Anthony Bourdain’i Trabzon’da ağırlamak

   61 yaşındaki ABD'li şef, Emmy ödüllü televizyon programcısı ve yazar Anthony Bourdain, televizyon programı çekimleri için gittiği Fransa Colmar’daki bir otel odasında ölü bulunmuş, daha sonra intihar ettiği açıklanmıştı. Takvimler 08.06.2018 tarihini gösteriyordu.
İnternet haberlerine göre arkadaşları merhum şefi anmak için bir “Bourdain Günü” ilan etmeye karar verdiler. Bunun için de kendisinin ölüm tarihi olan 8 Haziran yerine doğum günü olan 25 Haziran’ı seçtiler. Bu günü kutlamak isteyenlere de “‘Bourdain buraya gelse şu mekana götürür, bunu yedirirdim’ dediğiniz yerlerde güzel bir yemek yiyip fotoğraflarınızı da sosyal medyada paylaşın” çağrısı yaptılar.
ed85d8b4-3d43-4bb0-8aed-958b02642c4b-001.jpgAnthony Bourdain, şefliği dünyaca kabul edilmiş, tartışmasız bir yemek üstadıyken onu asıl ünlü kılan bunları ekrana taşımasıydı tabi ki. Ondan daha yetenekli şefler varken bu programların sunuş tarzı şefliğinin de önüne geçti.

Dünyada ve bizde de onlarca yemek programı yapılıyor, yemekler hazırlanıyor, tarifler sunuluyor, hep birlikte ya da bir konukla yeniliyor ve program bitiyor. Durum böyle iken "No Reservations" ve “Anthony Bourdain: Parts Unknown" programlarının diğer yemek programlarından farkı neydi ki, onu dünyanın en bilinir televizyon programcısı yaptı.Kullandığı agresif dille adı gastronominin kötü çocuğuna çıksa da, seyredilebilirliliğinden hiçbir şey kaybetmedi. Programda sarhoş olmaktan, en iğrenç şeyleri yemekten, cinsel içerikli sözler söylemekten hiç çekinmedi. Çünkü "No Reservations" aynı zamanda “çekince yok” demekti.
   Anthony Bourdain bir ülkeye ve şehre gittiğinde o yerle ilgili sadece yemek kültürünü değil, tarihi, coğrafyası, etnik ve politik yapısı, idare şekli, şehrin insanlarının demografik yapısı, memnun olanlarıyla muhalifleri, sömürenleri ve sömürülenleri, isyankarları veya halinden memnun olanları, zenginlikleriyle fakirlikleri velhasıl her şeyiyle sosyal yapıyı aynı tencerenin içinde sunuyordu seyirciye. Davet edildiği, yemek yediği, sokakta karşılaştığı herkese, ülkenin en ince ayarlarına kadar soru sormaktan hiç çekinmiyordu. Siz farkında olmadan örneğin Vietnam’ın yemek kültürünü öğrenirken, Vietnam’la ilgili birtakım sorulara da cevap buluyordunuz, hem de hiçbir yerde bulamayacağınız cinsten.Bir yemek programı seyrettiğiniz sanırken bir ülkeyi, bir şehri, o yerin Anthony Bourdain’la ekranda olmasının sonucundan kaynaklanan neredeyse bütün meseleyi kavrıyordunuz. Çünkü Anthony Bourdain bir yere gidiyorsa, orada yemek dışında da anlatılacak çok şey vardı.
Bazen mimariyi, tarihi yerleri, ülkenin kaynakları, sanatını, sanatçı ve zanaatkarlarını da öğrenme imkanlı programlardı bunlar. Siz hangi yemek programında yemek yenilen bir lokantanın bilmem kaç yılında yapılan barının, o ülkenin hangi ağacından, kaç yıl dinlendirilerek, hangi ustalarca yapıldığını duydunuz Anthony Bourdain’den başka.
  Tokyo’da şunları söylüyordu: “Rappongi semti yapı bakımından uluslararası bir niteliğe sahiptir. Georgetown’ın Asya versiyonudur. Eyfel Kulesi’ni andıran Tokyo Kulesi’nin dibinde ve bir paçinko salonunun karşısında bulunan Les Halles Tokyo da New York’daki ağabeyine çok benziyordu.”
Peki Anthony Bourdain Trabzon’a gelseydi, hangi lokantalara gider, ne yer ne içerdi. Yolda insanlara hangi soruları sorar, şehrin nerelerini görmek isterdi. Trabzon’a özgü yemekler hemen hemen şehrin tüm lokantalarında mutlaka bulunursa da, mesela döneri hangi dönercide yerdi. Kuymak mıdır, mıhlama mı… Balığı Trabzonlular nasıl pişirir…Balıkla bu kadar öğünen bu yörenin balığa dair özel bir pişirme, sunma şekli var mıdır. Yoksa tamamen şehir efsanesi midir ?Hepsine bir cevap bulmak için sorularını arka arkaya sorar.
   Ben şahsen Trabzon’da Anthony Bourdain’i  şehrin birkaç yerinde bulunan DAM’larından birine  götürürdüm. Çünkü buralarda yaşayan insanların tek derdi vardır; lezzet, keyif ve biraz da yaşamı sorgulama dürtüsü. Dam’ın ne olduğunu, neden sahiplerinin şehrin balıkçıları değil de biraz nüfuslu ve fakat yaşamdan keyif alan insanlar olduğunu da anlatın bakalım. Dam’ın sahibi balığı mutlaka ya tutmuş, ya da bilerek ve seçerek almıştır balık pazarından; para kazanma kaygısıda olmadığından damak hazzı kaygısıyla pişirir.Kapaklı tavayı soracaktır mutlaka. Üstüne yenilecek Beton Helva’nınher balık sofrasında bulunduğu anlatılmalı, çayında saatlerce ocakta kalmamış, tazecik ve çöplüdür olduğu da.Süzgeçten geçmemiş çaya çöplü çay denildiğini, İngilizce olarak anlatabilecek birisi de gerekir.
   Ben olsaydım Anthony Bourdain’i mutlaka şehir Kulübü’ne götürürdüm. 1920 li yıllardan bu yana şehrin en bilinen bu lokantası, içinde kimbilir hangi sırları barındırıyordur, muhafazakarlıktan modern hayata geçişte.Anthony Bourdain’in orada karşılaşacağı insanlara soracağı sorular mutlaka ki farklı olacaktır. Acaba orada yemek yiyen kimseler Şehir Kulübü’nün önce Tüccarlar Kulübü olarak kurulduğunu, 1936 yılında Şehir Kulübü adını aldığını biliyor mudur, böyle bir soruya cevap verebilecekler midir ?Belki şehirde yiyebileceği en lezzetli torik ekşiliye girişmişken birden aklına gelen, “tarihi taş binanın güzelliklerinin reklam tabelaları ile neden kapatıldığına” dair sorusuna da cevap vermeye hazır olmalısınız Anthony Bourdain’ın.
   Pideyi elle yemesi gerektiğini en iyi Anthony Bourdain anlar ve asla itiraz etmez. İstanbul’da Trabzon pidesi yapan bir mekanda pidenin bıçakla kesilerek sunulduğunu gördüğümde irkilmiştim. Mekanın sahibi, “ne yapayım adam böyle istedi” şeklinde açıklama yapınca, “kov gitsin kardeşim, gitsin başka yerde pide yesin, bu pide elle yenir” demiştim. İşte böyle kaybediyoruz özelliklerimizi, gittikçe de kötüye gidiyoruz.
   Anthony Bourdain gittiği yerde birkaç gün kalır, önceden yaptığı araştırmalarını test eder sonra çekime geçermiş. O halde Hamsiköy’e gidecek ve sütlacı tadacak vakti de olacaktır. Sabah kuymak, öğlen döner, akşam balıktan sonra tatlı için Hamsiköy’e gitmeye değmez mi ?
Şimdi sorun bakalım kendinize, Anthony Bourdain Trabzon’a gelse onu nerede ağırlar, ne yedirir, ne içirirdiniz.


Önceki ve Sonraki Yazılar