Anne Acısı!

Kaç yaşında olursak olalım, ananın yokluğu, hıçkırıktır, burukluktur. Bizim geleneklerimizde anasız çocuklara öksüz babasızlara yetim denir. Yaşlı da olsan genç de olsun çok da fark etmez!

Anamız, bir yıl aşkın süredir, rahatsızdı. Bir umut olarak hastanelerde, doktorlarda derman aradık, yapabildiğimiz şey bu dünyadan göçüşünü bir süre ertelemek oldu. Gazetemizde kısa bir süre önce bir başka anne acısı daha yaşamıştık. Genel koordinatörümüz Erkan Şahinbaş da kaşla-göz arasında annesini kaybetmişti.   

***

1980’li yılların ortalarıydı. Nazlı Ilıcak bir gün, ‘Hasan, Karadeniz kadınlarının çilesini, çalışkanlığını, karda kışta koşuşturduğunu, tarlada ormanda sırtında yük taşıdığını resimli bir haber yapar mısın?’ demişti.

Anam, yazları köye giderdi. Yarı şehirli yarı köylü idi! O zamanlar kadınlar, sırtında yük taşırken pek fotoğraf çektirmezlerdi. Çektirenler de yüzünü gözünü kaparlardı. Anneme, bir sabah köye gideceğiz, dedim. İlk tepkisi ne işimiz var köyde, oldu. Sonra istemeye istemeye köye çıktık. Sağda solda, budanmış ağaç dallarını, otları büyükçe bir yük yaptım, ‘Anne, bir resim çekeceğim, sırtına alır mısın?’dedim. Kırmadı beni. O da diğer kadınlar gibi yüzünü gözünü, beyaz yaşmağı ile kapattı. Cenazesini kaldırdığımız, fındıklıkta bana doğru yürümeye başladı. Ben de üç-beş kare resim çektim. Genişçe bir haber yaptım, gazeteye yolladım. Nazlı Hanım, ‘Bu kadının yüzü görünmüyor’ dedi. Ben de, ‘Abla bizim buralarda kadınlar yük taşırken gazeteler için yüzleri açık fotoğraf çektirmezler. Yüzü açık olarak çeksem yarın sıkıntıya girerim vs.’ şeklinde bir şeyler söyledim. Birkaç gün sonra, haber Tercüman Gazetesi’nde çıktı. Anama gösterdim. Bu sefer, ‘Bari yüzümü kapatmasaydım’ demişti.

Herkesin analarıyla ilgili onca hatırası, yaşamış olduğu olaylar vardır. Babalarımızla ters düştüğümüz zamanlar onlar bizden yana olurdu. Parayı baba, yemeği onlar verirdi. Gençlik yıllarımızda eve geç geldiğimizde, sabahlara kadar bizi beklerdi.

Bizim yaşadıklarımızı, herkes hatta daha güzelini yaşamıştır.

Bu dünyadan göçen analarımıza rahmet, yaşayanlara uzun ömürler dilerim… Siz siz olun ananızı kırmayın, incitmeyin... 

Bu arada, acımızı paylaşan dostlarıma, arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. 40 yılı aşkın gazetecilik yaşamımda arayanları toplasam son üç günde arayanların belki de yarısı etmez. Tesellimiz, dostlarımızın ve arkadaşlarımızın acımızı paylaşmasıdır. Tekrardan bizi yalnız bırakmayan, acımızı paylaşan herkese teşekkür ediyorum… Bu teşekkürü bu yazının son paragrafında geçiştirdiğimi sanmayın…

Hasan KURT

*****************

Yıl 1970! yil1970.jpg

Trabzon Belediyesinin tüm birimleri yarım asır öncesine kadar Atatürk alanındaki belediye binasında idi. Fuat Demircioğlu’nun sosyal medyada paylaştığı Trabzon Belediye binasındaki itfaiye bölümünün dıştan görünüşü bizi yıllar öncesine getirdi.

Eskiden ilkokul öğrencileri, ayda bir iki kez kentteki müzelere, tarihi mekanlara vs. getirilir, gezdirilir ve bilgi verilirdi. Öğrencilerin ziyaret ettiği mekanlardan biri de belediyenin itfaiye bölümü idi. Belediye binasının İskenderpaşa camisi tarafındaki üç-dört gözlük zemin kattaki dükkanların yerinde o günlerde itfaiye araçları park ederdi. Üst katta da itfaiye erlerinin yatakhanesi ve dinlenme yerleri vardı. Üst kattan aşağıya 20-25 cm eninde boydan boya silindir direkler vardı. İtfaiyeciler, üstten aşağıya bu silindir borudan kayarak inerler ve araçlara binerlerdi. Demircioğlu’nun bu fotoğrafını görünce o günler aklımıza geldi.  

Terminal ihalesinde hangi firma yüzde kaç kırdı?terminal.jpg

Trabzon Büyükşehir Belediyesinin Değirmendere vadisinde yaptıracağı termin​​​​​​​alin​​​​​​​ dün ihalesi yapıldı. İhaleye üç firma katıldı. En düşük teklifi 56 milyon 541 bin lira (yüzde 22.5 ​​​​​​​kırım)​​​​​​​ ile Naif Yapı verdi. Fen mühendislik 64 milyon 438 bin lira(Yüzde 12 kırım), Makyol  ise 67 milyon 137 bin lira(yüzde 8 kırı​​​​​​​m) teklifte bulundu.

İhale Komisyonu, teklifleri aldıktan sonra, firmalardan savunma isteyecek. Savunma alındıktan sonra ihale üç firmadan birine verilecek veya ihale iptal edilecek.

*********** 

Sümela Manastırı Giriş ücreti 50 tl olmuş.

Sümela gibi tüm dünyanın bildiği tanıdığı kültür varlığının giriş ücretinin 50 tl olması emsallerine göre normal.

Kaldı ki Müzekart diye bir uygulama var. Cüzi bir fiyata Türkiye’deki tüm müze ve ören yerlerini bu kartla geziyorsun.

Ayrıca müzeler öğrencilere öğretmenlere, 65 yaş üzeri vatandaşlara ücretsiz.

Ama… Aması şu; pandemi döneminde sıkıntı geçene kadar Sümela 10 tl’de kalmalı idi. Turizmin sönük geçtiği bugünlerde esnafa ve turizmcilere bu fiyat biraz soluk aldırırdı. Şunun şurasında ne kaldı! Yeni fiyat seneye uygulanabilir.

(İsmail Kansız)

**************

Muhtasar ve SGK Hizmet Listelerinin birleştirilmesi ile oluşan ve 10 binlerce Mali Müşavirin işlerini önemli derecede aksatan MUH-SGK nın kime ne fayda sağladığı konusında Hükümetten bir açıklama bekliyoruz.

Meslek Mensuplarının MUHSGK’yı verebilmesi için öncelikle Serbest Meslek Makbuzu olma ihtimaline karşın mükellefin faturalarını alıp işlemesi gerekmektedir. Bu halde meslek mensupları beyanların son günlerinde bu kadar işi nasıl yapması beklenmektedir. İşin mutfağında olmayan kişilere kanun yazdırma hastalığından ne zaman kurtulacak bu ülke… (Hasan Kamil Velioğlu)

**************

“Dış-borç-kolik” bir ülkede (Türkiye diye okuyun) iktisadi kriz, döviz girişleri durunca başlar. Aynen bünyesi alkole alışmış bağımlının alkol alamayınca krize girmesi gibi, her ay belli miktar taze dolar girişi sağlayamayan Türkiye, kasılmaya ve titremeye başlıyor. Bu arazlar önce işadamları ve bankacılarda ortaya çıkar. Çünkü onlar, döviz borçlusudur. Sıradan vatandaşın döviz krizinden etkilenmesi fiyatlar artmaya başlayınca başlayacaktır. Ülkemizde “Yüzde 10 devalüasyon enflasyonu yüzde 1.5 artırır” gibi bir söylem vardır. Bu oran, geçmişte belli zamanlarda belli şartlar altında yapılan gözlemlerden türetilmiştir. Kanaatim, bu geçiş oranının bugünkü şartlar altında daha yüksek olacağıdır.

(Ege Cansen)

*************

Sağlık çalışanlarımızın sıkıntılarına eğilmeliyiz. Doktoruyla, hemşiresiyle ve diğer sağlık çalışanları ile hepsi bu süreçte en büyük gücümüz onlar...

Virüse yakalanma riskleri herkesten fazla ve artan sorumluluklarına ilaveten sosyal yaşamları da etkileniyor.

Ek ödemeler fazla gecikmeden, hakça paylaşılsın diyorlar.

Oldukça makul bir talep. Neden artıyor bu şikayetler?

(Prof. Dr. Kürşat Zorlu)

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum