Akyazı’yı da Gülcemal’i de destekliyorum!

Karadeniz Bölgesinde, deniz mevsimi iki aydır. Temmuz ve Ağustos ayları! Bu iki ayın da yarısında hava kapalı veya yağmurludur. Ege ve Akdeniz’de 6 ay denize girersin, Karadeniz’de en fazla iki ay. Karadeniz bölgesinde, eskiler yazları genelde yaylalara çıkardı. İl ve ilçe merkezlerinde hatta köylerin nüfusu yaz aylarında yarı yarıya düşerdi. Yaylaya çıkmayanların ise merkez köylerde mutlaka yazlıkları vardı. 

Son yıllarda ise, toplumun önemli bir kesiminde yaylanın yerini deniz kıyıları aldı. Deniz kıyıları yazlıklarla, otellerle doldu. Karadeniz sahilleri, batı bölgelerine göre daha bakirdi. Nedeni ise deniz mevsiminin kısa sürmesi ve kumsalın az olması, var olanın da Karadeniz Sahil Yolu yapımı nedeniyle yok olmasıdır. 


Trabzon il merkezinde, son çeyrek yüzyılda deniz dolgusu ile kazanılan alan tahminen 5 bin dönüm civarında. Moloz dolgu alanı, eski ve yeni sahil yolu arasındaki bölge, Akyazı dolgu alanı ve Gülcemal projesi…
5 bin dönümlük alan asgari 500-550 futbol sahası büyüklüğünde bir alan.  Yaklaşık 800 dönümlük Akyazı dolgu alanının yarısında stat ve sahalar ve tesisler yapıldı. İki yol arasındaki dolgu alanı, park, bahçe, sosyal tesis, balık ve sebze hali, top sahaları vs. olarak düzenlendi. Moloz’daki dolgu alanının ortasına 5 bin kişilik cami yerleştirildi, geri kalan alanın akıbeti belli değil.
Trabzon il merkezinde hazine ve belediyenin yüzlerce dönümlük arazisi vardı. Bu arazi ve arsaların hemen hemen tamamı satıldı veya imara açıldı. İl merkezinde yani Ortahisar’da, kamu malı olarak halkın yararlanacağı alan kalmadı.
Ayasofya Müzesi çevresinin, Zağnos ve Tabakhane vadisindeki çirkin ve köhne yapıların istimlak edilmesi ve bu bölgelerin park, bahçe olarak düzenlenmesi ne denli doğru bir iş ise sahildeki deniz dolgusunun da o denli isabetli bir iş olduğunu düşünenlerdenim. 
Deniz dolgusu ile kazanılan alanların maliyeti istimlakla elde edilen yerlerden daha ucuz. Akyazı’da, 800 dönümlük dolgunun maliyeti, bugünkü para ile 25-30 milyon dolar civarında. Aynı büyüklükteki bir alanı ise 300-400 milyon dolara istimlak edemezsin. 
Gülcemal Projesinin, Beşirli’den Günita’ya kadar ulaşan bir proje olduğu söylendi. Proje, Beşirli’den Ganita’ya kadar değil de Faroz balıkçı barınağına kadar gelsin, yeter.
O bölgede yapılacak dolgu ile kazanılacak alan Akyazı dolgu alanından daha büyük. Böyle bir alanda neler yapılmaz ki? Parklar, bahçeler, oyun alanları, yüzme havuzları, eğlence mekanları, restoranlar, portatif tribünlü açık hava sahneleri, otoparklar vs. vs.. Bir de projede kayık, tekne çekim yerleri var... Ki, buralarda denize bile girilebilir. 
Trabzon sahilleri, 70-80 yıl öncesinden bugüne yağmalanmış, doldurulmuş.. Sahili geri getirme şansımız yok. O iş bitti. O zaman yapılması gereken iş; sahili toplumun her kesiminin yararlanabileceği bir şekilde değerlendirmektir. Akyazı ve Beşirli sahilindeki deniz dolgusu doğru bir karardır ve destekliyorum.                            

Hasan KURT

*****************

Ermiş’in tepkisi!

Trabzon Liman İşletmesi genel müdürü Muzaffer Ermiş, Farozludur. Trabzon Lisesinde de uzun bir eğitimci olarak görev yapan Muzaffer Ermiş, denizci bir aileden gelir. Ermiş, Sinan Öztürk’ün ‘Trabzon Türkiye’nin nesidir’ yazısına tepki gösterdi ve şunları söyledi:
‘Sayın Kurt, Sinan Öztürk beyin, ‘Trabzon Türkiye’nin nesidir?’ başlıklı yazısını okudum. Şahsın düşüncelerini şiddetle reddederim. Böyle bir yazı gerçek Trabzonlunun yazacağı bir yazı olamaz. Kendisine tavsiyem Ulu Önder Atatürk’ün Trabzon nutkunu okumasıdır.’
Muzaffer Ermiş’e, toplumda farklı düşünen ve olayları farklı yorumlayan insanların olabileceğini bunu da anlayışla karşılamamız gerektiğini söyledik. Ermiş, ‘Farklı düşüncelerin olması doğaldır. Ama başkalarını da kendi görüş zaviyesinde değerlendirmenin doğru olmadığını ve bunu da kişilik haklarına saygısızlık olarak nitelendiriyorum’ dedi. 

ermis.jpg
Mustafa Kemal Atatürk, ‘Hiçbir kanaati değersiz görmemek lazımdır. Neticede, kendi fikrimi uygulayacak bile olsam herkesi ayrı ayrı dinlemekten zevk alırım’ demişti. İnsanların, fikirlerine ve düşüncelerine saygı göstermek gerekir diye düşünüyoruz. 

************** 

İnsan olan herkesin görevi 

Suriye'de neler oluyor? Bu belirsizlik nereye varacak? ABD Ortadoğu coğrafyası üzerine kurguladığı planlarının sonucunda nereye varılacak?
Daha önce Irak'ta, Libya'da neler yapıldı? Bugün durum ne?
Batı dünyası; -ki başını ABD çekiyor- Ortadoğu'nun mazlum coğrafyasına nifak tohumu ekerek "Sevr paylaşımı"nı tekrar canlandırma peşinde...
Bu coğrafyanın çıbanbaşı İsrail'i bir hançer gibi Müslüman dünyasının kalbine 20. Yüzyılın ilk yarısında saplayanlar, on yıllardır ikinci darbeyi vurup amaçlarına ulaşmayı hedefliyorlar şimdi.
Hevesleniyorlar...
Yarım kalan Sevr gerçekleşecek, İsrail bu coğrafyada Batının hükümranlığını yerleştirip Batılı sömürgeciler rahata kavuşacak...

***
Elbette dikkatinizi çekmiştir. İhtiyar dünyamız yaşadığı iki büyük savaşı Batılılar kendi çıkar hesapları için aralarında yaptılar. Amaç, kendilerine sömürü alanı yaratmaktı.
Bu bir güç denemesi, gövde gösterisi ve dünyaya sahip olma saplantısıydı.
Sonuçta, milyonlarca insan, insan eliyle öldürüldü, katledildi.
Dünya kana bulandı.
Osmanlı devleti Batılıların bu çıkar savaşında tarafsızlığını koruyamadı, Almanların kurduğu komploya aldanıp yenik düştü.
İşte bu tarihten sonra Ortadoğu'da dirlik-düzen kalmadı.
Biz Türkler, Batılıların boynumuza takmak istedikleri Sevr paylaşım planını verdiğimiz şanlı "Kurtuluş Savaşı" ile yırtıp suratlarına attık.
Ama Batı bu, sömürmeden yaşayamaz ki...
İkinci Büyük Savaş sonrası ekonomilerini düzelten Batı dünyası; aralarındaki ekonomik savaşı, bu kez Müslüman dünyasına yüzyıl önce çizdikleri sınırlarla oynayıp, bu topraklarda nifak, huzursuzluk, kavga ve savaş çıkararak sömürme derdine düştüler.
Başka bir ifadeyle Sevr'i canlandırıp bu coğrafyada ayakları üzerinde dik duran Türkiye üzerindeki emellerini gerçekleştirme alçaklığı...
Tuzak üzerine tuzak kuruyorlar.
Bu coğrafyada kaos yaratıp Türkiye'yi bu tuzağa düşürmek istiyorlar.
Bugün görünen manzara bu...
Dikkatinizi çekmek isterim; Dünyanın başka coğrafyaları değil de niçin Türkiye'nin ilgi alanı olan komşuları üzerine bir oyun kurgulanıyor?
Çünkü birincil hedef, Ortadoğu Müslüman dünyasının üzerinde yaşadığı toprakların onların elinden alınması emeli var yüzyıldır.
Bunun için de; Müslümanların aralarında -gerçek anlamda- birlik/beraberlik, sosyal, kültürel, ekonomik işbirliği kuramamaları, Batılı sömürgecilerin onlara kurdukları kundakların bir sonucu değil mi?
***
Batı dünyasının bugünkü ekonomik sorunlarını aşması, çözüme kavuşturması için illa da Müslümanların kendi yurtlarında "parya" durumuna düşürülmesi anlayışını/zihniyetini insan olan herkesin şiddetle ve nefretle kınama gibi bir asil görevi var.

Hikmet AKSOY

 

Önceki ve Sonraki Yazılar