Turhan Eyüboğlu

Turhan Eyüboğlu

Asil Komutanlar Bayrağın Bir Milletin Onuru Olduğunu Bilir

   Tarih 23 Nisan 1916... Ruslar, Hos Gerasya sırtlarından, Değirmendere tarafından şehre girerken bahar ayında Trabzon tamamıyla boşalmıştı. Vali Cemal Azmi, şehri terk etmek için hazırlığını yapmış, vekaletini Rum Metropoliti Hırisantos'a bıraktıktan sonra arabasıyla Yoroz'a doğru giderek orada hazır bulunan motorla Ordu'ya hareket etmişti.

  Trabzon'da uzun süren kış ayları bitmişti. Artık Boztepe'den bakıldığında denize kadar inen kar yorganının yerini baharın örtüsü almıştı. Kafanı kaldırdığında ise kara bulutların yerinde masmavi gökyüzü vardı. Zağnos Köprüsü'nün altında yılan gibi kıvrıla kıvrıla akan derenin suları coşmuş, hiçbir şeyden haberi olmaksızın, coşku türküleri söyleyerek akıp gidiyordu.

  Vadi, rengarenk tomurcuk ve çiçeklere bürünmüştü. Sanki şimdi değil de uzun süre önce uyanmış gibi böcekler şimdiden kış hazırlıklarına başlamıştılar daha baharın keyfini sürmeden. Belki de onlar da sıcak günlerin uzun sürmeyeceğini bildikleri için ambarlarını yiyecekle doldurma yarışına girmiştiler.

   Çok öncelerini pek bilmiyoruz ama Tanrı insanı toprağa bağımlı yapmıştı bir kere. Topraktan yaratılmıştık ve toprağa dönene kadar toprak için çalışacaktık. Ancak işte toprak için çalışacakları bu günler, toprağımızı terk edecek duruma gelmenin ne olduğuna şahit olunmuş, onun acısını insanlar içinde hissetmeye başlamıştı Rusların işgaliyle.

  Rus Ordusu öğle üzeri Trabzon'a girerken Rum mektepli kız ve erkek öğrenciler onları çiçeklerle Değirmendere'de karşıladılar. Askerler bu öğrencilerin alkışları arasında şehre doğru ilerlerken muhacir çıkamayıp mahsur kalan Türkler ise kapandıkları evlerinde akıbetlerini bekliyorlardı.

  Rus komutanı Lahof, yanındakilerle birlikte Arafilboyu'nu geçmiş Taksim başına gelmişti. Trabzon Rumlarından Avukat Hazari ile Avukat Sokrat'ın girişimi ile bazı Rumlar sancağımızı yol üzerine sermişlerdi. Başkomutan Lahof, sancağı yerde görür görmez erkanı ile durur ve sorar:

"Nedir bu hal?"

  Avukat Sokrat: "Mağlup olan devletin sancağı sizin gibi galip olan devletin ayağının altına yakışır."

Komutan Lahof: "Nankörler! Hini fetihten (fethedildiği gün) itibaren hayatınızı, namusunuzu, milletinizi muhafaza eden bir devletin savaş dolayısıyla mağlup olmasına karşı sancağını ayağımızın altına seren sizin gibi nankörler, biz de mağlup düşsek bizim de sancağımızı galip olan devletin ayağının altına sereceğinizi anladım!"

Uzaktan bu manzarayı seyreden Avukat Salih Zeki'nin babası İlyas Efendi ağlıyordu. Yanında arkadaşı yağcı Aleksi vardı. Aleksi: 

"Efendi müteessir olma! Her milletin edepsizi ve noksanı vardır. Üzülme, hadi bir sıkıntı olmadan buradan gidelim." diyerek koluna girer ve oradan uzaklaşırlar.

Komutan Lahof, yaverine yerde serilmiş olan sancağı kaldırması için emir verir. Sancak yerden dikkatlice katlanarak kaldırılır. Sancak kumandana tahsis edilen Tekke Mahallesi'ndeki Nemlioğlu Şevki Beyin evine götürülerek oraya bırakılır.

İleride sorun çıkmaması için Çarlık Rus Komutan Lahof, Trabzon'dan çıkmayıp kalan Türklere bir konuşma yapar:

"Buradan çıkamayıp kalan Türkler, büyük bir devletin milletidir. Bunların hayatını, maişeretini ve iskanını korumaya çalışacağız. Türklere herhangi bir millet tarafından tehdit, tecavüz gibi haller vuku bulunursa haklarında ağır muameleyi tatbik edeceğiz."

Trabzon'da yaşanan bu olay altı yıl beş ay sonra İzmir'de tekrarlanacaktır.

Tarih 9 Eylül 1922... Atatürk, Karşıyaka'da İplikçizade Köşkü'nde konaklayacaktır. Girişte kadınlı erkekli muazzam bir topluluk birikmişti. ATATÜRK onları selamlayarak köşke yöneldiğinde yüzü asıldı, kaşlarını çattı! Çünkü, geçeceği yerde boylu boyunca bir Yunan bayrağı seriliydi. Karşılayıcılara bunun nedenini sordu. Onlar da Yunan Kralı Konstantin'in 1921 yılında İzmir'e geldiğinde bu köşkte ağırlandığını ve yere serilen Türk bayrağını çiğneyerek içeri girdiğini anlattılar.

Atatürk'ün yanıtı kısa ve kesindi: 

"Yunan Kralı hata etmiş; çünkü, bayrak bir milletin onurudur! Ben bu hatayı tekrarlamam!" diyerek yerdeki bayrağı kaldırttı.

Bu yazıyı yazarken "O sancak acaba Nemlioğlu varislerinde duruyor mudur?" diye aklımdan geçiriyorum. O sancak bulunmuş olsa çok güzel bir hikayesi olmasından ötürü görmek isteyenlerin çok olacağını düşünüyorum.

Acaba Trabzon'u idare edenler bunu merak edip araştırmış mıdır? 

Cevabını siz verin!

Kaynak: Trabzonlu Gazeteci Cevdet Alap'ın anıları. (Bir Ömür Bir Şehir)

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Haber yorum bölümünde Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.