Rasim Efendioğlu

Rasim Efendioğlu

ANILARDA BİR GEZİNTİ İLE BİR SÜRE ARA VERELİM

YAZIN ORTA AYI DA BİTİYOR

Yani yazı da bitirdik ha…  “Günler geçiyor Kanlıca’nın ihtiyarları...” diyor ya Beyatlı. Biz de ihtiyarladık mı ne. Evet, otuz beşte Tarancı neler anımsamış neler anımsatmış biz iki otuz beş yaptık ha. Dileriz sağlıklı ve mutlu yaşarız. Bilemeyiz. Ne zaman zil çalar, ne zaman gün biter, kuşlar döner. İkindi vakti yaklaşsa da biz yine kuşluk kabul edelim.

Anılar bir film şeridi gibi geçiyor gözümüzün önünden. Çocukluğum, gençliğim, orta yaşım ve artık sona yakın bölüm. Rakam büyük olsa da dizler artık tutmasa, yokuşlar zor gelse de her yaşın ayrı bir güzelliği var. Fotoğraflar belleğe yardımcı oluyor. Ancak hangi resme baksak ayrı bir adam. Biz zor tanıyoruz da o hiç tanımaz canlansa.

Çocukluğum… Çocukluğum hep yaylalarda geçerdi. Sessiz, sakin… Sevgili merhum babaannem ninem canlı bir tarihti. Anılarını anlatırdı, gecenin nasıl geçtiğini anlamazdım. Ortada yanan ateş, köşedeki idare lambasının solgun ışığı yüzlere çiziyordu bir hüzün kırışığı.  Çok küçükken birlikte yatardık, annemden çok onu severdim. Onun döner kuymağı ve Bayburt çörekleri çok tatlıydı. Teknede biriken sütte kaymak olur, kıyısından kedi aşırır, biz de aşırırdık. Yayıkla yağ çıkarırdık. Zor olurdu yayık, saatlerce sürer çok yorardı. Çok eski bir evimiz vardı. Babam Trabzon’da memurdu. Özlemle beklerdik gelsin diye, çok az gelirdi.

Yazın orta ayı dedim ya Temmuza. Mayıs sonunda yaylaya çıkardık. Güz gelince koyun sürüleri, önlerinde keçiler, çan çalar, bu güzel ses güz rüzgarlarına karışırdı. Havalar soğur, dağların tepelerine kar atar, yayladan inerdik. Gördünüz mü yıllar öncesinin filmi hiç kopmamış.

GENÇLİK ANILARI VE SONRASI

Çocukluğum yaylada babaannemle geçerdi. Başladım Öğretmen okuluna. Artık babaannemden ayrı kalıyordum. Babam yaz kış gazete abonesi yapardı beni. Yazın yaylada isem gazetelerim haftada bir gelirdi. Ne zevkle açar, tam okumasam da çok mutlu olurdum. Ortaokulda elli kuruş harçlığımın yarısı ile haftada bir gazete alır diğer yarısını da cam şekeri emerek eve çıkardım. Bu da benim için büyük bir zevkti. Bir tabak salçalı patatesli yemek bir liraydı. Babam “Ye” dese de ben arkadaşlarımla birlikte bir çeyrek ekmek, elli gram helva, yaz olunca helva yerine üzüm alır meşhur mal pazarında bir köşede yerdim.

Çocukluktan gençliğe yayla yolları... O yük taşımalar, o gece kalkıp yaylaya çıkmalar. O yorgun hal ile analarımız, teyzelerimiz, yayla sırtına varınca horon düzüne çöker, halka olur, seyir adını verdikleri atma türkülü değişik bir horon tutarlardı. Burada oyundan çok atılan türküler önemliydi. Halkanın yarısı iki dize söyler, diğer yarısı onu tamamlardı. Biz yarı genç, yarı çocuklar kenardan izlerdik. Sonra gençler, delikanlılar gelir, kızlı erkekli bir kaval eşliğinde horon... Çimen yok düzde, şimdi o düzler elli santim ot. O türkülerden o kaval sesinden eser yok. Bizim kulaklarımızda kalanlar... Sonra yayla ortası şenlikleri… O daha sonra düzenlenen yarı resmi şenlikler değil. Bunlar kendiliğinden olan şenlikler. Bir programı yok, protokolü yok. Bunlar daha da güzeldi. Sonra bu dediğimiz şenlikler oldu. Onlar da yavaş yavaş bitiyor ve horonlar, şenlikler salonlara hapsediliyor.

ÖĞRETMENLİK YILLARIMDA YAZ

Okullar kapanınca yaylaya çıkardık. Az da olsa sığırlarımız olurdu. Yorucu, sıkıntılı olsa da güzel yanları çoktu. Yürüyerek çıkardık yıllarca o yolları sığırlarla. Ne de yorucuydu o günler. Yükler daha sonra kamyonlarla taşındı, son yıllarda sığırlar da kamyonla taşınsa da yıllar bitti.

Yaylaya çıkarken çantamı kitap doldurur, önceleri pikabımı, sonraları teybimi ve kasetlerimi götürürdüm. O çayır biçme zamanlarında radyo ne de zevk verirdi, yorgunluğu biraz unuttururdu.  Ramazan’ı da yaşadık o sıcak yaz günlerinde yaylada. Ancak akşama buz gibi su ve o günlere göre güzel yemeklerle iftar etmek de zevkti.

Yaylada kitap okumak büyük bir zevkti. Zaman zaman gazetem de gelirdi. Köyden meyve gelse,   gerçek zevkine üç kat daha tat eklenirdi. Ayda bir köye gidip takviye yapardık. Daha 24 yaşında yaylada ev yaptık, ne güç koşullarda. Kardeşim 13-14 yaşlarında. Çelik pasallarla temel kazdık. Ve Kıbrıs Harekatını radyomuzdan izledik, dualarla, heyecanla.

Ve 95 yılına dek sürdü bu yaşam. Büyük bir kopukluk oldu, değişti birden bire her şey. Artık yaylaya beş on günlüğüne birkaç yıl daha gittik, sonra o da bitti.

GELDİK BU GÜNLERE

Hala köye bile gidemedim yaz bitiyor. Sıcak tam sıkıcı, nem vıcık vıcık, ter topukta. Köye gitmek niyetim var. Bir süre yazmaya ara vereceğim. Benim yazmam hiçbir karşılığa bağlı değil. Okumak, yazmak, dinlemek, konuşmak benim yaşamım. Yaşadığım sürece gözlerim gördüğü sürece okuyacağım. Elim tutarsa yazacağım, dinleyeceğim, konuşacağım. “Bana ne, ben yatar uyurum” diyemem. Korkutulsak da yıldırılsak da okuyacağız, yazacağız. Doğru düşünmeye, doğru düşündüğümüzü de söylemeye yazmaya.

Gerçekten çok zor… “Oku, oku …. budur sonu” demişti bir ünlü yazar. Okuyoruz, dinliyoruz, görüyoruz… Gerçekler o denli apaçık meydanda iken bir şey yapamamanın ızdırabını çekiyoruz. İnanıyorum binlerce kişi bu durumda. Ancak binlerce kişi de “Aman bana ne” diyor. Bunun da sorumluluğu çok.  Gerçeği görüp de susan .... bir ad koyulmuş ona bilmem.

Evet, dostlar bir süredir bu köşeden sizlerle söyleştik. Gerçekleri tam söyledim diyemem.  Çok yazdım,  çok konuştum. Dinlediklerimizden, duyduklarımızdan süzdürdüğümüzü kâğıda döktüm. Kalır arşivlerde, kalır bazı belleklerde. Bu günleri araştırıp yazanlar bize rastlayacak sanıyorum. Bizden sonra gelenler, bizim susmadığımızı görür inşallah. Belki biraz kurtuluruz sorumluluktan.

Köye gidiyorum. Orda fırsat buldukça okuyacağım, dinleyeceğim. Yazamamak benim için çok kötü, ancak elden gelmiyor. Bir iki ay sonra yine buluşmayı diliyorum. Önceki yazılarımın değerlendirilmesini dilerim.

Yazdan bir şey kalmadı. Yaz tatiline yeni çıkanlara iyi tatiller dilerim. Sağlıklı günler dilerim. Dilerim birçok dostla görüşürüz, söyleşiriz. Candan ve gönülden sevgilerle, saygılarla.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Haber yorum bölümünde Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum