BARIŞIN ÖNEMİ ARTIK ANLAŞILMIŞ MI?

15 günden beri ülkemizde olağanüstü bir durum yaşanıyor. Kentlerde, kasabalarda gece “Demokrasi nöbetleri”… Görsel ve basılı tüm yayın organlarında gündem 15 Temmuz... Hemen tüm radyo ve TV’lerde o günlerden görüntüler ve yorumlar. Evet olay çok büyük ve önemli. Nedenli belge gösterilse, yorum yapılsa, haber yapılsa belki az da, bu durum gerçekten darbeleri önlemeye yönelik bir eylem mi? Artık demokrasiyi tanıdık, bir araç olmadığını, korunması gereken bir değer olduğunu kavradık mı?

“Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur” ilkesini nerdeyse silmek üzere olanlar anlamadı mı egemenliğin anlamını ve önemini.

 

“YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ” KABULLENDİNİZ Mİ?

Daha on yıl onbeş yıl önce çok rahatlıkla en resmi yerlerde bile Büyük Atatürk’ün en özlü ve en değerli sözlerinden biri olan “Yurtta sulh, cihanda sulh “özdeyişi eleştirilirdi. “Bu özdeyiş bizi pısırıklığa uyuşukluğa itmiştir” derlerdi, düşünme yeteneği olmayan canlılar. Yaşamının büyük bir kısmı savaş alanlarında geçen ve girdiği her savaşı da kazanan Atatürk, “Savaş, bir ulusun geleceği tehlikeye düşmedikçe cinayettir” diyordu. Evet cinayet hem de nasıl cinayet… İster yurtta olsun ister yurt dışında olsun savaş gerçekten bir cinayettir, ondan her durum ve koşulda korunmak gerekir. Bu büyük tehlikenin ne acıdır ki fakında olmamıştır bir çok yönetici. Kimi kez kişisel çıkarlar ve ihtiraslar uğruna yurtta ve dünyada savaşa öncülük etmişlerdir. SAVAŞ… Bu sevimsiz sözcük ne ocaklar söndürüyor, ne filizler kırıyor. Kan ve gözyaşı… Sönen ocaklar, yetim kalan yavrular, yıllarca kapanmayan yaralar. Öylesine insafsız olmuştur ki kimi yöneticiler ATOM gibi, doğayı bitkileri bile yok eden silahları kullanabilmişlerdir.

Yurtta savaş… Kardeşin kardeşe düşman olması… İç savaş. Bu daha da korkunç. Daha dün komşu olanlar, aynı köyde aynı kentte yaşayanlar birbirine düşman. Neden? Nedenler uydurulmuştur çoğu kez. Mezhep farkı, soy farkı ve daha başka nedenler. Düşman olanlar, yıllarca süren düşmanlıklar. İster içte olsun ister dışta en kötü barış, en parlak zaferle sonuçlanan savaştan iyidir. Neden? Çünkü zaferin üstüne yönetici, hükümdar oturur yükselir de o dökülen kandan o yığılan canlardan yıllar süren kinler büyür.

 

15 TEMMUZ’DA DEMOKRASİ KAZANMIŞ

Evet bir iç savaş yaşandı ve zaferle sonuçlandı. Kimlerin arasında çıktı savaş. Ordunun küçük bir kesiminin başkaldırısı dendi. Kimle bastırıldı ”Polisle”… Askerler kimlerden oluşur, polisler kimlerden… İki kardeşin biri asker biri polis birbirine nişan alabilir. Tank halkın üzerine sürülmüş, tankın önüne halk yatmış ve yüzlerce can toprak olmuş. Çok büyük bir kayıp. Yüzlerce kayba karşı bayram yapılmaz yas tutulur. Ölen de öldüren de aynı sınıftan, aynı inançtan, aynı ırktan… Yıllarca aynı askeri birlikte operasyonlara katılmış, canlarını korumuşlar o akşam çatışmış biri hain biri yurtsever olmuş. Birinin ölüsü ile geride kalanlar onur duymuş birinin ölüsünü alan bile olmamış. Hainler mezarlığına atılmış… Bundan acı bir olay olur mu? Yıllar yüzyıllar sonra bu günleri yazanlar nasıl değerlendirecekler. Önlenemez miydi bu savaş? Bu kanın dökülmesi bu canların toprak olması önlenemez miydi?  Kazandık, kazandık naraları yeri göğü inletiyor. Dal gibi gençler toprak olurken siz sevinin bakalım. Kazancımız ne olacak? Evet demokrasi büyük bir değer ona sahip çıkmalı da bunun değeri daha önce bilinse ve korunsa daha iyi olmaz mıydı?

 

BU TOPRAKLAR ÇOK DEĞERLİ ÇÜNKÜ…

Çünkü kanla yoğrulmuş… Her taşı bir yakut olan bu vatan, .diyor ya ozan! Yakuttan da değerli. İç savaşlar dış savaşlar yıllarca yüzyıllarca bu güzel yurt kanla yoğrulmuş. Değerini bilelim. Bu yurt artık barışı çoktan hak etti. Yeter artık “Yurtta barış, dünyada barış” diyelim ve bu güzel yurdun dağlarından esen tatlı rüzgarına bağrımızı açıp, çiçeklerini koklayıp, kuzularının melemesini, bülbüllerinin ötüşünü dinleyerek birlikte barış içinde yaşayalım. Komşularımızla da, kardeşlerimizle de barış içinde yaşayalım. “Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım… Sevelim sevilelim dünya kimseye kalmaz” diyen Yunus’un sesine kulak verip tadını çıkaralım bu yurdun.

 

SON OLAY, ARTIK SON OLSUN

Birçok darbe gördük yaşadık. En kanlısı bu oldu. Çok iyi incelenmeli, değerlendirilmeli. Yüzeysel yargılamalardan vazgeçilerek adaletli yargı ile olaylar tahlil edilmeli ki yinelenmesin. Barış kurulmalı, hem de kalıcı gerçek bir barış. Ancak nasıl? Kimi okumuş gibi olanlar, hem de Hukuk okuyanlar bakın ne diyor… Halka silah dağıtılsın, ruhsat kolaylaştırılsın… Kanım dondu bunu duyunca. Adam hukukçu, millete vekil bile olmuş. Belki emekli vekil de çok büyük bir makamın danışmanı imiş… Yazık yazık… Hani yıllar önce “Küçük Amerika olalım” deniyordu ya. Bu da o soydan Teksas’a özenmiş herhalde. Allah aşkına silah nedir? Ne için? Hani Köroğlu demiş ya, “Tüfek icat olmuş mertlik bozulmuş “diye... Şimdi halka tabanca tüfek dağıtılacakmış da halk kendini savunacakmış. Bu yöneticilerin yüzünden bu günlere geldik. Darbelere karşı belde tabancalar… Tank ateş ediyor, Ayşe, Fatma, Ali, Veli tabanca ile demokrasiyi kurtarıyor, koruyor. Allahım nasıl bir akıl bu… .Ha unutmadan söyleyelim tüfek alanlar da var, keleşliler de var… Siz böyle deyince böyle olur…

Biz bu güzel yurtta dedelerimizin mirası üstünde barış içinde bir arada yaşamak istiyoruz. Kuşların, çiçeklerin diyarı cennet yurdumuzu artık daha kirletmeyin lütfen.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.