Ömer Turan - Sözcüklerin Dili

Ömer Turan - Sözcüklerin Dili

Attila Aşut’un Şiirine Dokunmak-1

 

             Kara giysilerde küçülür zaman

            Tamtamlarda büyük yası ak yordamların

            Uzar gömütlerce sabahlara dek

Çılgın ağıtları baykuşların.

            (Savaş Sonu Tutsak Kampları / Yuğ / S: 31)

 

            Attila Aşut, öncelikle bir düşünce adamı. Politik eylemci ve yazın ustası. Basın emekçisi ve dil gönüllüsü. İyi bir arşivci ve titizlik simgesi. Bütün bunların ötesinde Attila Aşut, şair yani sözcüklerin iz sürücüsü…

           

Attila Aşut sadece şiir yazmadı, şiir üzerine de kafa yordu ve yoruyor hâlâ. Eski ve yeni şiiri yakından tanıyor, güncel şiiri gerek dergilerden gerek kitaplardan takip etmeye çalışıyor. Yaşamı boyunca ülke şartları onun omuzuna çok daha öncelikli konular yüklediği için şiir yazmayı hep arka odalara attı. En çok da bu durumdan şikâyetçi oldu. Çünkü o, bu yazın türünü yaşamının odağında, hissettiklerinin ağırlığında taşımak istiyordu.

 

Yine de yazdı…

           

Kitaplığımızda Attila Aşut’un tek bir şiir kitabı var: Kırk yılın şiir birikimini topladığı Acının Külrengi adını taşıyan. Serander Yayınları etiketiyle 2001’de buluştu okurlarıyla. On altı yıl sonra, 2017’de yine aynı yayınevi tarafından ikinci baskısı yapıldı. Kırk yılın şiirlerini bir kitapta toplayıp okur karşısına çıkmak biraz yürek işi. Çünkü bu kırk yılda şiir anlayışları değişti, biçim ve tekniklere farklı soluklar girdi, birçok şiir akımı geldi geçti ve en önemlisi de yeni bir şiir okuru yetişti. Bütün bu gelişmeler karşısında “ben de şiirimle varım” demek, bu uzun yürüyüşün beslediği her şiirin arkasındayım, onlara güveniyorum demektir. Ki Attila Aşut da bu merak içeren noktayı söyle açıklığa kavuşturuyor:

 

“Elbette benim şiirlerim de süreç içinde değişti, gelişti, olgunlaştı. Ama şiirimin özünde ve temel yapısında köklü bir değişiklik olduğunu söyleyemem. Şiirde önemsediğim öğeler, gözettiğim özellikler, kırk iki yıl önce olduğu gibi bugün de belirleyici benim için. Lirizmi önemsiyorum. Anlamı dışlamayan, süssüz, yalın, içtenlikli bir şiirden yanayım.”

 

Bu söyleminden de anlaşıldığı üzere, nitelikli bir şiirin olmazsa olmazları üzerinden yürüdüğünü, şiirini bu temeller üzerinden geliştirdiğini ve önemlisi de yaşayan, insana değen ve zamanına tanıklık eden bir şiir anlayışını benimsediğini anımsatıyor bize.

 

Öyleyse, Acının Külrengi’nin yüreğine doğru poetik bir yolculuğa çıkabiliriz…

 

 Bir yazgı gibi sürdürdük

Askıda tedirgin yaşamayı

Ve sonunda kucakladık ölümü

Acının külrengine katarak dolunayı.

            (Acının Külrengi / S:48)

 

            Bir okuyucu olarak Acının Külrengi’ne adım attığınız anda sizi kapı eşiğinde ilk karşılayan -kitabın adından da anlaşılacağı üzere- “acı” teması olacaktır. Şiirden şiire geçtikçe de yanınızdan hiç ayrılmayacak, benliğinizin katıksız bir yoldaşı olacaktır adeta. Çünkü bu acı, çağdan çağa, insandan insana değerek gelen bir dünya gerçeği olduğu gibi Attila Aşut’un da bir gerçeğidir. Yaşamı boyunca bütün algısı topluma dönük, düşünen, sorgulayan ve düzeni değiştirmek için çabalayan bir birey ve şair olarak onu çok fazla örseleyen olguların izleridir bu gerçekler. Erken yitirilen bir dost, cereyana kapılan bir işçi, kavgada ölen bir yoldaş, talan edilen bir ülke, sömürülen bir yurttaş ve niceleri… Onun şiirlerinde somutlaşarak söze ve sese dönüşür. Bunları şiire varmak için kullanmaz Attila Aşut, aksine içindeki patlamalardan oluşan parçacıklar gelip bir şiirin gövdesini tamamlar.

 

            Acının Külrengi’nin kapı eşiğinden içeriye girdiğinizde bu sefer “renkler” temasıyla yüz yüze gelirsiniz. Renkler, Attila Aşut’un dizlerinde en doğal hallerini ve yerlerini alır. Bir başka deyişle, şiirinin dışa açılma dekorlarıdır. En çok da öyküleme yaparken, objeleri bir anlama yaslarken ve acıları soyup giydirirken…  Düşlerinin boyutunu tanımlarken sütbeyazı, günahın serüveninden geçen dudakları öperken pembeyi, acıyı sırtlarken külü, sevimsiz yasaları tartarken karayı, ölümlere ağlarken kırmızıyı, görüş gününe çıkarken moru ve ölü şairler geçerken birdenbire şiirin rengini yani yaşamın bütün renklerini belirginleştirir algı dünyamızda.

 

            Acının Külrengi’ndeki başat temalardan biri de “karanlık”tır. Karanlık metaforu Attila Aşut’un şiirlerinde anlam olarak hem geniş hem de dar halleriyle yerini alır. Dar anlamı, şairin iç dünyasına karşılık gelirken, geniş anlamı toplumsal bir kaygıyı işaretler. Dünya görüşü olarak kendine aydınlığı seçmiş bir şairin/bir düşünce adamının karanlıkla olan ilişkisi, insan soyunun trajik varlığının nedenleri üzerinedir. Yayılıyor karanlığın gölgesi dizesiyle dünyanın, ülkenin yani insanlığın ölümcül bir kuşatma altında olduğunu çok sesli ve çok katmanlı bir deyiş özelliğiyle anlatırken; Yenik çağlarınızın ulu karanlığında / Bırakın bizi kendi halimize dizesiyle de “karanlık” temasına ironik bir gönderme yapmaktan geri kalmaz.

           

İnsanın yaralı yanlarına vurgu yapan tüm bu temaların dışında Acının Külrengi’ni oluşturan şiirlere gizli ya da açık anlatımlarla çok geniş bir “umut” teması yerleştirmiştir Attila Aşut. Bunu da en yalın haliyle şu dizelerden okuyoruz: Buruk bir hüzünle değil / Gülen bir yürekle bekle beni / Geleceğim / Bir akşam alacasında… Durum ve şartları ne kadar güç ve çetin olsa da devrimci bir şairin umudu hep tazedir. Sürgünde, sorgularda ve hatta Mamak günlerinde de… >>Devam edecek.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Haber yorum bölümünde Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.