İsmail Kansız

İsmail Kansız

ATATÜRK: HEP İKİ ATEŞ ARASINDAYDIK

Ermeni iddiaları yeniden alevlendi ya, hele de olmayan kısa tarihi içinde insanlık adına en korkunç katliamlara yol açan Amerika başkanı sözde iddialarla Türkiye’yi suçlayınca kendi aile tarihimizden ocak başı anılarını hatırladım ister istemez.

Zehra  genç bir yeni gelindir.

Kocası HACIİBRAHİM Of'ta Rus işgaline karşı bu toprakları savunma adına cephededir.

Bir haber duyulur. Ruslar hem karadan hem denizden hem dağdan Trabzon'u işgal etmek üzere şehre ilerlemektedirler. Duyulan haberler doğruydu. Nisan ayındayız. Yıl 1916. Bütün savunma cephelerimiz çöktü. Valilik Ordu'ya taşınmış.

Ama cephe gerisinde çocuklar, kadınlar, yaşlı insanlar ve de siviller vardı.

Çareyi "muhacir" çıkmakta buldular. Aç susuz perişan ve kamu düzeni diye bir şey yok. Yollarda çeteler hüküm sürüyor.

Bu çetelerin de en acımasızı Ermenilerdi.

Zehra gelin karşı köydeki akrabaları ile yola koyulur. Bir müddet gittikten sonra HACIİBRAHİM de asker geri çekilip ordu dağıldığından eşi ve akrabalarının izini sürüp kafileyle buluşur.

Her köye gidişimizde muhacirlik hikâyelerini dinlediğimiz ocak başında Zehra Nine o günleri anlatırken derin bir ahhh çekerek; 

"Uşuğum Ruslar geliy dediler bize aldı bir korku. Çoluk çocuk var. Genç gelinler, kızlarımız var. Ermeniler ve Rumlar bunca yılın komşuluğuna rağmen bi tuhaflaşmaya başladılar. Hele o Ermeniler… Onlar çok kötülükler yaptılar. Rus askerlerinin içinde Ermeniler de vardı. Ruslardan çok onlardan korkardık. Onlar her türlü kötülüğü yapardılar. Bağımızı bahçemizi güzelim şehrimizi bırakıp yollara düştük. Yollarda da çok sefillik çektik. Acından ölenler, kimsesiz kalmış çocuklar, hastalıktan çaresiz kalmış insanlar, eşkıyalar tarafından elinde avucunda ne varsa alınmış canlarına kıyılmış zavallılar..."

Tabi Zehra Nine yine şanslıydı, kardeşleri, kocası yanındaydı. Kafilede eli silah tutanlar da vardı. Bir kaç kere eşkıyalarla da çatışmaya girdiklerini,baskına uğradıklarını da anlatırdı.

 

MUHACİRLİK 

YAMAN KELİME

Çorum'un Osmancık ilçesinin köyüne  kadar  yürüme   gidip  geçici bir süre oraya yerleştiler. Boğaz tokluğuna çalışıp hayatlarını sürdüler... Peki kimdi bu insanları yerlerinden süren? Yollarda ölmelerine sebep olan? I. Dünya Savaşı durduk yerde çıkmadı. Osmanlı dört bir taraftan kuşatıldı. Türk milleti cepheden cepheye koştururken, ölüm kalım mücadelesi veriyordu.

Tarihi bu gerçeklerle dolu.

Türkler bu cehennem ateşi içinde mücadele ederken, Osmanlı döneminde "Millet-i Sadıka" diye anılan, devlet kademelerinde görevler alan Ermeniler, sonrasında kendilerini kışkırtan güçlerin esiri olarak yaşadıkları topraklara ihanetin planlarını yapmaktaydılar. Büyük bir savaşın sürdüğü o yıllarda cephede düşmanla savaşan ordu bir de içerde Ermeni isyanları ile uğraşmak zorunda kalıyordu.

En son Ermenistan Azerbaycan savaşında gördük. Yine birileri tarafından ayağa kaldırılan, Ermenistan arkasında olduklarını sandıklarının tavrı karşısında hüsrana uğrayıp, hezimete uğradılar.
ABD’nin bu söylemine gülüp geçmek gerekir.
Tarih her şeyin doğrusunu bilir.
Türkiye bütün arşivleri açalım çağrısı yapalı yıllar oldu. Karşı tarafın da "hayır açmam" cevabı karşısında bilimsel dayanaktan yoksun bu söylemler "tarihi gerçekleri” siyasi popülizme alet etmekten öteye bir anlam ifade etmez...

 

TARİHİ YAŞAYAN ANLATIYOR

Mustafa Kemal Atatürk, Amerikalı gazeteci Streit’in “Harbi Umumi esnasında yapıldığı mütemadiyen ağızlarda dolaşan Ermeni katliam ve tehciri hakkında hükümetinizin resmi görüşü nedir?” sorusuna şöyle yanıt vermişti:

“Rus ordusu 1915’te bize karşı büyük taarruzunu başlattığı bir sırada o zaman Çarlığın hizmetinde bulunan Taşnak Ermeni Komitesi, askeri birliklerimizin gerisinde bulunan Ermeni ahalisini isyan ettirmişti. Düşmanın sayı ve malzeme üstünlüğü karşısında çekilmeye mecbur kaldığımız için kendimizi daima iki ateş arasında kalmış gibi görüyorduk. İkmal ve yaralı konvoylarımız acımasız şekilde katlediliyor, gerimizdeki köprüler ve yollar tahrip ediliyor ve Türk köylerinde terör hüküm sürdürülüyordu.

Bu cinayetleri işleyen ve saflarına eli silah tutabilen bütün Ermenileri katan çeteler, silah, cephane ve iaşe ikmallerini bazı büyük devletlerin daha barış zamanından beri kendilerine kapitülasyonların bahşettiği dokunulmazlıklardan istifade ederek ve bu maksada yönelik olarak büyük stoklar husule getirmeye muvaffak oldukları Ermeni köylerinden yapıyorlardı.

İngiltere’nin barış zamanında ve harp sahasından uzak olarak İrlanda’ya reva gördüğü muameleye hemen hemen kayıtsız bir şekilde bakan dünya kamuoyu, Ermeni ahalisinin tehciri hususunda almaya mecbur kaldığımız karar için bize karşı haklı bir ithamda bulunamaz. Bize karşı yapılmış olan iftiraların aksine, tehcir edilmiş olanlar hayattadır ve bunlardan çoğu, şayet İtilaf devletleri bizi tekrar harp etmeye zorlamasa idi, evlerine dönmüş olacaklardı."

Atatürk Trabzon'u ziyaretlerinde Trabzon halkının kurtuluş savaşında gösterdiği cesaret ve fedakarlıklardan söz ederken,bu topraklar üzerindeki Ermenistan ve Pontus hayallerinin tamamen maziye gömüldüğünü anlatıyordu.

Unutmayalım "su uyur düşman uyumaz." Bugünlerde yaşananlar asla tesadüf olamaz.

Bir de "Konstantinopolis" meselesi var ki, üzerinde durmaya değmez.

O hesap, Amerika diye bir devlet henüz dünya tarihinde yokken 1453’te kesildi...

Arşivler açılsın. Tarihçi bilim insanları tarafından incelensin. Eminiz ki, bütün dünya Türklerden özür dinleyecektir. Türkiye biz arşivleri incelemeye açmaya hazırız derken karşı taraf hayır diyorsa o zaman herkes susacak...

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.