Atatürk’ü unutuyor muyuz yoksa unutturuluyor mu?

Bizleri sistemli olarak değerlerimizden vazgeçirmeye, değerlerimizi unutturmaya çalışıyorlar. Önce bayramlarımızı aldılar elimizden yavaş yavaş. O bayram heyecanlarını yaşayamaz olduk artık.

Yılda iki kez yeni giysi ya da ayakkabı alınırdı. Ve ''o yeni'' , tertemiz bir çorap da olsa ilk kez bayram sabahı giyilirdi.


Hele de o bir ayakkabıysa, gözlerimizi ayıramazdık parlak derisinden, üstüne titrerdik eskimesin diye.


Şimdi bayramlarımızı da eskittiler, artık bayramda yeni giysi alıp giyenler yok gibi. Varsa da heyecan yok gibi.


Düzenin gereği tüketim toplumu olunca, yeni bir şey almak için bayramlar beklenmiyor ki artık.


Dolayısıyla, özellikle çocuklar için bayramın özelliği de, tadı da kalmadı.


Biz büyüklere gelince; bir saat sonrasının ekonomik değerini düşünmekten diğer değerlerimizi zaten unutmuştuk, unutturulmuştuk, bayramların tadı değil sadece tuzu kalmıştı bizlere.


Komşuları da kapsayan bayram ziyaretleri ise artık akrabalardan da seçmeler yaparak asgari seviyeye çekiliverdi.


Sorun bakalım şekercilere, yıllar geçtikçe, artan nüfusa rağmen daha fazla şeker satan var mı?


19 Mayıs'larımızda bırakın türbanı,  neredeyse çarşaflı resmigeçitler yapılacak, 23 Nisan'larımız ''Geleceğimiz, Yarınlarımız, Aydınlıklarımız'' dediğimiz, ancak gidişata bakıldığında gelecekleri karanlık çocuklarımızın bayramı haline dönmekte zaman içerisinde.


29 Ekim'imizi nasıl kutladığımızı gördük. Terörün, irticanın, Üzmez'lerin, Ergenekon'un gölgesinde.


Ve dört gün önce;


10 Kasım sabahı, saat 9.05 Ata'nın anısına acı acı sirenler çalmakta kentimizde,


Eczanenin kapısına çıkmıştım, merak ettim doğrusu ve izlemeye başladım.


Ata'ya saygı bekledim. Sokaklarda, caddelerde.


Köylüden, kentliden, yayadan, şoförden,


Yaşlıdan gençten, kadından çocuktan,


Fakat o ne! 


Bir ben eczanemin önünde, bir de kavşakta bir delikanlı esas duruşta.


Esas duruşta ama anlam veremiyor aslında, sağa sola bakınıyor şaşkınlıkla.


Çünkü siren sesi kimsenin umurunda değil, belki de hatırında değil bugünün 10 Kasım, saatin 9.05 olduğu.


Oysa benim çocukluğumda okul yıllarımda öyle miydi, bir kişi kıpırdamazdı saat dokuzu beş geçe. Yüreklerimiz göğüs kafesimizden fırlayacakmış gibi çarpardı, Araçlar durur, kornalarıyla sirenlere eşlik ederdi, şoförler araçlarından iner saygı duruşuna geçerdi.


Peki ya bu yıl?


Yaşlısı genci, kadını erkeği, okumuşu cahili,


Ne oldu sizlere?


Yoksa Atatürk'ü de mi unutturdular sizlere,


Evet niyet bu;


Ama, Hayır Mustafa Kemal Atatürk'ü unuttuğunuza asla inanmıyorum.


Biliyorum;


İş yok, aş yok,


Yurt yok, para yok,


Eğitim; var da yok,


Huzur yok, Umut yok,


Gelecek umudu hiç yok,


Fındık 75 kuruş,


Enflasyon, depresyon.


Sirenlerin çaldığını bile duymadınız belki de, çünkü gelecek kaygısı yüzünden beynimizde her gün siren çalmakta.


Güvenebileceğin bir tek Ordu kalmış ve o ordunun başkomutanı Atatürk ve ilkeleri.


Evet Mustafa Kemal'i unuttuğuna asla inanmıyorum,


Daha dün 10 Kasım'dı, Mustafa Kemal 70 yıl önce bırakmıştı bizleri,


Ne mutlu ki halen daha çoğumuzun beynimizde izleri.



İlaç borçlarınızı kapatın


Trabzon kenti 15 Aralık tarihinden itibaren Aile Hekimliği kapsamına giriyor.  Bu uygulamanın ilacı ilgilendiren kısmı konusunda halkımızı aydınlatmam gerektiğini düşünüyorum.


Kimi eşin dostun ısrarlarıyla, kimi komşusunu kırmamak için, kimi de reçete kaçırmamak düşüncesiyle de olsa, ve de yasal olmadığı halde, hiç bir Eczane yoktur ki sonradan yazdırılmak üzere ilaç vermesin.


Hatta bunu kontrol edecek, denetleyecek birimlerin başında bulunanların dahi eczanelere gipür borçları vardır.


İşimizi en kısa yoldan halletmeye çalışan, bunu başardıktan ve ilaçları alıp kullandıktan sonra da adam sendecilikten,


bugün yazdırırım, yarın yazdırırım, hava soğuk, bugün işim vardı, karnemin vizesi geçti, adam sende kaçtık mı, yazdırırız mantığından dolayı eczanelerimizin zor duruma düşmeleri bizleri hiç ilgilendirmez nedense.


Çünkü hasta şifa bulmuş, ilaçlar alınmış ve kullanılmıştır.


Herkesin, tanıdığı eczacıya nazı geçer, ilacını alır, nazı geçen doktora da gidip ilacını yazdırır geç de olsa.


15 Aralıktan sonra ne olacak, nasıl olacak;


Veresiye alınan ilaçlar sadece ve sadece ilaçları alan kişinin kayıtlı olduğu bölgedeki sağlık ocağında ve o sağlık ocağında kayıtlı olduğu ''Aile Hekimi'' tarafından yazılabilecek.


Yani Yenimahalle’de oturan bir hasta, işyeri meydanda olduğu için meydanda tanıdığı bir eczaneden aldığı veresiye ilacı Boztepe Sağlık ocağındaki tanıdığı bir hekime yazdıramayacak.


Ya da oğlu doktor da olsa, oğlunun çalıştığı sağlık ocağı bölgesinde ikamet etmeyen bir baba, oğluna reçete yazdıramayacak.


Aile Hekimleri de doğal olarak o mahallede kendilerine bağlı olan vatandaşların sağlığından birinci derece sorumlu olacaklarından hatır için, ya da başka hekimlerin yazdığı ilaçları yazmak istemeyecekler.


Bu nedenle eczanelere borcu olanların bugünden tezi yok 15 Aralık'a kadar borçlarını temizlemeleri kendi menfaatleri icabıdır. Aksi halde reçete yazdırma şansları olmadığından, eczanelere borçlarını para ödeyerek kapatmak zorunda kalacaklardır.



Elveda kupa


Taraflı tarafsız tüm medya, on haftadır Trabzonspor'un kötü oynayarak kazandığını, bu kadronun iyi futbol oynaması gerektiğini söyleyip durdu. Salı günü 70 dakika mükemmel oynadık. Ne oldu!


Biz kupa maçının güzelliklerine değinelim;


Taraftar görevini yaptı, hem de eksiksiz.


Takımımız müsabakayı kaybetmesine rağmen, taraftarın en ufak bir protestoda bulunmaması, daha da önemlisi müsabaka sonunda tüm stadın futbolcuları tribünlere çağırarak ve alkışlayarak uğurlaması geceye damgasını vurdu.


Bu yıllardır özlediğimiz bir tabloydu.


Hani bu tabloyu gördükten sonra Gökhan Ünal ve Yattara da biraz utanır da kendilerine çeki düzen verirler diye düşünüyorum.


Kupa maçı olması ve ilk müsabakayı kaybetmiş olmamız sebebiyle beraberlik ya da yenilginin pek farkı olmayacaktı.


Bu nedenle mağlubiyete üzülmedim doğrusu. Çünkü 7 puan da bu guruptan çıkamayacaktı bizi.


Şimdi mecburi hedef; 34 hafta sonunda ilk iki.


Maçın en güzel tarafı ise deniz tarafındaki kale arkasına asılan dev ATATÜRK posteri idi.


O resmin sadece 10 Kasım haftasında değil, sezon boyunca orada kalması dileğimizdir, kalmalıdır da.



Federasyon’un amelesi Trabzonspor


Kocaelispor-Beşiktaş Süper Lig mücadelesi 7 Kasım Cuma


Trabzonspor-Hacettepe Süper Lig müsabakası 8 Kasım Cumartesi


Trabzonspor-Beşiktaş Türkiye Kupası maçı 11 Kasım Salı


Gençlerbirliği-Trabzonspor Süper Lig müsabakası 14 Kasım Cuma


Beşiktaş-Bursaspor Müsabakası 16 Kasım Pazar


Değerli ve saygın Futbol Federasyonumuz Üç evladından biri olan Beşiktaş'a 10 günde 3 maç yazarken, Trabzonspor'a 7 günde üç maç yazıyor.


Beşiktaş Avrupa'da var mı?


Yok!


Beşiktaş Süper Ligde nerede?


Trabzonspor'un ensesinde, kısa vadede Trabzonspor'un önüne geçebilecek tek ekip.


Beşiktaş Federasyon'un kontrol mühendisi, yorgun olmaması gerek, dinlensin.


Trabzonspor mu?


 


 


Stada bozuk para sokmak yasak kardeşim!

Stada bozuk para sokmak yasak. Doğrudur, yıllardan beri sahaya atılan maddelerden büyük cezalar aldık.


Ayrıca, toplanan bozuk paralar da Çocuk Esirgeme Kurumu'na gidiyor.


Vatandaş parasını kutuya atarken gözü arkada kalmıyor.


Benim de 1 liram vardı attım kutuya.


Tribünden kullanmam olası olan cephaneme de böylelikle güvenlik tarafından el konulmuştu.


Sonra bir bardak su aldım stadın içerisindeki büfeden.


Su 1 YTL idi, ama ben demir 1 YTL mi dışarıda bırakmıştım, güvenlik nedeniyle.


Ama susadım! Ve büfeye 5 YTL verdim, büfeci bana DÖRT ADET DEMİR 1 YTL verdi.


Stad dışında el konulan suç aletimi  fazlasıyla cebime koymuştum.....


Gülsem mi ağlasam mı, ne dersiniz?


Fıkradan da öte değil mi?

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.