Adil Hacıömeroğlu

Adil Hacıömeroğlu

“ATEŞ ALMAYA MI GELDİN?”

Ateşin bulunması, insanlık için önemli bir uygarlık adımıdır.

Ya ateş olmasaydı…

İnsanoğlu…

Madenleri nasıl işleyecekti?

Yabani hayvanlara karşı ne ile korunacaktı?

Topraktan tuğlayı nasıl yapacaktı?

Yemekleri neyle pişirecekti?

Bu sorular uzar gider. Günlük yaşamımızda önemli bir yer tutar ateş. Dünyanın ve Anadolu’nun her yerinde olduğu gibi Doğu Karadeniz’de de ateş komşuluğu söz konusudur. Çakmağın henüz yapılmadığı, kibritin yaygınlaşmadığı, insanların yoksulluğun ve yoksunluğun pençesinde kıvrandığı bir dönemde ateşe sahip olmak çok önemliydi.

Çocukluğumuzda “bir adamın gereksiz yere bir kibrit yaktı diye karısını boşadığını” büyüklerimiz sık sık anlatırlardı. Aslında bu olayla tutumluluğun önemi vurgulanmaya çalışılırdı. Savaşlar görmüş, işgal yaşamış, işgalden sonra evini ve memleketini terk ederek muhacir çıkmış, açlık çekmiş, salgın hastalıklarla kırılmış, şehitlerinin cenazesini bile kaldıramamış, yoksullukla ezilmiş, kendi öz yurdunda egemenlerce horlanmış bir kuşağın evlatları, torunlarıydık.

Cumhuriyet’in yarattığı kalkınma, yeni yeni kendini duyumsatmaktaydı. Yüzyılların birikimiyle oluşmuş olumsuz yaşam koşullarını bir anda aşmak, çok zordu. Bu nedenle de zorlukların, yok oluşların içinden çıkıp yaşama tutunan bu insanların sabrına hayran olmamak elde değil. Onların en olumsuz koşullarda bile içlerinde sürekli büyüttükleri umut fidanı her geçen gün göğermekteydi. Kıtlık günlerini düşünerek her şeyi tutumlulukla kullanmak onların davranış biçimiydi. Bir kibrit çöpünün bile onlar için önemi, gerekliliği büyüktü. Çünkü ona gereksinim duyup da bulamadıkları zamanlar çok olmuştu yaşamlarında.  Günümüzde çok küçük ve önemsiz görünen şeyler, onların çoğu zaman yaşamlarını kurtarmıştı. Bu nedenle en küçük gereksinim maddesinin bile değerini olağanüstü bir biçimde bilmekteydiler.

Çok eski yıllardan beri ateş söndürülmezdi ocakta. “Ocağı sönmek” sözü de o ailenin yaşamadığı anlamını verirdi. Çünkü ateş yanan bir ocak, dumanı tüten bir baca yaşamın en önemli göstergesiydi. Ocağı söndürmemek, bir yaşam savaşımıydı. Bu savaşı da kazanmak gerekti.

Gün boyu ateş yanardı ocaklarda. Gece olup da yatma zamanı gelince ocağın içindeki közlerin üstü ustalıkla küllerle örtülürdü. Küllenen közler, sabaha dek canlılığını yitirmezdi. Sabah olunca küller özenle bir yana çekilir, közlerin üstüne kolayca alevlenecek çalı çırpı konarak ateş canlandırılırdı. Ardından odunlar ateşi güçlendirirdi.

Gece, ocaktaki ateşi sönen komşu erkenden küçük bir kürekle gelir ve ateş isterdi. Küreğe konan birkaç köz, komşunun ateşinin yeniden yanmasını sağlardı. Közleri alan komşu ardına bakmadan hızlıca evinin yolunu tutardı. Çünkü Doğu Karadeniz’de evler birbirinden uzaktır. Yolda eğleşmek, közleri söndürebilir. Hava yağmurlu, karlı, çamurlu olabilir. Bu nedenle bir an önce ocağı yakıp bacayı tüttürmek gerek.

Bazı konuklar, geldikleri gibi giderler. Anlaşılacağı üzere böyle bir konuklamada iki lafın beli kırılmaz. Söyleşilmez onunla. Bu tür konuklara: “Ateş almaya mı geldin.” denir.

“Arkadaşlar! Gidip Toros dağlarına bakınız, eğer orada bir Yörük çadırı görürseniz ve o çadırda bir duman tütüyorsa, şunu çok iyi biliniz ki bu dünyada hiçbir güç asla bizi yenemez. (Mustafa Kemal Atatürk)” Atatürk’ün de belirttiği gibi bacalarda duman tüterse ulus yaşar. Ocağı sönmüş, bacası tütmez bir toplum yaşayamaz ve zamanla dünya yüzünden silinip gider.

Yurttaşımız köyde, kentte, yaylada, çadırda ateşini, ocağını hiçbir zaman söndürmez ulusu yaşasın diye. Bunun içindir ki ateş komşuyla paylaşılır. Bu yardımlaşma belki de en önemlisidir komşular için.

Çocukluğumuzda, Doğu Karadeniz’in yeşili arasından tüten boz dumanlar kim bilir hangi mutluluğun, umudun, yaşama savaşının, geleceğe yönelişin belirtisiydi?

Ocakta ateşimiz, bacada dumanımız hiç eksik olmasın. Olmasın ki yaşam doludizgin sürsün gitsin sonsuza dek.

                                                                                                             

                                                                                                               

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Haber yorum bölümünde Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.