Ali Osman Aktaş

Ali Osman Aktaş

ALDATILMAK ARZUSU

Gerçekler çöl gibidir. 
Çöl gibi kurak, çöl gibi ızdırap dolu çöl gibi kavurucu ve aynı zamanda da çöl gibi de dondurucudur. 
O çöllerde kurulur hayallerin en umutsuz olanı ve o çöllerde görülür serapların en kavurucusu. 
Gerçekleri görmek, doğruları anlamak aslında insanoğlunun hiç de istemediği bir duygudur. Çünkü çoğu insan acı çektikleri doğruları yaşamaktansa inandıkları yalanlarla ölmeyi tercih eder. 
Son yılların belki de en görkemli bir dizisinde şöyle bir söz geçiyordu; “doğruyu biliyorlarken neden hikâye uyduruyorsun ki onlara”, karşısındaki de; “çünkü doğrular ya korkunç ya da çok can sıkıcı oluyor, o yüzden onlara istediklerini veriyorum, hikâyeler anlatıyorum” diyordu.
Bizim doğruları bilmek öğrenmek ve onunla birlikte yaşamak gerçekliğinden kopup da hayaller ve yalanlar dünyasında yaşama isteğimiz bu korkunç gerçeklikten ya da canı sıkan doğruları bilme isteğinden vazgeçme arzumuz olamaz mı?
Evet, gerçekler yeterince iyi değildir. Bazen insanlar daha fazlasını hak etmek istiyorlar. İnanmak gerçek dahi olmasa bile bir yalana, bir hikâyeye inanmak istiyorlar. Çünkü gerçeklerin yalandan daha acımasız ve yıkıcı olduğu bir zamanda yaşıyoruz ve bunu kabul edecek yürekleri taşıyamıyoruz artık. 
Yalan söyle kandır beni
Yalanlara inandır beni
Gece olsun güneş doğsun
İnanmama bir sebep olsun, diye bir nakarat vardı zamanında şarkının birinde. 
İsteyerek. Kabullenerek bir yalana inanmak ancak gerçeklikle mücadele edebilecek gücü olmayan insanların başvuracağı bir psikolojik ihtiyaçtan çok her bireyin yaşayabileceği bir duygu travmasıdır. 
İnsan çoğu zaman fizyolojik acılarından kaçmak istediği gibi psikolojik acılarından da kaçmak, uzaklaşmak, unutmak ister. Fizyolojik acılar belki bedensel olarak ağrılar, sızılar verebilir ama bir insanı psikolojik acılar kadar üzemez, yıpratamaz. Gerçeklik noktamız da burada oluşuyor işte. Acı sübjektiftir. Ve her bir kişi o öznelliği, o yalnızlığı ve o bireyselliği yaşar kendi duygu fırtınalarında.
Ve her insanın bu acı gerçeklikleri duyacak inanacak ve de kabullenecek bir duygu mekanizması her farklı olay ya da durumda değişik kabullenişler gösterebilmektedir.
Fakat toplumsal bir kaygı kavramı ve bu kavrama yönelik olarak da savunma mekanizması oluşturmak. Bu farklı bir konunun toplumsal bir travma nedeni.
Burada bahsetmek istediğim bir zamanların ünlü propaganda dehası Goebels’in “Büyük Yalan Teorisi” değildir. Ya da liderlerin, devlet yönetenlerin halkları uyutmak için söyledikleri yalanlar ve ona ölümüne sarılan kitleler de değildir.
O başka bir savunma ve yönetme mekanizmasının oluşumudur.
Benim burada bahsetmek istediğim psikolojide mitomani olarak da bahsedilen yalan söyleme ve söylediği yalana inanma marazı da değildir. Çünkü o kendi egosunu tatmin edebilmek için birilerini ya da kitleleri gerçekliğin dışında farklı bir yola sevk eden başvuru niteliğindeki menfi davranışları içeren bir olgudur. 
İfade etmeye çalıştığım, gerçeklikten kaçma arzusu, gerçeğin ne olduğunu bildiği halde buna inanmak istemeyenlerin oluşturacağı bir hikâyeye sarılma arzusu.
Bireyde savunma mekanizması oluşturacak bir yalana inanma isteği, güdüsü ya da arzusu.
Kısaca, aldatılmak arzusu.
Freud’un yalanlara inanmakla ilgili erişkinlere yönelik tanımlamasında şöyle bir betimlemesi vardı; “katlanılması güç gerçekliklerin yadsınabilmesi için söylenilen yalanlar”. Ki bunları da “düşlemsel yalanlar” olarak kabul etmekte ve buna dâhil olanları da borderline yani sınırda olan kişiler ile antisosyal kişilik bozukluğuna sahip olmakla nitelemiştir.  
Düşlemsel yalanlara inanmak; o zaman herkes bir nevi borderline durum yaşama arzusu ve isteği üzerinde durmakta gibi görünüyor. 
Peki, bu sağlıklı mı? Değil. Ama belki de bir ihtiyaç. İnsanların gerçeklik karşısında yıkılabileceği, dayanamayacağı durumlarda kendilerini mutlu edebilmek için inandıkları bir düşünce.
Var olana karşı duymak, bilmek, görmek istemedikleri bir hayal dünyasında yaşama isteği, arzusu. Kişilerin inandığı, kişilerin olmasını istedikleri ya da kişilerin yaşamak arzusunda oldukları bir dünya.
Çünkü bu dünya gerçekler için çok hem de çok fazla acı ve yıkım dolu.
Bu yıkımı da ancak hayallere ve yalanlara sarılarak tüketmek istiyor insanoğlu.
Senin için "yalan söylüyor" dediler. 
Kimse farkında değil dudaklarında yalanın ne kadar güzelleştiğinden. 
Yalansız bir seni düşünmeye imkân var mı? 
Senden gelen, senin dudaklarından çıkan bütün yalanlara razıyım.
 "Seni seviyorum" dediğin zaman, yalan söylemiş olsan bile, bu sözü bütün gerçeklere değişmeye hazırım.  (Ümit Yaşar Oğuzcan)
 
 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.