ve göçenlerin büyük bölümü Trabzon’un her geçen gün geriye gittiğini iddia ediyor diğer yandan Cumhurbaşkanı Erdoğan Trabzon’un çağ atladığını vurguluyor.
Trabzon’da elbette son 16 yılda çok şey yapıldı. Yollar, binalar, spor tesisleri, özel sektörün yaptığı oteller moteller, konutlar vs. 
Trabzon plansız da olsa 16 yılda yapılanlarla ‘çağ’ atladı. 
Bize göre çağ atlama; üretimle olur, işsize iş vermekle olur, sosyal yaşamın batı standartlarına ulaşmasıyla olur, kültürle, eğitimle, zenginlikle olur. 
Cumhur ittifakının Trabzon’daki oyu önceki seçimde yüzde 60’ın üzerinde idi.
Cumhur İttifakı 31 Mart’taki yerel seçimde bu oyu alır mı?
Ekonomideki dalgalanma, piyasalardaki sıkıntı ve işsizliğin yanısıra 31 Mart’ta yapılacak olan seçimin yerel olması ve daha farklı nedenlerden ötürü Cumhur İttifakı bir önceki seçimde aldığı oyu almayabilir. Ancak, Trabzon gibi Anadolu kentlerinde ve ilçelerinde favori olduğunu söyleyebiliriz. 

Ali Sağır’ın sitemi!

ali-sagir-004.jpg

İYİ Parti Büyükşehir Belediye meclis üyesi Ali Sağır, önceki günkü meclis toplantısında Belediye yönetimini topa tutmuştu. Sağır’ın, belediyeye yönelik eleştirilerinde geç de olsa haklı olduğunu ifade etmiştik.
Sağır, dün sabah aradı ve ‘geç de olsa’ ifadesine tepki gösterdi. Bu ifade, bizim yorumumuz. Ali Sağır, bu yoruma katılmayabilir ve katılmadı da.
Ali Sağır, bir dava adamıdır. Yarım asırlık mücadelesinde hep dik durmuş, yalpalamamış ve inandığı davadan da taviz vermemiştir. 70 yaşına merdiven dayamasına rağmen hala gençlere taş çıkartırcasına davasına hizmet ediyor. Demokrat bir kimlikte olan Ali Sağır, davasının peşinde koşsa da önceliği ülkenin birliği, beraberliği, refahıdır. Sağır; ülke ve milleti için ne yapılması gerekiyorsa onu yapan ve yapabilen bir ekolden, davadan gelen bir isimdir.
Ali Sağır’ı mücadelesinden ötürü kutlar, başarılar dileriz. İyi ki varsın Ali baba!

***

  İstanbul'da yoğun yağmur altında oğlumuzun otomobili ile seyir halindeyim. Radyonun bütün kanalları kaliteli müzik ve haber kanallarına ayarlı. Zaten oğlumuz asla aksi bir şey dinlemez, dinletemezsiniz. 
Kanallar arasında geziniyorum. Önce Erzincan Yöresine ait olduğunu zannettiğim şahane bir türkü dinledim. Müthişti. Sonra TRT 3'e bağlandım. Nefis bir piyano konçertosu vardı. Hangi besteciye ait olduğunu kestiremedim. Ama o yağmur altında kadife misali inanılmaz keyif aldım. 
Keyif aldım ve bir kez daha TRT Radyo 3'ü Trabzon'dan kaldıran insanları Allah'a havale ettim. 
Bir şehir düşünün ki internet, yol, elektrik, ulaşım, kıyı, kentleşme, çarpık yapılaşma, dönüşüm,....vs onlarca çözülmesi gereken sorunu varken birileri çıkıyor ortaya nedense kendine vazife görüp TRT Radyo 3'ü dert ediyor ve kentten atıyor, attırıyor. 
Hah işte o birileri var ya; ki kim olduklarını vallahi billahi bugüne kadar öğrenemedim Allah Onları ıslah etsin, bildiği gibi yapsın. 
(Gürol Ustaömeroğlu)

 

   90'lı yıllarda televizyon programlarında Türkiye'nin meseleleri tartışılıyordu. İnsanlar okullarda belledikleri cumhuriyet ülküsüne bağlı olarak bir şeyler öğrenmeye çalışıyordu. Muhafazakar İslamcı kılıklı liberal bukalemunların döneminde ise Türkiye'de hiçbir mesele tartışılmadı. AKP iktidarının en büyük sırrı budur işte; kendisini tartıştırtmamak. Herhangi bir konuda tartışma açıldığında ise Moğol sürüleri dört bir yandan saldırarak sözü boğuyorlar. En iyi ihtimalle hemen şerefinizi sorguluyorlar. 
(Metin Kondel)

 

   Şu anki AKP iktidarının siyasi tarihi sorumluluğunu taşıyanların anlamadıkları bir temel mesele var. Tango yapmak için iki kişiye ihtiyaç vardır. AKP'nin ve Erdoğan'ın dünyada Sünni Müslümanlığın lideri olarak kabul edilmesi için, AKP'lilerin bunu kendilerine layık görmeleri, bu rolü oynayabileceklerine inanmaları, bu yönde çaba göstermeleri yetmez. Dünyada Sünni Müslüman nüfuslar, ülkeler zemini üstünde siyaset yapmakta olan öteki "iddia sahipleri"nin bunu istemeleri gerekir.

Osmanlı Sultanlığı makamının aynı zamanda "Halifelik" kurum, değer, inancını taşıdığı iddiası Osmanlı Sultanlığı makamının bir "meşruiyet" propagandası idi. Birçok Müslüman nüfus alanında Halife'yi tanımayanlarla sürekli savaşmak durumundaydı Osmanlı güya Hilafetçi devleti. Yemen Türküsü'nü düşünün. "Burası Huştur, yolu yokuştur, gedin gelmiyor, acep ne iştir? ağıtını kanı Hilafetçi devlet tarafından Yemen'de akıtılan Anadolu çocuklarının aileleri söylemedi mi? Suud sülalesinden Abdullah bin Suud yakalanıp getirildiği İstanbul'da 1820'de niye idam edildi?
Aşağıda AKP iktidarının tarihi siyasi sorumluluğunu taşıyanlarda Sünni İslam dünyasının lideri olmak arzusunun karşılığının olup olmadığını sorgulamamak anlamında bir akıl tutulması var mı? Aşağıdaki yazı bu konuyu düşünmemiz için bir ipucu daha veriyor.  (Hüsnü Mahal. Eritre Nire- sözcü.com.tr) 
(Yahya Sezai Tezel)

Önceki ve Sonraki Yazılar