Mehmet Nuri Sunguroğlu

Mehmet Nuri Sunguroğlu

ALMAN SEYYAH PROF.DR. KOCH İLE KUZEY DOĞU ANADOLU 1843-44 ''MALAZGİRT ''

Yaklaşmıştık… Heybetli kalesi ve duvarlarındaki sağlam burçlarıyla Malazgirt önümüzde duruyordu.

Arkasında büyük bir bozkırın yayıldığı, güney tarafında yüksekliğinin dörtte biri hala karla kaplı olan görkemli Süphan Dağı yükselirken, diğer tarafta sayısız kubbeleriyle genişleyen Kartevin Dağı görünüyordu.

Malazgirt'e 15 dakika kala 3 kemerden oluşan, adını Köprüden alan Hatun deresi üzerindeki Hatun Köprüsünden geçerek yolumuza devam ettik. (Sözü edilen Hatun Deresi şimdilerde Şekerik Deresi olarak biliniyor.)

Kısa süre sonra Malazgirt’e gelmiştik.

Tarihte sıkça bahsettiğimiz ve kesinlikle çok önemli olan bu şehre yaklaştıkça, şehrin harabeye dönmüş olduğu açıkça görülüyordu. Yapıldığında sanki sonsuzluk için inşa edilmiş gibi görünen ama insanların ve zamanın yıkıcı öfkesinden kurtulamayan, yarı yıkık şehir duvarları içinde insana yakışır binalar beklerken, sefalet içinde toprağa gömülü ve harabeye dönmüş evlerle karşılaştık.

Epeyce aradıktan sonra nihayetinde kalabileceğimiz bir yer bulabildik. Bize göre hiçte iyi olmayan bu han, Malazgirt’in en iyi hanı olduğunu söylediler.

                                         Güzel bir şehir

Malazgirt, büyük bir ovanın ortasında ve Murat Suyundan bir saatten daha az bir mesafede kurulmuş güzel bir şehir.

 

yazi-icine.jpg

Brant'ın 3048 m olarak çok alçak verdiği Süphan dağı birkaç saat mesafede şehrin güneyinde yükselirken cesurca bulutları tırmalıyor gibiydi. (Süphan Dağı 4058 metredir. (Sunguroğlu)

Kısa süre sonra uzaktan Ağrı (5137 m) dağını ​​görüyordum. Yanılmıyorsam Ağrı Dağındaki kar Süphan Dağından fazla değildi. Süphan Dağı Ağrı Dağından alçak olsa da, Van gölü civarındaki diğer dağlardan daha yüksek olduğu kesindir.

Ben sadece önemli bir ovanın içinden sakin ama görkemli olarak yükselen, baktıkça insanı etkileyen Ağrı Dağını görüyordum. Bu iki muhteşem dağların birbirine benzeyen çok yanları var. Gerek Ağrı, gerekse Süphan Dağları, arka taraflarında geniş, düz ve tırtıllı olmayan kubbelerden oluşmaktadırlar.

Süphan Dağı güneydeki Malazgirt ovasını sarmalarken doğudan 5-6 saat daha uzamakta olup kendisinden çok daha düşük ama geniş olan Ala Dağ ile sınırlarının belirlemektedir.

Kuzeyde Ala Dağ ile Malazgirt'e kadar uzanan Kartevin Dağı arasındaki geniş ova yavaşça sona ererek engebeli bir platoya dönüşmektedir.

                                        Badişan Deresi etrafı

Malazgirt'ten görülebilen ovanın arka kısmından akan birçok gri-sarı su ırmaklarının birleşerek oluşturduğu Sarı Su Deresi, daha sonra aşağılarda Badişan Deresi adını almaktadır.

Badişan Deresinin etrafında Haydaranlı Aşiretine ait Kürtler yaşamaktalar. Bu Aşiret Van yöresindeki Haydaranlı Aşiretine mensup olsalar da, kendilerine özgün bir Aşiret olarak ne Van'dakilerle, ne de Muş'taki diğer aşiretlerle barışık içinde değiller. Ayrıca bu üç Aşiretin sınırları neredeyse iç içe olduğu için bölge yağma ve yol kesmeler nedeniyle güvenlik içinde olmadığı gibi bu 3 Aşiret bölgenin en tehlikeli Aşiretleri olarak ün salmışlar.

Bir zamanlar zengin bir hayatın olduğu, tarım ve sığır yetiştiriciliğiyle yaşamını idame eden binlerce Hıristiyan Ermeni’nin yaşadığı yörede, şimdilerde sadece azgın çetelerin kol gezdiği, güveni olmayan bozkırlardan başka bir şey kalmamış.

Yaptığım her iki seyahatimin hiçbirinde; Malazgirt'in kuzeyinde uzanan, geçmişte bir Ermeni şehri olan Turuberan bölgesinin Apahunik tımarında gördüğüm kadar kültürel izlere rastladığımı hatırlamıyorum. Bu denli kültür izlerini taşıyan bölgeyi görmek ilginç olsa da, ne yazık ki güvenlik nedeniyle yeteri kadar ilgi gösteremedik ve Apahunik bölgesine yaptığımız seyahat, aceleye dönmüş bir kaçıştan başka bir şey değildi.

-DEVAM EDECEK-

 

Önceki ve Sonraki Yazılar