13.05.2022, 11:22

ATACAN, KAYBOLUNCA NEDEN KAYGILANIP KORKMADI?

8 Mayıs 2022 Pazar günü, Trabzonspor’un şampiyonluk kutlamaları için Yenikapı'ya gittik Atacan (10)’la. Orada iki kez Atacan’la birbirimizi yitirdik bir anda. Her ikisinde de çok kaygılanıp korktum. Ancak çocuğuma sonsuz güvenim de var. Böyle durumlarda ne yapacağını, nasıl davranacağını, kimlere ya da nerelere başvuracağını iyi bilir. Bunu bilmeme karşın yine de kaygılandım. Korkumun nedeni her insanın içindeki “Acaba?” sorusudur sanırım.

İlk kaybolması uzun sürmedi. Hemen birbirimizi buluverdik. Kaygım, sabun köpüğü gibi sönüverdi. Hiçbir şey olmamış gibi kaldığımız yerden kutlamaları sürdürdük.

İkinci kez yitip gitmesi, yüreğimi ağzıma getirdi. Kaygım, korkum çoğaldı her saniye. Oysa böyle durumlar karşısında herkes beni soğukkanlı olmakla tanır. Bu soğukkanlılığım nedeniyledir ki olumlu sonuçlara ulaşmam kolaylaşır. Bu kez soğukkanlılığımı yitirdim mi ne… Gerçi çocuğuma ve birlikte kutlama yaptığımız insanlara sonsuz güvenim var. Alanın her yanında güvenlik güçlerimiz bulunmakta. En küçük kötülüğün bile olabileceğini usumdan geçirmedim. Ama yine de bu yitiş, ayrılık beni kaygılandırdı.

Kutlama alanından ayrılıp eve geldiğimizde sordum Atacan’a: “Korktun mu?” diye. O: “Niye korkayım, orada herkes tanıdık sayılır. Aynı amaç için toplanmışız. Hem biraz daha zaman geçseydi ben, seni bulurdum.” dedi güvenle.

Pazartesi günü Atacan’ı bana ulaştıran Tevfik’i aradım, “Sağol!” demek için. O telaşla ona, bir “Sağol!” demeyi unutmuş olabilirim diye. Telefonu açtı genç arkadaşımız. Konuşmaya başladık. Öncelikle ona ağzım dolu dolu bir “Sağol!” dedim. Atacan’la nasıl buluştuklarını sordum. O: “Dolaşıyordu, onu tanıdım. Sizi sordum. ‘Kaybettik birbirimizi.’ dedi. Hemen telefona sarıldım sizi aramak için. Beni engelledi. ‘Arama ağabey, şimdi çok telaşlanır o. Ben onu bulurum.’ dedi bana. Onu dinlemeyip hemen sizi aradım.” diyerek durumu bana anlattı.

Atacan’ın söyledikleri, Tevfik’in söyledikleriyle çelişmiyordu. Tevfik’in anlattıklarını, Atacan dün okuldan gelince ona anlattım. Doğruladı konuşmayı. Ben, yeniden sordum: “Benim kaygılandığımı tahmin etmedin mi? Ayrıca sen niye korkmadın?” diye.

“Dedim ya, ne yapacağımı biliyorum. Senin tanıdığın ağabeyleri buldum. Niye korkayım? Orada bulunan herkes bana sahip çıkıp korurdu zaten. Sen, kutlama yaptığın kişilere güvenmiyorsun?” diyerek yanıtladı beni.

Atacan’ın usçu yaklaşımına şapka çıkarılır. Ben de şapka çıkarıp sustum.

Atacan’a böylesi bir özgüveni veren neydi? Aidiyet duygusu… Trabzonspor’un büyük bir topluluğu temsil ettiğinin farkında. Kendisini, bu topluluğa ait saymakta. Bu da ona özgüven vermekte. Bu aidiyet, onun kaygılanıp korkmasını ortadan kaldırmakta.

Yaşadığımız kaybolma olayından çıkaracağımız ders var. Yaşamın hangi alanında olursa olsun kişiye aidiyet duygusunu kazandırmak gerek. Öncelikle bu, okullarda olmalı. Okullar takım çalışmasının en iyi yapıldığı yerler değil mi? Ne yazık ki okullarımızın çok azında öğrencilerde aidiyet duygusu var. Bu konudaki eksiklik giderilmeli. Çünkü bu da eğitimin bir parçası. Okulda kazanılan aidiyet duygusu, iş yaşamına da taşınmalı. İşyerlerinde aidiyet duygusuyla birbirine bağlanan çalışanların verimliliğinin artacağı düşüncesindeyim.

Kurumlara kök salan aidiyet duygusu, giderek ulusa sıçrar. Buradan da evrensel bir topluluğa ait olmanın onurunu yaşar insanlar. Bunun da kimseye zararı olmaz, yararı olur.

Aidiyet duygusu; kişiler arasındaki sevgi, saygı ve güveni artırır. Bu da işyerlerindeki dedikoduyu, kısır çekişmeleri, gereksiz rekabetleri, ayak kaydırmaları, çaktırmadan çalıştığı kurumun altını oymayı önler. Aidiyet duygusuyla birbirine bağlanan kişiler arasında yalan kendine yer bulamaz. Bu konu her türden kurumca değerlendirmeli. Bu eksikliğin giderilmesi gerek.

Kör bir tutuculuğa varmayan aidiyet duygusunun topluma ve bireylere zararı olmaz. Her şey kararında olmalı tabi ki…

Yorumlar (0)