Akyazı masalı ve Başbakan’ın sözü

Akyazı’ya stadyum yapılmasının önerilmesinden bu yana, bu işin göründüğü ya da gösterildiği gibi kolay olmadığını, devlet bütçe ayırmadan yapılmasının hem yanlış olacağını, hem de büyük bir rant alanı oluşacağı için büyük sorunlar yaşanabileceğini anlatmaya çalıştık.

Ama ne yazık ki, gerek Trabzonspor’un Nuri Albayrak yönetimi ve gerekse bazı odaklar, Akyazı olayını sürekli olarak gündemde tutarak kamuoyunda büyük bir beklenti oluşturdu.

Akyazı’yı sıcak tutanlar arasında kuşkusuz ki hükümet ve Başbakan Erdoğan da vardı. Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Özak’ın projeye sıcak yaklaşmamasına karşın AKP Akyazı Projesi’ni 22 Temmuz seçimlerinde malzeme olarak kullandı. Atatürk Alanı’na asılan büyük bez afişteki Akyazı  resmini gösterip şöyle dedi Başbakan: “Bu projeyi sonuna kadar destekliyoruz.”

 

SİYASİ MALZEME

Başbakan gerçekten de para sözü vermedi, yasal durumuna ilişkin düzenleme yapacaklarını söyledi. Ancak AKP ve bürokrasi sürekli olarak Akyazı üzerinde durarak, 2011 Gençlik Oyunları’nı da gerekçe yaparak bir kaynak aktarılacağını vurguladı.

Forum Trabzon’un açılışında ise Başbakan Akyazı’nın yapımını, Avni Aker, Yavuz Selim, 19 Mayıs Spor Salonu karşılığında, dünya devi Morgan Stanley’in ortaklarından biri olduğu Multi Turkmall’a önerdi.

Ancak gerek küresel kriz ve gerekse Forum Trabzon’da yaşanan hayal kırıklığı, Turmall’un yeni bir iş merkezi yapma projesini rafa kaldırmasına neden oldu.

Turkmall dikkatini Çakılgöl’e çevirdi. Hükümet çevreleri tarafından “sağlandığı anlaşılan destekle” bu bölgeye ilişkin 80-90 milyon dolarlık bir proje önerisinde bulundu.

Yani sonuç olarak, Gençlik ve Spor Eski Genel Müdürü Mehmet Atalay’ın ısrarlı savunusu dışında Akyazı’ya stadyum projesinin yakın bir dönemde gerçekleşmesi olanaksız görülüyor.

 

ÖDENEK ŞART

Olaya ilişkin en çarpıcı açıklama, Trabzonspor Başkanı Sadri Şener’in, Trabzon Gazeteciler Cemiyeti’ni ziyaretinde geldi.

Şener, yeni bir stadyum yapılmasını istediklerini, ancak sözgelimi Akyazı’da böyle bir stadyum yapmak için kaynağın bulunmadığını, özel şirketlerin bu yatırımı karlı görmediklerini, devletin de bütçe ayırmadığını söyledi. Şener, “Bu işe devlet bütçe ayırmadan yapılması mümkün değil. Belki ilerde yapılır, ama bugün değil” dedi.

Şener, Avni Aker çevresinde bazı kamulaştırmalar yapılarak mevcut bölgeye daha modern bir stadyumun yapılabileceğini vurguladı. Ki, en gerçekçi öneri budur!

 

SİYASAL RANTTAN BEDELE

Burada önemli olan Şener’in, “Devlet belirli bir ödenek ayırmalıdır” sözledir. Yani hükümet gerçekten Trabzon’da modern bir stadyum yapılmasını istiyorsa buraya bütçe ayırmalıdır.

Ama bu konuda yapılan girişimler ne yazık ki olumsuz sonuçlanmış, bütçeye herhangi bir ödenek koyulmamıştır.

Yaklaşık iki yıldır Trabzon kamuoyunu hayali Akyazı projesi ile yönlendiren, hatta bunu siyasal ranta çeviren iktidar çevreleri, bu durumda ne diyecek acaba?

Herkesin şu gerçeği aklında tutması şart: Yeni bir stadyum siyasal iktidarın sorumluluğundadır. İktidar ve destek sözü veren Başbakan, çeşitli gerekçeler öne sürerek bu sorumluluktan kurtulamaz.

Bu işin siyasal rantını yiyenlerin, siyasal bedelini ödemesi adil alacaktır. O bedeli ödetecek yer de elbet de sandıktır.

 

Delikanlı Başbakan! 

Malüm, kömür işi. Bedava dağıtılan kömürün kalitesi de tartışma konusu.  Kentler ağır bir duman tabakasının altında. Nefes almak mümkün değil. Sadece doğalgazın henüz gelmediği kentler değil, doğalgazın verildiği yerleşim birimlerinde de aynı sorunlar yaşanıyor.

Geçen günlerde Akşam gazetesi bu olayı manşete taşıdı ve “Bedava zehir” başlığı attı. Yaşanan rezilliğe dikkat çekmek istedi.

Vay sen misin bunu yapan. Başbakan, artık alıştığımız haliyle açtı ağzını, yumdu gözünü. Ve dedi ki: “Yazıklar olsun! Ya gazeteni kapatacaksın, ya da yalan haber yazmayacaksın”

Hala bu Başbakan’a demokrat diyen varsa onun aklına şaşarım.

O haberde yanlış bir şey olsaydı bile bir Başbakan’ın olaya böyle mi yaklaşması gerekir.

Sözgelimi şöyle diyebilirdi Başbakan: “Bu eleştirilerin bir kısmına katılmıyoruz. İhtiyacı olanlara veriyoruz kömürü. Ama kömürün kalitesinde bazı sorunlar olabilir. Gerçekten de kentler duman altında. Bu konuyu araştırtacağım”

Başbakan kendini az daha güçlü hissetse, tıpkı bir diktatör gibi o gazeteyi talimatla kapattırır.

İşine gelmediğini satın alma diyeceksin.

İşine gelmediğini gazeteyi kapat diye tehdit edeceksin.

İşine gelmediğinde açarım senin defterlerini ha diye korkutacaksın.

Çok delikanlı adam! Başbakanımızla ne kadar övünsek azdır!

 

Türkiye niçin bölünemez 

Konda adlı araştırma şirketinin Kürtler ve Zazalar üzerine bir araştırması oldu. Bu tür kimlik araştırmaları ne kadar doğru, bu tartışılır. İnsanların kimliklerinin araştırılmasını asla doğru bulmuyorum. Herkesin kimliğinin saygıdeğer olduğunu düşünüyorum.

İki araştırma yapıldı. Birincisi geçen yıl mart ayında; 79 il, 488 ilçe, 2 bin 685 mahalle ve köy araştırma alanı olarak belirlenmiş, 47 bin 958 gibi çok önemli bir grup esas alınmış.

İkinci araştırma ise nisanda gerçekleşmiş. Radikal’de yayımlanan araştırmanın sonuçları yeni açıklandı. Araştırma 41 il, 328 ilçe, bin 188 köy ve mahallede 6 bin 482 katılımcı ile yapılmış.

Bu iki araştırmanın harmanlanması sonucu ortaya şöyle bir tablo çıktı.

Türkiye’de Kürt ve Zazaca konuşan nüfus yüzde 13.4. Yani 70 milyonluk Türkiye’nin yaklaşık 11 milyonu.

Ama asıl sonuç şu: Türkiye’nin en büyük Kürt kenti İstanbul. İstanbul’un yüzde 14.8’i, yani 1.9 milyon kişisi Kürt ve Zaza kökenli.

Kürt ve Zaza kökenli vatandaşlarımızın yüzde 66’sı Kuzeydoğu, Ortadoğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaşıyor,  yüzde 34’ü ise tüm ülkeye yayılmış. Kürt  nüfusun yoğun olduğu birkaç yer dışında  nüfus ya dengeli ya da nüfusun daha az kısmını oluşturuyorlar.

Kim bu ülkeyi bölüp birbirinden ayırabilir? Kim İstanbul’daki 2 milyona yakın Kürt vatandaşımızın Güneydoğu’ya gitmesini savunabilir.

Bu ülkede Türk-Kürt iç içe girmiştir. Etle tırnak olmuştur. Hangi gerekçe ile bunu ayırmaya, bölmeye çalışan varsa, onlar bir insanlık suçu işlemenin ya da işlettirmenin peşindedir.

 

Şarap değil viski 

Dinci ve iktidar yanlısı bazı gazeteler, Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun genelkurmay başkanı olduğu dönemde, üst komutanlarla buluştuğu bir yemeği manşete taşıdı. Deniz Kuvvetleri Eski Komutanı İlhami Erdil’e göre Kıvrıkoğlu, kola içen sonraki genelkurmay başkanı Hilmi Özkök’ü şarap içmeye zorladı.

Bu çevreler, güya ordu içinde baskının nerelere kadar vardığını göstermenin bir örneği olarak yapmış haberi.

Oysa Özkök dün açıklama yaptı ve aynen şöyle dedi: “Midem hasta olduğu için mayalı içki içemiyorum. Dokunuyor. O nedenle kola vardı önümde. Yemekten önce de viski almıştım”

Bir yoruma gerek var mı?

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.