Gürsel Özgür

Gürsel Özgür

ANAYASA

Kurumsallaşmanın başarıda çok önemli olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Uzun süredir siyasette kurumsallaşma olmamasını anlamakta zorluk çekiyordum ki; Fransız anayasa hukuku uzmanıDuvarger’inkitabından bir paragraf imdadıma yetişti, ‘’Tüzük ve yönetmelikler ya gerçeği hiç tasvir etmez veya çok eksik eder, çünkü bunların, oldukları gibi uygulandıkları enderdir. Üstelik parti hayatı kasten bir gizlilik tabakasıyla örtülüdür’’ diye yazdıklarını okuyunca. Tabii öyle olunca da çıkar ilişkilerinin çarpıklığı ile kurumsallaşamayan, keyfileşen, kişiselleşen, içe kapanıklaşan siyaset neticesinde gelişmenin önünün kesilmesi de kaçınılmazdı.

Oysaki tek parti döneminden hızla ve istekle sıyrılarak demokrasiye koşarcasına gitmek için çok partili hayata geçen ülkemizde bugüne kadar kurumsallaşma hızı da dönüşüme ayak uydurarak koşarcasına olmasa da yürüyerek olması gerekirdi, emekleme şeklinde değil…

1923’te kurulan Halk Fırkası’nın 1923-1946arası iktidarı tek parti dönemi olarak tarihimize geçmiş,1945’te çok partili hayata hızlı geçiş kararının alınması ile birlikte 23 yıllık dönem kapanarak demokrasi yoluna girilmiştir.

CHP, tek parti döneminde toplumu bütünüyle kucaklamış ve bu amaca yönelik önemli kararlar almış ve bunlardan biri olarak kadınların da üye olabileceği bildirisi üzerine 31 Mart 1930’da Ayşe Afet (İnan) ilk kadın üye olmuştur. Ayrıca, gençlik ve öğrenciyle de ilgilenerek yurtlar açmış, esnaf ve işçiyi örgütlemek için uğraşmıştır.

İnönü, demokrasiye olan inancı gereği,partisi dışında yeni parti kuruluşuna da destek vermiş ve 7 Ocak 1946’da Demokrat Halk Partisi ismi olarak düşünülen parti Ahmet Emin Yalman’ın teklifi sonucu Demokrat Parti olarak kurulmuştur. Henüz hiç tecrübesi ve kurumsal kültürü olmayan ülkede yapılan 1946 seçimleri şaibeli de olsa CHP’nin kazanımıyla sonuçlanmış ancak DP’nin de ayak sesleri duyulmaya başlanmış ve sonrasında da 14 Mayıs 1950’de iktidarı devralmıştır.

İktidarı ve koltuğu bırakmak öyle kolay değildir, en küçük koltuğa hatta sandalyeye bile sarılanları çok iyi biliyoruz. Ama Milli Şef diyerek eleştirilen İsmet Paşa birçok üst rütbeli komutanın iktidarı devretmeme önerilerini ‘’milli iradenin tecellisine uyma’’ cevabıyla reddetmiştir. İşte bu anlayış kurumsallaşma isteğinin de yansımasıdır. Çünkü kurumsallaşma keyfiyetten uzaklaştıkça gelişip köklenir. Nitekim şimdiki Cumhurbaşkanının siyaseten yolunu açan Deniz Baykal, devlet adamlığı sorumluluğuyla demokratik anlayış ve kurumsal düşünce anlayışına örnek olmuştur.

Kuruluşundan itibaren tek adam idaresinden hızlı bir şekilde çok partili hayata geçerek, demokrasiyi kılcal damarlarında bile hissetmeyi hedefleyen ve planlayan irade, şartlar uygun olduğu ilk fırsatta uygulamaya konulmuş,süreçte emperyalistler tarafından sekteye uğratılsa da devam ede gelmiştir.

Cumhuriyet rejimi,var olan dinamikleri sayesinde sorunları çözebilme enerjisini ve cesaretini bulmuş ve küçük düzenlemelerle demokrasisini daha da geliştirmiştir. Gelişim değişimlerle sağlanır ve güçlenir.

***

 

Yüzde 91,3 oyla kabul edilen 1982 Anayasası’nda değişim yapılması gerekenyerler vardır. Örneğin; siyasi partiler kanununun düzenlenmesi, yerel yönetimlerinin daha geniş yetkilere sahip olması gibi…

Peki, bunun için rejim değişikliğine gerek var mı?19 yıldır tek başına iktidar olan parti istediği halde hangi kanunu çıkaramadı? Hangi kararları almak istedi de alamadı? Amaç ilk dört maddenin değiştirilmesi ise çok tehlikelidir ve millet izin verir mi?Yasama yürütme ve yargı tek kişide toplanırsa bunun adı artık Cumhuriyet olur mu? Yetkinin bir kişide toplanması güç zehirlenmesi oluşturmaz mı?

Önümüzdeki günler sanırım Anayasa tartışmaları ile geçecek. Önemli olan ulusal mutabakatın çok geniş katılımla sağlanmasıdır. Geniş katılımlı mutabakattan kastım; şirin gözükmek, herkese mavi boncuk dağıtmaktan ziyade ülkenin gerçekleri ve modern dünyanın gereklerine azami uygunluktur. Cumhuriyetin kuruluş dönemlerine gidip o dönemi anlamadan bu günün koşullarına göre yargılayarak Atatürk’ten hesap sorma hadsizliğine ve küstahlığına girerek değil aksayan hususların kırıp dökmeden düzenlenmesi ve demokrasi ilkelerine sahip çıkılması mantığıyla çalışma yürütülmelidir.

Dünyada sorunlu ülke çoktur, çözüm asgari müştereklerde buluşabilmektedir. Birleşik Krallık bu sorunu yaşayan ülkelerdendir. 2014’te, İskoçya'nın Birleşik Krallık’tan ayrılması ile ilgili referandum %55,4 ile reddedildi. 1999’da oluşturulan İskoç özerk parlamentosu, eğitimden, sağlığa, tarımdan sanata gibi alanlarda kendi politikalarını uygulayabiliyor. İngiliz Parlamentosu’nun, dış politika, savunma, göç, kamu yardımları, enerji, vergi oranları gibi alanlarda söz hakkı bulunuyor. İskoç Ulusal Partisi Mayıs 2021’de yapılacak seçimleri kazanırsa tekrar referanduma gideceği ve olumlu sonuç çıkarsa bağımsızlık ilan edebileceği söyleniyor. Germen ırkının devamı İngilizler ileKeltlerin devamı olan İskoçlar, Galliler ve İrlandalılardan biri olan İskoçya’da bağımsızlık rüzgârı ne yöne evirilecek bilinmez, ama milletlerin kendi kaderini tayin etmeleri hakları olmalıdır.

Ulusların dünyadaki gelişmelerden etkilenmesi doğaldır.1789 Fransız Devrimi ve Ulusal Kurtuluş Savaşımız nasıl mazlum uluslara ve ezilmiş halklara örnek teşkil etmişse İskoç oylaması ve sonuçları da bazı yönleriyle değerlendirilecek ve emsal olabilecektir.

***

 

Günümüzde süregelen ulus devletler 19’uncu yy.da imparatorlukların dağılmasıyla kurulmuşlardır. Fransız devrimi sonrasında ayrıcalıklı olan sınıflar yani rahipler ve soylular değerlerini kaybettiler. Mutlak monarşi yıkılarak yerini halkında yönetimde var olduğu cumhuriyet aldı.

Yerel yönetimler önemini kaybederek ulus devlet kavramı ile merkezi yapı güçlendi. Toplumlar özgürlükleri ve ulusal kimlikleri için savaşmaya başladılar. Sanayi devrimi de bu gelişmeleri izleyince Avrupa haritası yeniden şekillendi.

Anayasa çalışmaları milenyum çağının gereklerine uygun olarak açılım sürecinde olduğu gibi kapalı kapılar ardında değil, mezara gidecek sır gibi hiç değil toplumun tümünün gözü önünde yapılmalıdır.

Merkezi yönetimden ayrı düşünmediğim ancak güçlendirilmesine inandığım yeni yerel yönetim düzeni; laik cumhuriyetin, ülke bütünlüğünün, çoğulcu demokrasinin, örgütlü toplumun, bireyin gelişmesinin, insan haklarının, bireysel kültürel hakların güvencesini oluşturacak şekilde düzenlenebilir.

Ülkemizin geleceği, birlik ve beraberlik içinde yaşamaya devam etmemiz, dünyada saygın yerimizin devamı,  sil baştan yeniden anayasayla değil, mevcut anayasanın ilk dört maddesine dokunmadan yeni düzeltmelerle olacaktır. Bu durum particilikle açıklanacak bir şey değildir. Hangi partiden olunursa olunsun, çocuklarımızın geleceği ve vatanın bölünmez bütünlüğü sözkonusudur ve de her şeyin üzerindedir.

Sağlıcakla kalın, saygılarımla…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Haber yorum bölümünde Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.