Antik Dönemden 20. Yüzyıla Trabzon Seyahatnameleri (2)

    XIX. yüzyıl, Trabzon’un Batılı seyyahlarca en çok ziyaret edildiği yüzyıl olmuştur. Zira bilindiği gibi bu yüzyıl Avrupa için sanayileşmenin tamamlandığı ve sömürgeciliğin neredeyse küreselleştiği bir süreç olduğu gibi Osmanlı Devleti için de sömürgeciliğin temel hedefi olma özelliği taşımaktadır.
Bu yüzyılda, Osmanlı coğrafyası içinde Trabzon’un ayrıcalıklı bir konumu da mevcuttur. 142e567e-a26f-43e9-9c52-deebe9e3bcb7-002.jpgÇünkü özellikle buharlı gemilerin icadıyla İngiltere gibi deniz devletlerinin dünyaya hükmetme politikasının zirveye çıktığı bu dönemde Trabzon limanı, batının sanayi mallarının doğuya, doğunun ipek ve diğer mamullerinin ise batıya ulaştırıldığı en güvenli ve ekonomik ticaret güzergâhının merkezindedir. Özellikle 1829 tarihli Edirne Antlaşması’yla Karadeniz’deki Rus hegemonyasının da kırılması, 1830’da ilk İngiliz buharlı gemisinin Trabzon limanına demirlemesi, 1869’da Süveyş Kanalı’nın açılmasına ve 1878’de Batum Limanı’nın Rusya hudutları içinde kalmasına kadarki dönemde Trabzon’u uluslararası bir ticaret limanı haline getirmiştir. Buna bağlı olarak Trabzon Limanı, uluslararası ticaret ve siyasetin en önemli rekabet alanı olarak çeşitli mücadelelere tanıklık etmiştir. Bu mücadelenin de yarattığı bir sonuç olarak XIX. yüzyılda Trabzon’a Avrupa’nın değişik ülkelerinden çok değişik amaçlarla onlarca seyyah Trabzon’a gelerek inceleme ve tespitlerde bulunmuşlardır.
XIX. yüzyılın ilk çeyreğinde Trabzon’a gelen ve tuttuğu notlarla döneme dair ilginç bilgiler veren kişi Albay Rottiers olmuştur. Aslen Belçikalı olan ancak Hollanda’da subaylık yaparken Fransa’nın Hollanda’yı işgali üzerine Çarlık Rusya’sına geçerek burada askeri görevini sürdüren Rottiers, görevinden ayrıldıktan sonra Trabzon üzerinden ülkesine dönüşü sırasında kente dair gözlemlerini kaleme alarak kitabının bir bölümü halinde yayımlamıştır.

Yukarıda da değinildiği gibi, aydınlanma dönemi eğitiminden geçtiği ve antik Yunan ile Roma dönemi kaynaklarını bildiği anlaşılan Rottiers’in Trabzon anlatısında en dikkati çeken husus Ksenophon’un macerasından başlayıp Pers, Roma, Bizans ve Trabzon Rum Devleti dönemleri hakkında ayrıntılı bilgi vermesidir. Kaldı ki üslubundan, oryantalist bir bakış açısına sahip olduğunu söylemek yanlış olmaz. Zira metnin bir yerinde, Trabzon’un 1204-1461 Rum Devleti dönemiyle Fetihten sonraki Osmanlı dönemine dair bir değerlendirme yapan Rottiers, Trabzon’un Türklerin eline geçmesiyle medeniyette çökme yaşadığı, günün birinde bu bölgenin Türklerden alınarak gerçek sahiplerine bırakılmasıyla bu sefalet döneminin sona ereceği hayalini dillendirmesinden anlaşılmaktadır. 1818 yılı Trabzon’unda dikkat çeken hususlardan birinin de Fransa’nın Trabzon’da bir konsolosluğunun bulunması ve Konsolos Dupre’nin neredeyse diğer Avrupa ülkelerinin de buradaki fahri konsolosluğunu yapıyor olmasıdır. Kentte kaldığı süre içinde Dupre’nin misafiri olan Rottiers de diğer birçok seyyah gibi kent hakkında önemli bilgiler vermiştir. O kadar ki Tournefort’un seyahatnamesinde yer alan bazı Yunanca kitabenin yanlış okunduğunu belirten Rottiers, bu kitabeleri yeniden okuyarak metinlerini tespit etme ihtiyacı hissetmiştir. Albay Rottiers’in notlarında Trabzon tarihi için dikkat çekici bir husus da 1807 yılında Trabzon’a yapılan bir Rus baskını hakkında, konsolos Dupre’nin ifadesine dayalı olarak aktardığı bilgilerdir.
02564f7c-9205-4a83-9399-e922d244c8eb.jpg1821-1833 yılları arasında Trabzon’u iki kez ziyaret eden diğer bir Fransız seyyah Fontainer’dir. Fransız Coğrafya Derneği üyesi olan ve Fransız Hükümeti tarafından Osmanlı coğrafyasında incelemeler yapmak üzere görevlendirilen V. Fontainer de diğer aydınlanma dönemi Avrupalı seyyahları gibi Trabzon’a dair izlenimlerini “öteki” üslubuyla aktarmıştır. Zira onun metninde de Ksenophon’dan başlayan ve Tournefort ile devam eden bir izlek görülmektedir. Fontainer, Doğuya Seyahatler adıyla yayımlanan eserinde kentteki Türk yönetimi hakkında bilgiler vermesinin yanı sıra ticari potansiyeli ve coğrafyası hakkında ayrıntılı bilgiler vermektedir.
Trabzon tarihine dair ilk akademik çalışma       
  Trabzon tarihine dair yazılan ilk akademik çalışma bir Alman bilgin olan Jakob Philipp Fallmerayer’e aittir. XIX. yüzyıl başında Avrupa’da oldukça yaygın olan Elen dostluk cereyanı “Philhellenism”in yükselişi nedeniyle Eski Hellas’ın maddi ve manevi açıdan yeniden ihyasını ülkü edinen akademilerin açtığı yarışmalardan biri olan 1824 tarihli Kopenhag Akademisi’nin yarışmasına başvuran Fallmerayer, yarışmayı birincilikle kazanmış ve Trabzon İmparatorluğu Tarihi çalışması bu bağlamda kaleme alınmıştı. Fallmerayer, diğer çalışmalarında olduğu gibi bu çalışmasında da antik dönemin üstün Helen kültür ve medeniyetinin, aydınlanma dönemi Batı’sındaki genel kabulün aksine İslam medeniyeti tarafından değil, Roma tarafından ortadan kaldırılmış olduğunun altını çizecek ve bu nedenle de çalışmaları Batı’da ciddi tepkilerle karşılaşmıştır. Fallmerayer’in bu kitabı esasen 1204-1461 yılları arasında siyasi varlığını sürdüren Trabzon Rum Devleti’ni konu almak ve ayrıntılarıyla incelemek olsa da Trabzon kentinin antik dönem tarihi ve kuruluşuna ilişkin de bilgiler vermesi açısından önemli bir çalışmadır. Zira bu tarihten sonra Trabzon tarihi üzerine yapılacak akademik çalışmaların temeli Fallmerayer’in bu kitabıyla atılmış olacaktır. 6054238f-9e47-44f6-99de-a2f2a34139ed.jpgTrabzon İmparatorluğu Tarihi adlı çalışması için Trabzon’a gelen Fallmerayer, bu kitap çalışmasının sona ermesinden bir süre sonra 1840 yılının ortalarında yeniden Trabzon’a geldi ve buradan Gürcistan’a da geçerek bölge hakkında yeni tespit ve değerlendirmelerden oluşan Doğu’dan Fragmanlar adlı kitabını 1845 yılında yayımladı. Bu kitabında da Trabzon ve bölgenin tarihiyle birlikte sosyal ve kültürel yapısının yanı sıra doğal güzelliklerini de müthiş tasvir yeteneğini kullanarak kaleme aldı. Avrupa’yı giderek etkisi altına almakta olan Slav kültür ve siyasetinin tehlikelerine karşı Avrupa medeniyeti ile Osmanlı medeniyetinin birlikteliği için çaba sarf eden Fallmerayer 1847’de bir kez daha Trabzon’a gelmiş; dönüşte İstanbul’a uğradığında, yaptığı olumlu çalışmalar nedeniyle Sultan Abdülmecid tarafından kendisine Nişan-ı İftihar madalyası verilmiştir.
   Fallmerayer’in Trabzon İmparatorluğu Tarihi adlı çalışmayı yaptığı yıllar, aynı zamanda Trabzon Limanı’nın Batı-Doğu ticaretinin en hareketli dönemiyle örtüşmekteydi. Zira Karadeniz’deki Rusya’nın ablukası, İngiltere’nin de desteğiyle kalkmış, başka bir ifadeyle İngiltere de artık Karadeniz üzerinden serbestçe ticari faaliyet yürütme imkânı elde etmişti. Nitekim 1830 yılında Trabzon’un ilk İngiliz Başkonsolosu olan James Brant’ın, Trabzon-Tebriz güzergâhının dönemin en güvenli ve ucuz ticari güzergâhı olduğunu vurgulaması, bu tarihten itibaren Trabzon Limanı’nın hızlı bir yükselişe geçmesini de beraberinde getirmiştir.  Bu gelişme, XIX. yüzyılda çeşitli nedenlerle var olan Batı’nın Doğu’ya ilgisini Trabzon bağlamında bir kat daha artırmış ve bu tarihten itibaren Trabzon ve bölgeye gelen yabancı seyyah sayısında olduğu kadar bu seyyahların mensup olduğu ülkelerin çeşitliliğinin de artmış olması, Oryantalizm bağlamında ayrıca ele alınması gerekli bir husustur.
Bu tarihten itibaren 1836’da William John Hamilton ziyaret ettiği Trabzon, Bayburt, Gümüşhane, Ordu ve Giresun’dan ayrıntılı şekilde söz etmektedir. 1838’de Xavier Hommarie de Hell, 1840’ta William Francis Ainsworth, aynı yıl Fransa elçisi General Brune’un emriyle Trabzon ve Karadeniz kıyılarında bir inceleme yapan Joseph Marie Jouannin de seyahatine ilişkin raporunda önemli bilgilere yer vermiştir. Bu tarihlerde Trabzon’a gelen ve yayımladığı eserinde özellikle eski eserler hakkında değerli bilgiler sunan diğer bir seyyah da ünlü Fransız Arkeolog Charles Texier gibi bölgeye iki seyahat yapan Alman Carl Koch da özellikle bölgenin coğrafi ve doğal yapısına yer vermiştir.
Rusların bölgeye ilgisi artıyor
Özellikle 1850’den itibaren Trabzon ve havalisinde gezi ve inceleme yapan çok sayıda Batılı seyyahın yanı sıra Osmanlı Arşivi belgelerinden öğrendiğimize göre bu tarihlerden itibaren Rus seyyahların da bölgeye ilgilerinin artmış olduğu görülmektedir. 35e07250-acf1-43bf-88bc-5b7f679f4c8e.jpgZira bu tarihler artık Osmanlı ülkesinin egemenlik alanındaki coğrafyası, dönemin küresel güçlerinin yoğun ilgi ve geleceğe ilişkin beklenti içinde bulundukları ve bu beklentileri realize edebilmek amacıyla çalıştıkları yılları ihtiva etmektedir. Yine arşiv belgelerinden anlaşıldığına göre Osmanlı Devleti yöneticileri de bu durumun farkında olmuşlar, hemen bütün seyyahların gezi yapacağı bölgelerin yöneticilerine yazdıkları yazılarla onları uyarmışlar, ancak söz konusu faaliyetlerin engellenmesini de ne yazık ki sağlayamamışlardır.
Bu tarihten itibaren bölgeye gelen ve özellikle Trabzon hakkında ilginç ve ayrıntılı bilgiler aktaran George Finlay, C. Stuart, F. Walpole, Heinrich Barth, Dr. O. Blau, Théophile Deyrolle, İngiliz Konsolosu W. G. Palgrave, sonraki konsolos Alfred Biliotti, Henry Fanshawe Tozer, Edmunda Naumann gibi XIX. yüzyıl gezginlerinden biri de H. F. B. Lynch’tir. 1893-94 ve 1898’de iki kez bölgeye gelerek Trabzon’da ciddi bir inceleme yapan Lynch, antik Trabzon kentine dair bir harita da hazırlamış ve verdiği bilgilerle kent tarihine ışık tutan verilerden birini oluşturmuştur.
Rus işgali ve Muhacirlik trajedisi
    XX. yüzyıl, Osmanlı Devleti açısından olduğu gibi onun bir vilayeti olan Trabzon açısından da büyük zorluklara tanıklık edecektir. Balkan Savaşlarıyla birlikte siyasi ve askeri açıdan olduğu kadar sosyal açıdan da ciddi sıkıntıların yaşandığı kent 1916’da yaşanan Rus işgali ile başlayan ve yaklaşık iki yıl sürecek olan “muhacirlik” trajedisiyle devam edecektir. Bu dönem Trabzon için karanlık ve kayıp yıllardır. Milli Mücadele dönemi Trabzon’una gelen ve kente dair izlenimlerini aktaran seyyahların notlarında, artık daha önceki seyyah metinlerinde olduğu gibi tarihi ve doğal güzelliklerden çok felaket, sefalet, umutsuzluk gibi tespitler dikkat çekmektedir. Zira 17 Nisan 1918 tarihinde uluslararası bir heyet mensuplarıyla Trabzon’a gelen Ahmet Refik Altınay’ın Kafkas Yollarında adlı eserindeki tasvir ve tespitler, yaşanan sefaleti bütün çıplaklığıyla ortaya koymaktadır. Ahmet Refik’ten birkaç yıl sonra, Milli Mücadele döneminde TBMM Başkanı Mustafa Kemal ile görüşerek Türk-Rus ilişkilerini geliştirmek üzere Ankara’ya giderken 26-30 Kasım 1921 tarihleri arasında yolu Trabzon’dan geçen kişi Mihail Vasiyeviç Frunze’dir ve notlarında “bir dostun” ifadelerine rastlanmaktadır.
Kurtuluş ve Cumhuriyetin kuruluşundan on beş yıl sonra, Ocak-Şubat 1937’de Trabzon’a gelen İsmail Habib Sevük tarafından gezi yazılarının toplandığı Yurttan Yazılar adlı kitapta yer alan Trabzon izlenimleri, o günün Trabzon’u hakkında bilgiler vermesinin yanı sıra geçmişle mukayeseli bazı değerlendirmeleri, özellikle de kıvrak kalemi ve üstün tasvir yeteneğiyle dikkat çekmektedir.
Kurtuluş ve Cumhuriyet
e8ce8a80-3121-47a8-a35f-8388e450719b.jpgVe nihayet kurtuluşun lideri ve Cumhuriyetin banisi Mustafa Kemal Atatürk’ün 10-12 Haziran 1937 tarihinde üçüncü kez ziyaret ederek yaptığı denetimlerdeki olumlu izlenimleri ve halkın yakın ilgisinden etkilenerek 11 Haziran 1937 gecesi Atatürk Köşkü’nden Başbakan İsmet İnönü’ye çektiği telgrafla mal varlığını Türk milletine bağışlama kararını alması, Trabzon tarihinin kaydettiği en ayrıcalıklı tarihi an ve olaylardan biri olmuştur. Zira bu yazının konusu olan seyyah metinlerine göre tarih içinde Trabzon anlatılmaya çalışılırken özellikle 1850-1923 döneminde kente gelen seyyahların Oryantalist zihniyetli ve buna paralel olarak çıkar amaçlı insanlar olduğu vurgulanmıştı. İşte bu projenin sonu, Türkler açısından Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulmasıyla taçlandırılmış, Mustafa Kemal Atatürk de 15 Eylül 1924 tarihinde Trabzon’a yaptığı ilk ziyarette sarf ettiği: “Beş sene önce ilk kez Samsun’a ayak bastığım zaman bana kalp gücü veren vatandaşlarımın ilk sırasında Trabzonluların bulunduğunu asla unutmayacağım. Sakarya büyük kanlı savaşına Üçüncü Tümen ile yetişen Trabzon evlatlarının savaş alanında gösterdikleri özverili çabaların kıymetli anısı, bilincimde sürekli canlı kalacaktır. Bu yurtsever halka ve o kıymetli kahraman evlatlara sahip bulunan bu değerli yurdunuzu; Ermenistan’a bağlı bir bölge veya Pontus krallığı yapma hayal ve istekleri ile tehditleri ne kadar korkunç bir girişimdi. Kuşkusuz bu korku artık sonsuza kadar hayal olmuştur.” sözleri, Sevr Antlaşması’yla sonuçlandırılmak istenilen Osmanlı’nın paylaşılma projesinin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulmasıyla tarih sahnesinden silinmiş olduğunu açıkça vurgulamaktadır.


Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.