Babalar Günü

18 yaşında ama daha ''baba''nın ne olduğunu, ''baba'' ile ne konuşulması gerektiğini anlayamadan, onunla yaşamı-insanı-geçmişi-o günü-dünyayı-ticareti-sanatı-tecrübeyi konuşamadan kaybetmiştim onu.

O'ndan sonra üniversiteyi bitirdim, o'ndan sonra iş kurdum, o'ndan sonra evlendim. Bütün bu önemli kilometre taşlarında o yoktu.

Bir çocuk olarak babam ile kuramadığım ilişkiyi bu kez bir baba olarak oğlumla kurmaya çalışıyor, ancak başarıya ulaşıp ulaşamadığımı da bilemiyorum doğrusu.

Oysa bugün, ya da yirmi sene önce onunla konuşma fırsatım olsaydı daha neler neler sorardım ona ve eminim ki ondan alacak olduğum ders ve cevaplarla bugünden çok daha donanımlı olurdum.

Sevgili gençler, çocuklar, arkadaşlar, dostlar.

Babası hayatta olanlar; bugün babanız çok genç ya da çok yaşlı, çok nalet ya da çok nemrut ya da çok sevecen olabilir. Onunla hiç konuşmamış ya da defalarca sohbet etmiş olabilirsiniz. Ancak unutmayın ki ondan er veya geç öğreneceğiniz yeni yeni şeyler vardır.

İki gün sonra Babalar Günü..

Ağa babalarının, para babalarının, mafya babalarının, iskele babalarının peşinden koşmayı bırakın.

Gerçek babaların, babalarınızın ellerini öpün ve onlardan yeni bir şeyler öğrenmeye çalışın benim gibi geç kalmadan.

Ve benden selam olsun gerçek babalara.

 

 NEE, YAŞLILARA SAYGI MI!

12 Haziran sabahıydı, saat 8.30 hareketle Meydan-Köşk-Meydan seferini yapan belediye otobüsüne Köşk durağından bindim.

En önde oturan 70 yaş civarında bir yaşlı amca Atapark durağında inmek üzere ağır ağır ve zorlukla yerinden doğruldu.

Zayıf, uzun boylu, eli bastonlu, titriyor, büyük ihtimalle de parkinsonlu. Belli ki o hattın gediklilerinden, çünkü otobüstekiler tanıyor onu.

Onar santim kadar atabildiği adımlarla ön kapıya yanaşarak inmek istiyor. Ben kendisine bakıp, ''Biz de bu yaşlara gelirsek, acaba böyle olur muyuz? Hem yaşlılık hem hastalık ne zor'' diye düşünürken, Otobüs şoförünün ''Arka kapıya, arka kapıya'' diye azarlamasına şahit oluyorum. Hiç beklemediğim bir tavır. Üstelik o durakta otobüse binecek yolcu da yok, yani yaşlı adam ön kapıdan indiği için otobüse binecek yolcuları engelleyecek bir durum da söz konusu değil.

Dünya yaşlı, sakat ve engellilerin daha konforlu yaşamalarını sağlamak için kafa yorup projeler üretirken, Trabzon'da otobüsün ön kapısından inmek isteyen o yaşlı ve hasta adamın işittiği azardan sonra, onar santimlik adımlarla en az 20 adım atarak orta kapıya ulaşıp otobüsten inmesini üzülerek izledim. Oysa yıllardır o ön kapılardan inen birçok belediye görevlisi, şoförlere eş, dost akraba ve taalukat görmüştü bu gözlerim.

 

OKULLAR NEDEN TAŞINIYOR!(Geçen haftadan devam...)

Geçen haftaki yazımızda, Dernekpazarı Taşçılar Köyü İlköğretim Okulu'nun öğrenci-derslik eksikliği, buna koşut olarak öğretmen fazlalığı nedeniyle taşıma sistemine dahil olduğunu duyurmuştuk. O günden sonra konuyu daha derin inceleme gerekliliğini hissettim. Bu taşıma yasası neden çıkmıştı, altında ne olabilirdi merak ettim.

Mustafa Kemal'in Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren izlediği eğitim politikasını araştırdım;

1930’ların başlarından itibaren Mustafa Kemal'in emirleriyle hazırlanan Eğitim politikaları şöyle ifade ediliyordu; ''Milletin aradığı hedef, şimdi milletin ruhundan çıkmıştır. Artık millet bütün varlığıyla, Mustafa Kemâl'in gösterdiği hedefe yürüyecektir. Türk milleti artık eski hurafe, gelenek ve bâtıl inançlardan kurtulmuştur. Öğretmenlerin rehberliğinde, yeni bir îman, ruh ve fikirle medeniyet zümresine katılacaktır.

Onun için Türk eğitimi ilkokuldan üniversiteye kadar, disiplin hükümlerinden ders kitaplarına kadar tamamen değişecektir.

Ders kitapları yeni zihniyete, Cumhuriyet prensiplerine göre yeniden yazdırılacaktır.

Türk tarihi, şahısların ve padişahların etrafındaki olaylar değildir. Olaylar ve gelişmeler doğrudan doğruya milletin eseri olarak okutulacaktır. Lise fen derslerinin eserleri ise, Avrupa dillerinden çevirtilecektir.

İlkokullar şahsî etkilerden ve yıkımlardan kurtarılacak, genel bir program çerçevesinde yürütülecektir. Türkiye'nin her tarafında dengeli bir eğitim çalışması yapılacaktır. Bunun için bazı değerli öğretmenlerimiz Anadolu'nun geri kalmış yörelerine gönderilecek, kabul etmeyenler meslekten atılacaktır.

1936'nın ilk günlerinde, Çankaya köşkündeki bir toplantıda özellikle 32 bin küçük köyün eğitim sorununu çözmenin zorluğundan söz açan dönemin Milli Eğitim Bakanı'na Atatürk, askerliklerini çavuş olarak yapmış köylülerden yararlanmasını salık vermiştir. Bazı Bakanlık görevlilerinin tepkisine karşın, Atatürk'ün bu düşüncesi köklü, düzenli bir denemeyle başlatılmış ve başarılı olmuştur.

1935 yılında kurulan ve sayıları zamanla 21’e çıkan Köy Enstitüleri köylere ışık ve Türk çocukları için aydınlık bir yol olmuş, köy çocuklarını kızlı-oğlanlı eğitmiştir. Ayrıca köylüyü sağlık, tarım ve ihtiyacı olan her konuda aydınlatan Köy Enstitülerinin 1954 yılında kapatılmasıyla Cumhuriyet aydınlığı ile başlayan eğitim yarışının önü kesilmiştir.

Oysa o dönemlerde ve düne kadar;

''Köyde okul öğretmen demekti,

Köyde okul İstiklâl Marşı demekti,

Köyde okul Atatürk büstü demekti,

Köyde okul Atatürk resimleri demekti,

Köyde okul bayrak demekti, bayram demekti, milli günlerin kutlanması demekti...

Köyde Öğretmen, köyü aydınlatan Atatürkçü önder demekti,

Köyde Öğretmen en aydın kişi demekti.''

Doğrusu ve düşüncesi hakimdi düne kadar.

Ya şimdi, bu taşıma sistemi ile o köylerde çocuklarımız için ''köyün en aydın kişisi'' olan öğretmenlerin yerlerini kimle dolduracaklar.

Köy okullarını taşıyarak, o köyden öğretmenleri uzaklaştırırken Atatürk'ü de uzaklaştırıyorlar.

Artık Köylerde okul da yok, öğretmen de yok,

Yerine her köyde bir camii ve onun imamı var.

Hedef İmamları öğretmenin yerine koyup, o köyün en aydın kişisi yapmak mıdır?

Ve o imam şimdi o köyün çocukları için en aydın kişisi konumunda mıdır?

Ve siz 21.Yüzyıl çocukları, bir problem ya da sorunuz mu var?

Bir şey mi öğrenmek istiyorsunuz?

Haydi çocuklar öğretmenin yanına,

Haydi çocuklar okula.

PARDON

Haydi çocuklar imam'a.

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.