Aydoğdu’nun mesajı!

Trabzon’un en deneyimli siyasetçilerinden biri olan Süleyman Aydoğdu, önceki gün sosyal medyada İYİ Parti Trabzon il Başkanlığına aday olacağını açıkladı.

Süleyman Aydoğdu, Ülkücü camia içinde yer almamasına rağmen, bu kesime uzak bir isim değildir. Siyasete lise yıllarında Adalet Partisi’nde başladı. Sonra Doğru Yol Partisinde devam etti. Daha sonra AKP’ye geçti. Bu partiden belediye başkan yardımcısı oldu. Anlaşamadı ayrıldı. Sonra İYİ Parti saflarına katıldı.aydogdu.jpg
Süleyman Aydoğdu, Trabzon’da geniş çevresi olan bir isimdir. Trabzonspor’da bir dönem yöneticilik de yaptı. Aydoğdu, İYİ Parti İl Başkanlığına seçilir mi? İYİ Parti’nin delege yapısına bakıldığında işi zor. Ancak, parti genel merkezinden ve Trabzon’da partinin etkili isimlerinden destek alırsa seçilir. Aydoğdu’nun İYİ Parti İl Başkanlığına seçilmesi, eskiden DYP ve ANAP’ta politika yapanların da bu partiye yönelmesine zemin hazırlar. İYİ Parti’nin Trabzon’da sesi daha gür çıkar ve partiye katılımlar da artar. Aydoğdu’nun il başkanı olması partiyi belirli bir grubun da tekelinden çıkarır. İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ve özellikle Koray Aydın’ın Aydoğdu’nun adaylığına sıcak bakacağını tahmin ediyoruz. Hatta, Aydoğdu seçime tek aday olarak da girebilir. Aydoğdu’ya başarılar dileriz.

 

Trabzon’un en

güzel mekanıydı!

 

Karadeniz Teknik Üniversitesi Sahil Tesisleri, bir dönemler Trabzon ve bölgenin en güzel mekanı idi. Trabzon’un bu en güzel mekanı bugün ne yazık ki, kentin en kötü yerlerinden biri haline geldi.  KTÜ sahil tesislerinde uzun bir süre görev yapan Metin Kalmuoğlu, bu güzel mekanın bugünlerde kaderine terk edildiğini söyledi. Kalmuoğlu şöyle dedi;trabzonun-en.jpg

‘1982-2003 yılları arasında Sahil Tesisleri Müdürü olarak görev yaptım. Tesisler KTÜ mensupları dışındakilere sınırlı şekilde açıktı. Tesisler Trabzon'u en popüler yeriydi. Oteliyle parkıyla, bahçesiyle, restoranıyla, kafesiyle, deniziyle, yüzme havuzuyla mükemmeldi. 1983-1988 yılları arasında çocuklar için yüzme kursları düzenlenir ve Muharrem Kemerkaya bey öncülüğünde çocuklar yüzme öğrenir sonunda yarışmalar yapılır ve dereceye girenlere kupalar verilirdi. Atlama trampleni yüzmeye gelenlerin en çok tercih ettikleri yerdi. Havuzun suyu denizden motor vasıtasıyla çekilir ve üstten tahliye sistemiyle temizlenirdi. Türkay Tüdeş'in rektörlüğü döneminde havuz yıkılarak bugünkü olimpik açık yüzme havuzu son teknolojiye göre yapılmıştır. Türkay Tüdeş ve İbrahim Özen’in rektörlükleri dönemlerinde yaz sezonlarında çok verimli çalıştırılan havuz maalesef Süleyman beyin rektörlük döneminde iyi işletilmemiş nihayet bakımsız bir halde kendi haline ne yazık ki bırakılmıştır.’

 

Tesbih ve Vatan Kaygısı!

 

İşgal yıllarında; 18 Mayıs 1919'da İstanbul Dârülfünûn'nde yapılan toplantıda bir hanım, Halide Edip’in konuşmasından önce şöyle sesleniyor:

"Kim demiş bir kadın küçük şeydir, Bir kadın belki en büyük şeydir" diyerek, Türk kadınının erkeği yanında mücadeleye hazır olduğunu haykırıyordu. 19 Mayıs 1919'da yapılan Fatih Mitinginde ise kadınlardan Halide Edip, Meliha ve Naciye hanımlar konuşurken; memleketin sakalını sıvazlayarak elinde tesbih çekenleri işgal kuvvetleriyle hoş-seda içindeydiler.mehmet-nuri-sunguroglu.jpg

Halide Edip kürsüye geldiğinde:

"Müslümanlar, Türkler!

Türk ve Müslüman bugün en kara gününü yaşıyor. Gece, karanlık bir gece, Fakat insanın hayatında sabahı olmayan gece yoktur. Yarın bu korkunç geceyi yırtıp, parlak bir sabah yaratacağız."

"Bugün elimizde top, tüfek denilen alet yok; fakat ondan büyük, ondan kuvvetli bir silahımız var; Hak var, Allah var. Tüfek ve top düşer. Hak ve Allah bakidir. Topunun yüzüne tükürecek kadar, evlatlar, analar, kalbimizde aşk ve iman, milliyet duygusu var!"

Halide Edip Hanım devamla:

"Biz padişahımızdan bize babalık etmesini rica ederiz. Biz erkeklerimizle beraber milletin kalbinden gelen en kuvvetli, en akıllı, en cesur, milleti en çok temsil edecek bir kabine (Bakanlar kurulu) isteriz."

Evet… Biz de Cumhurbaşkanımızdan rica ederek Halide Edip Hanımın padişahtan istediklerini istiyoruz!

Türk Kadını tüm bunları haykırırken onları evlerine tıkayanlar; o günlerde olduğu gibi, günümüzde de sakalını sıvazlayarak tesbih çekmeye devam ediyor ve Türk kadını tekrardan evine tıkamaya çalışıyor.

İşte tesbih ile cenneti arayanlarla, Türk kadının vatan anlayışı arasındaki farkı anlamak bu kadar kolaydır.

(Mehmet Nuri Sunguroğlu)

 

Yanbolu projesinde Halk Bilimi

ve Etnografya uzmanı yok!

yanbolu.jpg

Arsin’de turizm patlama yapacakmış, başlıklı yazımıza proje koordinatörü Doç.Dr. Coşkun Erüz’ün gönderdiği açıklamayı bu köşede yayınlamıştık. DOKA destekli projeyi hazırlayan kadroda olması gereken uzmanların bulunmadığı belirtildi. KTÜ öğretim üyelerinden Prof. Dr.Kemal Üçüncü, ‘Sayın Coşkun Erüz beyin saydığı kadroda bir Halk Bilim ve Etnografya uzmanı yok. Tek bir Kültür Turizm ve Ekoturizm uzmanı yok. Ortaçağ Karadeniz tarih uzmanı yok. Sayın Erüz’ün söyledikleri bizatihi kendisinin uzmanlık alanı değil sivil toplum gönüllülüğüyle katkı verdiği bir iş’ dedi.

 

Doktorunuz diyor ki!

 

Vücut, ısısını yükselterek hastalığa sebep olan virüsleri ve mikropları öldürmeye çalışır. Vücut sıcaklığının 38 derecenin üzerine çıkması "yüksek ateş" kabul edilir. Soğuk algınlığı gibi hastalıklarda yüksek vücut ısısını hemen ilaçla düşürmeye gerek yoktur. Bu durumlarda hastanın hafif giymesi, dinlenmesi, bol sıvı içmesi gerekir. Çünkü ateş sıvı kaybına neden olur. Hasta huzursuz değilse ateş 39 dereceyi geçse bile ateş düşürücü vermeye gerek yoktur. Ateşin 41 derecenin üzerine çıkması nadirdir, "aşırı yüksek ateş" olarak kabul edilir, tehlikelidir.

(Dr. Kemal Küçükali)

 

***************

 

Elinin hamuru ile erkek işine karışma...

Saçı uzun aklı kısa.

At ile avrada inan olmaz.

Avradın öğüdü avrada geçer.

Avrat gibi düşman olmaz güler bildirmez, köpek gibi dost olmaz ular bildirmez.

Avrattan vefa, zehirden şifa.

Bal arıdan, kavga karıdan çıkar.

Er kocadıkça koç olur, kadın kocadıkça hiç olur.

Kadın aklı gah uzanır gah kısalır.

Kadının sofusu şeytanın maskarası.

Kadının işi tavukların eşinmesine benzer.

Kadınla çıkma yola, başına gelir türlü bela.

Kadında vefa, borçluda sefa aranmaz.

Avradı bet olanın sakalı erken ağarır.

Dul karı şeytan karı, aldatır alır bekarı.

Ersiz avrat, yularsız at.

Kadının eli kaşık sapında kararır.

Avradın malı eşeğin nalı.

Kadının biri ala, ikisi bela.’’

Bu atasözlerinin olduğu bir toplumda kadın cinayetlerine neden şaşarsınız?

(Şakir Aksu)

Önceki ve Sonraki Yazılar