Asfalt Selahattin!

İzmir’in efsane belediye başkanlarından biri nam-ı değer Asfalt Osman’dır. Asfalt Osman namıyla ün salan İzmir Belediye Başkanının adı Osman Kibar’dır. Selanik göçmeni olan merhum Osman Kibar, 1964 ila 73 yılları arasında Egenin incisi İzmir’de belediye başkanlığı yapmış ve başkanlık döneminde İzmir’in hemen hemen tüm cadde ve sokaklarına asfalt döktürmüştü. Kibar’a, ‘Asfalt Osman’ denilmesinin nedeni de budur.asfalt-selahattin.jpg

Trabzon Ortahisar Belediyesi Başkan yardımcılarından Selahattin Çebi de, Trabzon’un Asfalt Selahattin’i olma yolunda. Makine mühendisi olan Selahattin Çebi, Trabzon’un eskiden köy olan merkez mahallelerinin ana hatta tali yollarına bile beton ve asfalt döktürüyor, işin de başında duruyor. Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç’in görevlendirilmesiyle bu işi yapan Çebi, makine mühendisi olması nedeniyle ara sıra da olsa arızalanan asfalt ve beton iş makinelerinin arızalarını gideriyor.

 

********************************************************

 

Huysuz Virjin’in

baba evi

müze olsun!

Trabzon’da doğan ve daha sonra mega kent İstanbul’a göçen, burada büyük başarılara imza atan Trabzonlu değerlerden, sahne adı ‘Huysuz Virjin’ olan Seyfi Dursunoğlu’nun vefatı ülke genelinde büyük üzüntü yaratmıştı.

Seyfi Dursunoğlu, röportajlarda Yenicuma Mahallesinde doğduğunu söylerdi. Dursunoğlu Ailesi daha sonra Pazarkapı Mahallesindeki tarihi bir evde yaşamıştı.

Kuzey Ekspres’te üç yıl önce, Huysuz Virjin’in Pazarkapı’daki terk edilmiş ve yıkılmak üzere olan baba evinin fotoğrafını yayınlamıştık. Kaynağımız da, Pazarkapı Mahallesi’nin eski muhtarlarından merhum Temel Kandaz’ın oğlu Hasan Kandaz’dı.huysuz-virjinin-evi.jpg

Hasan Kandaz, Seyfi Dursunoğlu’nun tahsil için İstanbul’a gittiğini ancak ailesinin 1950’li yıllarda Pazarkapı’da yaşadığını belirtmişti.

Kandaz, üç yıl önce şunları söylemişti;

“Gazeteniz yazarı Kamil Ataman ile eski mahallemde yıkılan evlerin arasında dolaşırken, meşhur sanatçımız, mahallelimiz Huysuz Virjin’in baba evinin fotoğrafını çektim. Rahmetli babam 1955 ila 1975 yılları arasında Pazarkapı’da 20 yıl muhtarlık yaptı. Babamı Trabzon’un eskileri tanır. Huysuz Virjin yani Seyfi Dursunoğlu abimiz Pazarkapılıdır.  Gönderdiğim fotoğraftaki ev onlarındı. Babam 6 kardeş olduklarını söylemiş, Kemalettin, Burhanettin, Hayrettin, Seyfettin’in isimlerini saymış, diğerlerini şimdi hatırlayamıyorum demişti. Kemalettin dedikleri de meşhur Dr. Kemal Dursun’dur. Kemal abi yıllarca kardeşi olduğunu inkar etti, kabullenemedi ama bilen biliyordu. O zaman babam gibi bu işi en iyi bilenlerden birisi de rahmetli Terzi Alpaslan’dı…”

Sahne adı ‘Huysuz Virjin’ olan Seyfi Dursunoğlu, Trabzonlu bir başka ünlü olan ve İstanbul’da yaşayan Mustafa Kemal Sayıl gibi evlenmemişti. Mustafa Kemal Sayıl milyonlarca liralık servetini eğitim vakfına bağışlamıştı.

87 yaşında aramızdan ayrılan ‘Huysuz Virjin’ lakaplı Seyfi Dursunoğlu, yıllar önce verdiği bir röportajda tüm mirasını Türkan Saylan'ın kurduğu Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'ne (ÇYDD) bırakacağını, öldükten sonra bedenini de kadavra olarak tıp fakültesine bağışlayacağını söylemişti.

 

**************************************************************

 

Paragas eğlencesi ve

Seyfi Dursunoğlu!

Türkiye'de Huysuz Virjin olarak şov dünyasında nam salmış Seyfi Dursunoğlu yengemin akrabasıydı. Normalde variyetli bir aileden gelmesine rağmen icra ettiği mesleğinden dolayı zamanla akrabalarıyla bağı kopmuştur. Ama Seyfi Bey'in çıktığı yoldan geri dönmeye hiç niyeti yoktu.

Seyfi Dursunoğlu'nun takriben yarım asırdır Türkiye'de icra ettiği şeyin mahiyeti ve kökeni kimse tarafından doğru dürüst bilinmez. İşin aslı şudur; eskiden Müslümanlaşmış Rumların yaşadığı köylerde genç kızların ve erkeklerin bir evde toplanıp ocak başında yaptıkları adına paragas denilen sözlü bir eğlence vardı. O eğlenceye katılanlar o anda kolektif bir zekâ geliştirirlerdi. Yaşadıkları köy hayatında olup biten her şeye, her kişiye, hiçbir sınır koymadan sataşırlar, onu en sertinden eleştirirler, öne çıkan kişilerin taklidini yaparlar, oradakiler dâhil herkesi iğnelerler, her şeyi tiye alırlar, deme gülme, kahkaha, şaka havada uçuşurdu. Ve o paragaslarda bilenen kolektif zekâ adeta bir çıldırma noktasına ulaşırdı. Böylece o paragaslardaki gençler hayatın onlarda açtığı hasara karşı kendi tedavilerini geliştirirlerdi. Kısacası o köylerdeki paragaslar bir tür toplumsal deşarj mekanizmasıydı. Temelyon adlı kitabımda, o köylerin birinde çocukluğumda şahit olduğum paragasları anlatmıştım. İşte Seyfi Dursunoğlu'nun yaptığı şey o paragas eğlencesini İstanbul'da çıktığı sahnelerden ulusal bir boyuta taşımaktan ibaretti.

Yanlış hatırlamıyorsan Seyfi Dursunoğlu'nun bir kadın kılığına girerek yaptığı şovu dünyada sadece iki üç kişi yapabiliyordu. Yaptığı işe dışarıdan bakıldığında sıradan bir şeymiş gibi görünür ama gerçekte hiç de öyle değildi. Bu açıdan bakıldığında Seyfi Dursunoğlu o konuda insan sarrafı bir ordinaryüstü. Ama onu modern toplumun ne olduğundan, nasıl deşarj edilmesi gerektiğinden bihaber siyasal İslamcılar anlayamadılar. Anlayamadıkları için de bugün Türk toplumu hiçbir şeye tahammülü olmayan, karşısındakini dinlemeyen bir psikopatlar ordusuna dönüştü.

Seyfi Dursunoğlu o şovlarında insanların kendilerine sakladığı en mahrem düşünceleri deşifre edip onları kendileriyle yüzleştiriyor ve onlara “Hiç öteye beriye kaçma, sen aslında busun!” diyordu. Bu yöntem aslında psikanalizin de konusu. Yani insanın kendisine kaçmış yanını ona gösterip, kendisiyle yüzleştirerek tedavi etmek.

Bir kere Seyfi Dursunoğlu yetiştiği çevre itibariyle muazzam bir görgüye sahipti. Bilhassa kadınları yergilerini o görgü üzerinden yapıyordu. Ama dediğim gibi, onun gerçekte ne yaptığını bu ülkedekiler anlayamadılar ve ona televizyona çıkmayı yasakladılar.

İşini o denli ustaca yaptı ki, bir televizyon programında liseyi Trabzon'da bir zamanlar kız lisesi olarak kullanılan Kostaki konağında okuduğunu söyledi. Ve o sözüne koca ülkede hiç kimse “Ama Seyfi Bey, orası bir kız lisesi, siz erkek halinizle nasıl kız lisesinde okudunuz?” diye sormayı akıl edemedi.

Seyfi Dursunoğlu dersini bu ülkede yaşayan insanların kültürel seviyesine göre verdi ve dünya sahnesinden çekildi. Ama onu salt kadın kılığına girmiş bir şovmen olarak görenler de oldu. Bazıları o kadarına bile tahammül edemediler. Zaten sırf komedyenine gülmeyi beceremedikleri için koca bir ülkeyi mahvettiler. (Metin Kondel)

Önceki ve Sonraki Yazılar