23.03.2022, 09:53

Azıcık Eleştiri, Anlayana Çağrı !

İlk gençlik yıllarımızın duygu ve heyecan öncelikli döneminde savsözler –sloganlar- önemli yer tutardı. Bilinç gelişimiyle birlikte savsözlerin içeriği daha iyi kavranır, düşünce oluşumuna katkı sunar, buna bağlı inceleme ve araştırmalarla siyasal bir anlam kazanırdı. Bunlardan bir tanesi “Ne ABD ne Rusya Tam Bağımsız Türkiye”. Kümeleşmenin bir bakıma temel ölçütüydü. Kimi “sol” ve “sosyalist” çevreler Sovyetler Birliği’ni işin içine katmayı pek sindiremezdiler.

Daha sonra yıkılan Sovyetlerin ardından Batı Emperyalizmi ve NATO karşıtlığı ön plana çıktı. Kuşkusuz Sovyetlerin dağılması/çözülmesi birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de farklı yapıları, siyasi partileri, tek tek sosyalistleri ve aydınları etkiledi. ABD ve bileşenlerinin politik ve askeri üstünlüğü de ele geçirmesi bunda etkin oldu. Ancak gelinen noktayı değil de yaklaşık elli yıllık süreci doğru çözümleyen anlayış ve örgütlenmeler şaşkınlık yaşamadı, yılgınlığa da düşmediler. Toplumsal savaşım sürecinde ve doğasında var olan diyalektik yasa, ilerleme ve sıçrayışları olduğu denli geri dönüş ve yıkımları da özünde taşıyordu. Bunu unutmak ya da göz ardı etmek oldukça tehlikeliydi. Sovyetlerde yaşanan da tam buydu. Ayrıca başka ülkelerde de yaşanarak görüldü.

Geniş tarihsel çözümlemeyi burada bırakarak, ülkemiz açısından bizi ilgilendiren/ilgilendirmesi gereken yanını güncel tutmak, akılcı/bilimsel olacaktır diye düşünüyorum. Bütün söylem ve eylemlerin, yeni güç birliklerinin, olası ittifakların ve uluslararası dayanışma ve işbirliğinin bu ölçüte dayandırılması yol haritası olarak zorunlu görülmekte. Aksi tutum ve oluşumların yapaylığı bir yana, yolda kesintiye uğraması, rota yitimi ve amaçlardan uzaklaşma tehlikesi asla unutulmamalıdır. Örneğin, uzun süre “Küreselleşen dünya” diye mazlum uluslara ve ülkelere “yutturulan” sömürge ağı, kimi sol ve bağımsızlıkçı çevreleri, kimi sosyalistleri, kimi Kemalistleri, birçok sosyal demokratı etkiledi ve yanılgıya sürükledi. – Bu sürükleniş ve yanılgı ne yazık ki bitmedi!- “Tek kutuplu dünya”nın saldırısı ve üçüncü dünyayı biçimleme çabası biraz da bu nedenle hız kazandı denilebilir.

“Uluslararası Toplum” diye yansıtılan bir dünya söylemi/kurgusu sömürge ağının paravanı olarak adeta dayatıldı. Dayatmanın mimarı ABD ve NATO’ydu oysa. “Küreselleşen Dünya”nın aslında Emperyalizmin ta kendisi olduğu çoklarınca gözden kaçırıldı, görülmedi/görülmek istenmedi. Bunda BATI ve NATO bağlaşıklığının yarım yüzyıldan uzun olan etkisi ve kalıba sokma siyasetini unutmamalıyız. Bu “Batı” yanlısı tutum, sadece ekonomik yönelimlerle ve dayatmalarla değil kültürel konularda da, özellikle eğitim-sağlık-sanat gibi sosyal konularda da iyice kök saldı. Öncelikle aydınlar, bilim insanları, sanatçılar ve siyasetçiler üzerine “bireyci kurtuluş öyküleri” boca edildi! “Demokrasi”, “özgürlük”, “bireysel haklar”, etnik ve dinsel/mezhepsel ayrıntı/ayrılıklar ve “liberalizm” gibi söylem ve kavramlar içi boşaltılarak sunuldu! Bireyci/çıkarcı yaklaşımlar öne çıkarılıp toplumcu tutum ve ilkeler, siyasal yaklaşımlar “ideolojiler öldü” teranesi ayyuka çıkarılarak çağ dışı gösterilmeye, insanlığın gündeminden uzaklaştırılmaya çalışıldı!

Ülkesini küçümseme ve “dünya vatandaşlığı” gibi yurdunu, ulusunu, halkını hor gören “çağdaş mandacı” ve “batıcı” kafa yaygınlaştıkça bir yerlerden övgüler/ödüller de gelmeye başladı artık! Türkiye’nin bağımsızlıkçı, halkçı, devrimci, Atatürkçü ve Cumhuriyetçi yanı törpülenip büyük yara almış, sosyalist-kamucu-devletçi anlayış ve kültür aşağılanır olmuş! Neo liberal reçeteler prim yapmaya, “sol”un ve aydınlanmanın özünde var olan ilke ve kavramlar, ulus ve dünya ölçeğindeki ütopyalar içerik değiştirmeye zorlanmış, bunda da ne yazık ki başarılı olmuşlardır.

Bütün bunların ve daha başkaca etkenin etkisi ve sonucuyla bir “aydın”, bir “siyasetçi”, bir “devlet yöneticisi” profili, bir “yetişkin” bir “adam(!)” görüntüsü oluşturulmuş. - Dönüşüm bu ya, belli oranda kabul görmüşe benzer! – Dışında kalan çok büyük kesim -yurtsever, bağımsızlıkçı, aydın, sanatçı, siyasetçi, devrimci, düşünür- bu alanın dışına itilmiş/atılmış, sistem dışı oldukları için “tu kaka” edilmesi gereken “cüzzamlılar” olarak Orta Çağ’da olduğu gibi “Arena”ya atılmak istenmiştir.

Ancak yukarıda sözü edilen “diyalektik yasa” günü geldiğinde “arena”ya atılacak ve yok edilecek olanı belirleyecektir! Giderek güç yitiren ve çürüyüp dökülen dişleriyle hadsizleşen, yeni felaket senaryoları ve çırpınışlarıyla gücünü korumaya ve sürdürmeye çalışan ABD, NATO ve Bağlaşıklarına bel bağlayanlar, daha ne beklemektesiniz? Dönün asıl REÇETEYE!

-Yarınlar güzel olacak-

Yorumlar (1)
Murat Demir 5 ay önce
Ağzına sağlık kardeşim