ALMAN SEYYAH PROF. DR. KOCH’UN KUZEYDOĞU ANADOLU İZLENİMLERİ

   Araştırmacı-Yazar Mehmet Sunguroğlu, 1840’lı yıllarda Kuzeydoğu Anadolu’yu adım adım geçen ve izlenimlerini bir kitapta toplayan Alman seyyah Prof. Dr. Koch’un, eserini bölüm bölüm Türkçe’ye çeviriyor ve sosyal medyada takipçileri ile paylaşıyor.  Biz de, Sunguroğlu’nun Türkçe’ye çevirdiği Koch’un izlenimlerinin bazı bölümlerini gazetemizde ve kuzeyekspres.com.tr’de okurlarımız ve takipçilerimize sunuyoruz.
 
Alman seyyah Koch, bölgedeki gezisinin son günlerinde Oltu’da beklemedikleri bir olayla karşılaşır.
Prof. Dr. Koch gördüklerini ve yaşadıklarını şöyle anlatır:
 
d1351480-8871-4535-a0e9-b0dbc6646465.jpgOltu’da hiç beklemediğimiz bir sürpriz ile karşılaştık ve kaldığımız iki günün daha da verimli olmasına yardımcı oldu. Oltu’ya geldiğimizden bir saat sonra Türk kıyafetleri giyimli, bize ana dilimizle hitap eden iki kişiyle karşılaştık. Aklımızın almayacağı şekilde kendilerine dikkatlice bakınca, birisinin karantina doktoru Dr. Herrmann, ötekinin de tercümanı olduğunu öğrendik. Ne kadar gariptir ki yaşam insanları dünyaya serperken hiçte umut etmedikleri yerde yine bir araya getirebiliyor. Hamburg doğumlu Dr. Herrmann tıbbi eğitimini Viyana’da bitirmişti. Tercümanı ise 8 yıl önce Dansing’den kehribar yüküyle İstanbul’a gelmiş ve İstanbul’da kalmış, şimdi ise dönüş parası biriktirmenin gayreti içindeymiş.
Dr. Herrmann, Avusturya sınırındaki Türk alayında askeri doktor olarak görev aldıktan sonra, Sultanın takdirini kazanarak üstün hizmetleri için kendisine daha önemli görevler verilmiş. Avusturya sınırından 15 ay önce İstanbul’a gelen Dr. Herrmann, Sultanın atamasıyla aylık 1.000 kuruş maaşla veba salgını olan Kars'a karantina doktoru olarak gönderilmiş. En yüksek otorite tarafından kendisine övgü dolu sözler ve yazılı olarak verilen vaatler üzerine büyük bir coşkuyla Kars'a giden Dr. Herrmann, daha sonra Kars'ta da öğrendiğimiz gibi, veba salgınının önüne geçilerek salgın durdurulmuş. Ortaya konulan tüm vaatlerin hiç birine uyulmadığı gibi, yerli makamlarda çalışanlar sorumsuzca ve utanmadan yükümlülüklerinden kurtulmak içim çeşitli sebeplerle görev yerinden uzaklaşmışlar.
Öte yandan Kars’taki çalışmayı en güzel sözlerle överken yeni vaatlerde bulunarak, eski, ya da yeni yükümlülüklerin yerine getirilmediğini düşünmeden yapılan vaatlerin tutulacağına Peygamberin sakalına yemin ediyorlardı. Veba salgınının aynı yıl içinde Oltu’ya da yayılacağını düşünen yetkililer Dr. Herrmann’ı yeniden bu görev için Oltu’ya göndermişler ve bu azimli genç hekim vaatlerin tutulmamasına rağmen görevi kabul ederek Oltu’ya gelmiş.
Ne acıdır ki… Veba salgınının önlenmesinde önemli hizmet veren Dr. Herrmann’ın emeği unutulmuş, hatta maaşını dahi ödememişler. Yetkililer İstanbul'da parayı inanılmaz bir şekilde boşa harcarken, devletin sadık hizmetçisi olan bir hekim, uygarlıktan izole bir alanda aç kaldığı günler olmuş ve kendi hizmetçisinden borç almak zorunda bırakılmış. Sonuç olarak çalıştığı sekiz ay için bir kuruş alamayan hekime sadece boş vaatler kalmış.
Eğer bir hükümet ya da onu temsil eden yüksek yetkililer çalıştırdıkları insanların emeğini ödememek için bu gibi yollara başvurarak dolandırıcılık dahi yaparsa; buna rağmen halkın dürüst kalabilmesi ve ahlaksızlığın çukurunda kaybolmaması inanılmaz hayret verecek bir olgudur.
Uzun bir süreden sonra sohbetinden haz duyacağınız istisna insanlar arasında olmak insana huzur veriyor. Ve Tanrı'ya şükürler olsun ki, genel ahlak çöküntüsüne rağmen yüreğinde iyilik olan, insanlığını unutmayan Türkler hiç de az değil.
 

Dr. Herrmann ve Kars’ta hekimlik
 
Dr. Herrmann Kars günlerini anlatırken sadece hükümetten ya da diğer otoriteden şikâyetçi değil, aynı zamanda diğer koşullardan da memnun değildi. Dayanılmaz can sıkıntısı onu bazen umutsuzluğa düşürecek kadar sıkıcı olduğunu anlatırken, özellikle sosyal ilişkilerden yakınıyordu. Yörede gerek Müslümanlar, gerekse Hıristiyanlar ile irtibat kurmanın zor, hatta imkânsız olduğundan duyduğu rahatsızlığı dile getiriyordu. Kars'a gitmeden önce Hükümet tarafından kendisine yapılan vaatler arasında birde muayenehane açmasına olanak tanınacaktı. Amacı bu muayenehane sayesinde biraz para kazanarak memleketine dönmekti. Kendisine verilen vaatlerin hiç birisi yerine getirilmediği halde, bir de ödemedikleri 1000 kuruşluk maaştan tercümanını da kendisi ödeyecekti. Sonuç olarak hepsi büyük bir hayal kırıklığına sebep olmuş.
799826dd-4052-4e86-9705-64d8cb7ecc1c.jpgDoğudaki hekim muayenehaneleri hakkında edindiğim bilgiler olduğu için konuya açıklık getirmeyi uygun buluyorum.
Doğuda parası olan zengin insanlar fazla değildir, olanlar da büyük şehirlerde yaşarlar. Taşrada yaşayan ağalar da muayene olduğunda nakit para yerine çok defa natürel olarak ödeme yaptıklarını biliyorum. Bunun da para kazanmak isteyen hekime faydası olmaz. Türkiye'de para sahibi olanlar ve bu durum özellikle üst düzey yetkililer, il valileri ya da Hıristiyan tüccarlar için geçerlidir, onlarda ceplerini daha fazla doldurmanın gayretindedirler. Para harcamaları için kendilerine göre çok önemli, ya da zevk verici bir şeyler olması gereklidir.
Genel olarak hiç bir ilacın garantisi ve anında etkisi olmadığı için kendi içinde tedavisi baştan şüphelidir ve doğunun insanı sabrını çabuk kaybederek tedavide çareyi ona herhangi bir yük getirmeyen batıl inançlarda aramayı tercih eder. Sadece çok az bir kesim Avrupalı hekimleri tercih ederken, geriye kalanı acil bir durum olmadıktan sonra hekime gitmez. Bir başka durum ise; doğunun insanı tedavi bitmeden para vermez ve bunu baştan pazarlık yapmayı da ön planda tutar. Doğuda dolandırıcılığa meyilli insanlar olduğu gibi, dolandırıcı olmayanların da tedavisi başarılı olsa bir çare arayarak ödemek sorumluluklarından sıyrılmanın yolunu arayanlar da az değildir. Konu hakkında yeteri kadar örnekler verebilirim ve Dr. Herrmann’ın anlattıkları da düşüncelerimde yanlış olmadığımı gösteriyor.
Dr. Herrmann Kars'ın ileri gelenlerinden birisiyle kas fıtığı tedavisi için anlaşma yaparak adamın tedavisine başlamış ve tedavi başarılı sonuçlanmasına rağmen anlaşma da söz konusu olan 200 kuruşu bir türlü alamamış ve sonuç olarak boş vaatten başka eline bir şey geçmemiş.

Dr. Herrmann ücretini alamamış olsa da kader adamın yakasını bırakmamış. Fıtıktan yeni kurtulan adam komşu köye giderken hızlı at koşusu nedeniyle öteki tarafındaki fıtık ortaya çıkmış ve alelacele Dr. Herrmann'a adam göndermişler. Dr. Herrmann geldiğinde haklı olarak eski hesap dâhil olmak üzere yenisinin de peşin ödenmesini istemiş. Ne var ki adam ödememek için bunlara da çeşitli sebeplerle bahaneler ararken acılar içinde yaşamını kaybetmiş.
 
Çeviri: Mehmet Sunguroğlu
 
Dipnot: 129. bölümde Dr. Herrmann ve Kars’taki veba hastalığını okumuştuk.
 
[1] Veba: 1837-1840 yıllarında Trabzon'u kırıp geçiren salgın, sonra Kars civarını ve Ahıska'yı ele geçirir. 1840 Eylülünde Erzurum bölgesinde pek çok köy bu hastalıkla karşılaşır. Aynı yıl veba, Erivan'a doğru, Rus Ermenistan’ında özellikle kentin doğusundaki Urmiye Gölü ve Van Gölü'ne doğru birkaç köyde ortalığı kırıp geçirir. Hastalık bu iki bölgede 1843'e kadar sürer. Ocak 1841'de Erzurum salgını sona erer, fakat Mayıs ayında tekrar hortlar; bu kez Bitlis'i de içine alır ve 2 ayda 30.000 ölümden söz edilir.   (Devamı Yarın)

Önceki ve Sonraki Yazılar