BANA YAKIŞMAZ

Kendimizi içinden çıkılmaz bir durumda hissettiğimizde kullandığımız bir kelime var, adı “adalet” olan.

Eğer bizler zor durumduysak, bunun sebebi bizler değil başkalarıdır.

Bu başkaları, hep hakkımız olanı başkasına verendir.

Yani sıradan insanlar, ama soyadı ,eş durumu, amcası, dayısı… vs ile bizlerden daha avantajlı konum elde ediyorsa, o zaman adaletsizlik baş gösterir.

Siyasi partilerde işaret edilmeden, bir yerlere gelebilecek insan sayısı çok azdır.

Dayısı “kızım gel GİK ol” der. GİK oluverir.

Genel Başkan kadının birini yardımcısı yapar o da kocasını Belediye de Genel Müdür yapar. Neden?

Başka insan mı yok? Başka liyakat sahibi insan mı kalmadı?

Ya da dolar merdivenleri üçer beşer atlayarak koşarken, dibe vuran ekonomi karşısında halktan saygı bekleyenler.

Hatta eşine özel kadro açan rektörüne kadar neler neler gördü duydu bu insanlar.

Siyasi referanslar, her dönem karşımıza böyle acayip sahnelerle çıktı.

Önce kalın çizgilerle değerlendirmeler yapılmalı.  Adeta Survivor dönemeçleri dönüyoruz.

Siyasette her partide herkes birbirine göbekten bağlı.

Ama çamur atmaya gelince mikrofonu alan “CESUR ERDEMLİLER” nakaratını söyleyip duruyor.

Siyaset maalesef demokrasi yerine oligarşik bir sistemle yönetiliyor. Her parti böyle yönetiliyor. Demokrasilerde mevkiler geçicidir. Ama bizim ülkemizde soyadını yaşatmak için, kadından kocaya, babadan oğula, sülaleden sülaleye vs güç dağıtılıyor. Bu bence çok yanlış bir yönetimdir. Bundan medet uman ve yüz bulan insanlar çok fazla…

Dinde akraba kayırması zekat ile ön plandadır. Eğer ihtiyacı olan yakınlarınız varsa önce onlardan başlayın der. Ama fakir olmak şartını güder. Fakir kardeş, hala, amca, dayı, teyze gibi akrabaya, damada, kayınvalide ve kayınpedere, kayınbiradere üvey çocuğa zekat verilir. Yakın akrabaya zekat vermek çok sevaptır.

Dinde hizmet, siyasetle akrabalarını korumaktan geçmiyor.

Dine hizmet iman, Kuran, ilim, fikir ahlak, eğitim ve terbiye ile olur.

Din nasihatten ibarettir. Siyaset ise onu nasihatlikten çıkarıp, alet eder.

Siyasetçilerin kendi meslekleri çerçevesinde toplumun kültür, sosyal vs yapısına hizmet etmeleri asli görevleridir. Menfaat ve aileyi nemalandırmak için yapılan siyasetin tanımını ben dinde görmedim.

Siyaseti idare etme sanatı diplomatlık, politika, insanları dünya insanı yapmak için çalışmayı gerektirir.

El bakara 2/27 “Demek, idareye ve hakimiyeti ele alırsanız hemen yer yüzünde fesat çıkaracak, akrabalık münasebetlerini bile keseceksiniz. “ diyor.

Akrabayı kayırmak siyasetten nemalanmayı değil, gözetmeyi öngörür.

Tüm siyasi partilerin hemen hemen hepsinde, bu ve benzeri ve Soyadı fazlalığı mevcuttur.  

Bu bence utanılması gereken bir durumdur.

Öğretilmiş siyaset işte bu yüzden yol alamıyor. Bu yıllardır belki 50 belki 70 yıldır böyle gelmiş, böyle gidiyor.

Rolden çıktığınız anda görecek, duyacak ve hissedeceksiniz. Bunu sizde biliyorsunuz.

Belediyelerde bile işler siyasi soyadları ile yürüyor. Onca gencin iş beklediği, teşkilatlarda onca insanın gece gündüz demeden mücadele verdiği partilerde kocasını , akrabasını, tanıdığını yani torpille kayıran ve  kollayanlar yaraya üfleyeceklerine yarası olanın nefesinden kaçanlardır. Onlar akrabaları vasıtasıyla aslında kendilerini gözetenlerdir.

Sizler kayırıcılar, insanlığın gözyaşına değil, kendinizden akmayacak gözyaşının hesabını yapanlarsınız.

Bugün kaleme hırçın bir duyguyla sarıldım, etrafımda olan bitene daha ne kadar sessiz kalabilirim diye. Kendi desteklediğim partim bile bunları yaparken, başkalarına söz söylemek bana yakışmaz.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum