AVCI KALSIN; İHSAN HOCAYA KALAŞNİKOV VERİN YETERLİ!

Trabzonspor yönetiminin görevine son verdiği ve eşek yüklü tazminat ödeyeceği Eddie Newton ile ilgili yazdıklarım arşivlerdedir. Chealse’de dördüncü hoca durumundaki bir teknik direktörü serbest düşme yasasıyla Trabzonspor’a birinci teknik direktör yaptılar. Geçen yılın son müsabakalarında ve Türkiye kupası finalinde nasıl olduysa Trabzonspor’u birer devre futbol oynattı. Gerisi Turkish arabesk! Maksat Ahmet Ağaoğlu’nun koltuğunu koruması için zaman kazanmaktı, nitekim o da oldu. Trabzonspor bu yıl lige enkaz gibi bir başlangıç yaptı. Geçen yıl şampiyonluğu siyasetin yönlendirmesiyle korsan bir takım olan Başakşehir’e kaptıran Trabzonspor bu yıl ilk yedi haftada küme düşme hattında demirlerdi. İşte bu şartlarda İhsan Derelioğlu’na görev verdiler. Üstelik takımın başına Abdullah Avcı’yı getirme hesapları yaparlarken… Abdullah Avcı İstanbul’un bir mahalle takımını siyasetin dürtmesiyle yıllarca uğraşarak bir profesyonel futbol kıvamına getirdi. Oysa Trabzonspor yıllardan beri şampiyonluğu kovalayan ve İstanbul oligarşisinin oyunlarıyla kaybeden profesyonel bir kulüptür. Bu iki durum arasındaki yapısal farkta Abdullah Avcı Trabzonspor’da ne işe yarayacak cidden merak konusudur. Milli takımda ve Trabzonspor gibi beklentisi olan Beşiktaş’ta beceremediği ama Trabzonspor’da becerebileceği şey nedir Abdullah Avcı’nın? Trabzon şehri sporda, kültürde, sanatta, ticarette, siyasette ulusal çapta çıkardığı değerleri en çok hakir gören bir şehirdir. İhsan Derelioğlu’nun sadece bir müsabakada Trabzonspor’un görüntüsünü değiştirmiş olmasından bile bunu anlamak mümkündür. Meselâ Trabzonspor taraftarının vakti zamanında yetersiz bulduğu Hüseyin Cimşir Bursaspor ile şampiyonluk yaşadı. Sürekli eleştirdiği Gökdeniz Karadeniz Rubin Kazan’da futbol oynayıp Rusya’da efsane oldu. Rubin Kazan Barnebau’da Barselona’yı devirdiği müsabakada UEFA başkanı Michel Platini TFF başkanı Şener E(r)zik’e ‘‘Bu çocuk neden milli takımda yok!’’ dediği futbolcu. Trabzonspor’dan Denizlispor’a giden Mustafa Yumlu meselâ; Denizlispor defansı içinde ayrı bir defans gibi oynuyor yıllardır. Ve en son olarak Trabzonspor’dan Fransız Lille takımına transfer edilen Yusuf Yazıcı örneği var. Avrupa Liginde ve Fransa liginde şimdiden efsane olmaya başladı. Avrupa Yusuf Yazıcı’nın asıl potansiyeliyle henüz tanışmadı. Şunu demeye çalışıyorum. Sahip olduğumuz değerlerin kıymetini bilmiyoruz. Bilmediğimiz için de el âlemin sıradan yeteneklerini bulunmaz Hint kumaşı olarak kakalıyorlar bize.   Evet gelelim Alanyaspor müsabakasına. Ahmet Ağaoğlu’nun Eddie Newton’u teknik direktörlükten tasfiye edişine İhsan Derelioğlu orta sahada Baker ve forvette Abofe’yi devre dışı bırakarak karşılık verdi. Trabzonspor sahaya değişik bir oyun tertibiyle çıktı. Bana 1980’lerin efsanevi Trabzonspor’unu hatırlattı. Ve bu oyun anlayışının arkasında Özkan Sümer’in etkisi var mı, diye uzun uzun düşündüm. Zira bu durumu pekiştiren diğer bir şey Abdülkadir Ömür’ün 12 Eylül ihtilalini hatırlatan asker tıraşıydı. Trabzonspor yönetimi teknik direktör arıyor. Ve elinin altındaki cevherlerden bihaber olarak yapıyor bunu. Maksat futbol ya da Trabzonspor değil. Menajer ağı üzerinden futbolda dönen parayı cukkalamak! Trabzonspor müsabakanın ilk yarısında sahasını iyi parselledi. Kontak oyunundan hiç kaçınmadı. Bu tercih müsabakada Alanyaspor gibi diri bir takım karşısında Trabzonspor’u otomatikman güçlendirdi. İhsan Derelioğlu’nun taktiksel anlamdaki tercihleri ilk yarıda Çağdaş Atan’ı bir futbol cahili yapmaya yetti. İlk yarı boyunca gole en yakın olan taraf Trabzonspor’du. Canini ile yakaladığı gol pozisyonlarında aklımıza Aleksandr Sörloth düşmedi değil. İkinci yarının başlarında Alanyaspor Trabzonspor ceza sahasında kaos yaratmaya çalıştı. Ama Trabzonspor’un profesyonel tecrübesi buna müsaade etmedi. Buna karşılık Trabzonspor ani kontrataklarla Alanyaspor’un baskısını dengelemeye çalıştı. Oyunun genelinde İhsan Derelioğlu Trabzonspor’u görev tanımı belli, sorumluluk alanı sarih ve yapabileceğinin sınırını bilerek oynattı. Trabzonspor defanstan kısa toplarla hücuma çıkarken tuhaf bir şekilde bocaladı. İkili mücadelelerde Trabzonsporlu futbolcular oyuna epeyce karakter kattılar. Ama müsabakanın hakemi Ali Palabıyık ortadaki mücadelelerde takdir haklarının istisnasız hepsini ev sahibi Alanyaspor lehine kullanırken hiç tereddüt etmedi. Alanyaspor’un sert oyununa fazla müsamaha gösterdi. Eddie Newton Macit Hüseyni’yi resmen çürütmüştü. Uzun zaman sonra sahalara dönmüş olması Trabzonspor adına bir kazanç. Kısacası İhsan Derelioğlu elindeki malzemeyle yapabileceğinin en iyisini yaptı. Lige iyi bir başlangıç yapan Alanyaspor’u müsabakanın ilk yarısında kilitledi. Bordo mavili ekip ciddi gol pozisyonları da buldu. Oyunun daha liberal oynanan bölümünde ise Alanyaspor’un hücum arayışlarını boşa çıkarmasını bildi. Galibiyeti hak eden taraf Trabzonspor’du. Ama sahadan beraberlikle ayrıldı. Eddie Newton konusundaki kehanetlerimi ucuz bulanlara yeni bir kehanette bulunmak istiyorum. İhsan Derelioğlu ve onun yanına yardımcı olarak konulacak Hüseyin Cimşir’in Trabzonspor’a futbol anlamında yapacağı pozitif katkı, İstanbul bir mahalle takımını siyasetin yardımıyla şampiyon yapmış Abdullah Avcı’nın yapacağı katkıdan çok daha büyüktür. Golf oyunundan anlamam ama Trabzonspor’da kim neyi yapabilir gayet iyi anlarım. FENERBAHÇE AKLANMIŞMIŞ! 2010-11 yıllarında Fenerbahçeli yöneticiler Trabzonspor’a karşı sistematik şike yapmışlar ve Trabzonspor’un haklı şampiyonluğunu çalmışlardı. O yıl Fenerbahçe’nin teknik direktörü Aykut Kocaman ‘‘Tarih Fenerbahçe’yi şampiyon olarak yazacak!’’ demişti. Biz de Taka Gazetesindeki köşemizde ‘‘Hayır, tarih sizi emek hırsızları olarak yazacak!’’ demiştik. Nihayet futbolu yakinen takip eden birisi olarak haklı çıktık. 3 Temmuz sabahı uzanıp haberlere baktığımda hem tebessüm ettiğimi hem de öfkelendiğimi hatırlıyorum. Zira Habertürk gazetesi Aziz Yıldırım’ın mahpushane fotoğraflarını gazetede manşet olarak yayınlamıştı. Sanki adalet Fenerbahçe’nin başkanını değil de Amerika Irak’ta Saddam Hüseyin’i yakalamış gibi komik bir durumdu. O yıl Trabzonspor UEFA kupasında oynadığı eleme müsabakalarını yarım bırakıp Şampiyonlar Ligine dâhil edildi. Ve bu durum Fenerbahçe’nin şike yaptığının resmi tesciliydi. Sonrasında ise gelişen olaylar TFF’nin, AKP iktidarının, medyanın, spor camiasının Fenerbahçe’nin kuyruğunu adaletten kurtarmaya çalışmasıyla geçti. Maalesef bu vakıanın başında son derece kararlı bir tutum alan UEFA’nın spor figürleri zaman içinde Fenerbahçe tarafından tek tek satın alındı. Aslında bu şike davasında Türk mahkemelerinin hakkaniyetli bir karar verememesinin açıklaması bu ülkede neden hukukun tesis edilemediğiyle de alâkalı çok daha büyük bir meseleye vurgu yapıyor. Türkiye dünyada % 100 halkı olsanız bile mahkemelerinden haksız çıkacağınız tek ülkedir. Onun için de dördüncü sınıf bir sömürge ülkesidir. Şike davası ile ilgili yaşanan 9 yıllık süreçte bazı Trabzonsporlu yöneticilerin usta manevralarla bu şampiyonluğu iktidara satıp nakde çevirdikleri, Fenerbahçeli yöneticilerden ve de iktidardan rüşvet aldıkları yönünde o çevrelere yakın insanlardan ciddi sözler işittik. Trabzonspor’un çalınan haklı şampiyonluğu Fenerbahçe’de Aziz Yıldırım’ın diktatörlüğünün bile sonunu getirdi. AKP iktidarı bu süreci yönetmede o kadar taraflı davrandı ki, aynı yıl Beşiktaş’ın kazandığı Türkiye kupası ortada kaldı. Beşiktaş önce kupayı TFF’ye iade etti. Sonrasını ise kimse bilmiyor. Şike sürecinden sonra Türk futbolunda Fenerbahçe’nin sorgulanamaz imtiyazı sona erdi. Hatta kümede kalma mücadelesi verdiği yıllar bile oldu. Ama Trabzonspor sistemin şımarttığı bir kulübü hukuk adına hizaya getirirken AKP iktidarı İstanbul’da başka bir emek hırsızını üretti. Geçen yıl AKP iktidarının emrindeki hakem trioları Trabzonspor’un elinde şampiyonluğu çalarak Başakşehir adlı iktidar beslemesi başka bir İstanbul baykuşuna hediye ettiler. Bu kadar çok hırsızla aynı anda uğraşıyor olmak insanı futbol düşünmekten de oynamaktan da soğutuyor. Trabzonspor sahada ve saha dışında bu mücadeleleri verirken hiçbir Anadolu kulübü onun haklı davasına omuz vermedi. İstanbul’un futbol oligarklarına ve iktidarın hırsızlığa çıkmış hukuksuzluklarına karşı tavır koyamadı. Hepsi paranın ve iktidarın karşısında hizaya girdiler. Futbol gibi seyir zevki yüksek bir oyunda sağlayamadığımız adaleti toplumun genelinde nasıl sağlayacağız? Sağlayamayız elbette. Bir takımın taraftarı olmak, futbola gönül vermek elbette anlaşılabilir bir şeydir. Ancak bir takım taraftarlığı üzerinden Makyavel bir ahlâkla kendine alan açmak tek kelimeyle ahlaksızlıktır. Fenerbahçeli yöneticiler mahkemelerde yargılandılar. Hapis cezasına çarptırıldılar. Şike davası UEFA’da, CAS’ta defalarca görüldü. Ortada bir sürü delil var, şahit var. Bu konunun takipçisi milyonlarca Trabzonspor taraftarı var. İstanbul ağır ceza mahkemesinin bu dava ile ilgili verdiği beraat kararının tek anlamı var. Ağır ceza mahkemesinin hakimleri Fenerbahçe amigolarından oluşuyor. Ve bu ülkedeki hemen herkes AKP iktidarı devrinde asla ve kat’a adalet olmayacağını, her şeyin bir fiyatının olduğunu adı gibi biliyor. Dolayısıyla bu davaya bakan mahkemenin kararı akıldan ve izandan yoksun, iktidarla iltisaklı Fenerbahçelileri mutlu eden gülünç bir karardır. Türk futbolunda tek realite var. Bu zavallı ülkenin Trabzonspor’a bir şampiyonluk kupası ve taraftarlarına da resmi ağızdan bir özür borcu vardır. Yoksa bu ülkenin adını Türkiye Cumhuriyeti’nden Sarı Lacivertli Yamyamlar Cumhuriyeti’ne değiştirmemiz gerekecek. 2010-11 yılının şampiyonu Trabzonspor’dur. Kıyamet de kopsa, dünya yörüngesinden de çıksa, cehennemin dibine de gitseniz gerçek budur! Not: Metin Kondel Temelyon adlı romanın ve Dinozor Araratus adlı hikâyenin yazarıdır

Önceki ve Sonraki Yazılar