Batağa Saplanan Yükseköğrenim

 

Ülkelerin en önemli bileşenlerinden bir tanesi olan yetişmiş insan gücünün hazırlığını yapmakta olan yükseköğretim kurumlarının işlevlerini yerine getirmelerinde, belirli stratejilere gereksinim vardır. Ülkemizde bu konu üzerinde çalışması gereken ve çözüm üretmesi gereken kurumlar; Yüksek Öğretim Kurulu, Milli Eğitim Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilatı ve kısmen de bizatihi üniversitelerin kendileridir. Ülkemizde yükseköğretim alanında halen kaynak yetersizliği, kontenjan dengesizliği, kalite düşüklüğü, talep daralması gibi ciddi sorunlar yaşanmakta ve gittikçe de derinleşmektedir. 

 

Günümüzde üniversitelerimizin tamamı bakım-onarım, teknik donanım, laboratuvar gereci,  kırtasiye, temizlik malzemesi, ara eleman eksikliği gibi temel sorunlarla boğuşmaktadır. Bu türden harcamalar ilgili bütçe planlama tarafından israf olarak algılanmakta ve herkesin kendi başının çaresine bakması gerektiği işaret edilmektedir. Oysaki bu türden harcamaların üniversitelerin yürütmekte olduğu öğretimin kalitesi ile yakın ilişkisi olup, ülkenin gereksinimi olan nitelikli eleman üretimi üzerinde de doğrudan etkisi vardır. Yeterli donanıma ve laboratuvar alt yapısına sahip olmayan üniversitelerde öğrenim gören öğrencilerin gerekli beceri ve yeteneği kazanması mümkün değildir. Bu noktada yanıtlanması gereken temel soru;  ülkemizin halen nitelikli elemana gereksinim duyup duymadığıdır.

 

Yükseköğretim kurumlarının mevcut durumu göz önüne alındığında ülkemizdeki üniversitelerden olan beklenti; nitelikli eleman yetiştirmeleri yönünde değil, sadece diploma vermeleridir. Peki, bu kadar ciddi bir konuda ülkemizde yapılan bu tercih hatasının nedeni ne olabilir? Yanıt: üretime dayalı ekonomi yerine, sürdürülebilir olması mümkün olmayan sıcak para ekonomisini tercih etmek. Üretime dayalı olmayan bu yapı içerisinde bilgi ve teknoloji üretimine gerek duyulmadığı için, ülkenin yenilikçi ve yaratıcı elemanlara da ihtiyacı kalmamıştır. Bu anormal sürecin ne kadar daha devam edebileceğini doğrusu ben de merak ediyorum.

 

Ülkemizde yükseköğrenim diplomasına sahip olmanın halen iyi bir gelecek için önemli bir referans olduğu kesindir. Ancak günümüzde artık sadece diploma sahibi olmanın fazla bir anlamı yoktur. Zira diplomayı hangi üniversiteden aldığınız önem kazanmaktadır. Kurumsal gelişmesini tamamlamış, kimlik sahibi üniversiteler dışındaki taşra üniversiteleri ve vakıf üniversitelerinden alınmış diplomaların pek etkileyici yanı maalesef yoktur. Bu durum günümüzde kısmen de olsa anlaşılır hale gelmiştir. Pek çok çevre (merkez dışı)  üniversitesinde belirli bölümlerin kontenjanları artık önemli ölçüde boş kalmaktadır. 

 

Üniversite öğreniminin iş güvencesi sağlama hayali de artık boştur. Zira artık herkesçe de iyi bilinmektedir ki; üniversitelerdeki öğretimin kalitesi çok düşmüştür. Bunun anlamı, üniversitede öğrenim görenlerin gerekli olan donanım ve yeteneği kazanmadan mezun olmalarıdır. Yükseköğretimde esas olan laboratuvar ve pratik uygulamalar (staj gibi) sadece formaliteye dönmüş durumdadır. Kamu üniversitelerinde laboratuvar ve diğer uygulamalarda gereken sarf malzeme alımları artık yoktur. Yükseköğrenim büyük ölçüde derslikte tahta doldurmakla tamamlanmaktadır. Öğrencilerin kavrama ve uygulama becerilerini geliştirecek olan çağdaş donanımlar, birkaç sıra dışı üniversitemiz dışında yoktur. Üniversitelerin bu durumunu iş dünyası da çok iyi bilmekte ve buna göre eleman istihdamına yönelmektedir. Üniversitelerin iş güvencesi sağlama yüzdesi artık çok düşüktür.

 

Entelektüel birikim elde edebilmek ise çok yönlü bir konu olup, iyi bir sosyal çevreden sağlam bir eğitim alarak üniversiteye gelmiş olmak entelektüel birikim için asgari koşuldur. Zira temel eğitim sisteminden yeterli kültürel birikime sahip olmadan mezun olan, bunun yanı sıra toplum içerisinde yeterli olgunluğa erişmeden üniversiteye gelen öğrenciler için üniversite hayatında da dramatik bir süreç yaşanmaktadır. Hele de birçok taşra üniversitesinde olduğu gibi, karşısında yeterli alt yapıya ve birikime sahip olmayan akademisyenleri bulan öğrencilerin ilk ve orta öğretim sisteminden gelen; bastırılmış, ezberci, tek yönlü, içe dönük karakterlerini değiştirmesi ve kendilerini fazla geliştirme şansları yoktur. Bu nedenle bazı merkez üniversitelerimizin dışında kalan çoğu taşra üniversitemizde, öğrencilerin entelektüel birikim elde etme olanağı maalesef yoktur. 

 

Trabzon’daki iki üniversitenin kontenjanlarında önemli boşluklar varken, sürekli olarak yeni üniversite açmaktan bahseden siyasi otoritelerin ve bu söyleme çanak tutan yerel bileşenlerin ülkenin geleceğini değil, günü kurtarmak peşinde oldukları gün gibi ortadadır. Halkı yükseköğrenim hayali üzerinden kandırmak, en azından günahtır. Allah rızası için bu kolaycılıktan vazgeçin, çağdaş ve istihdam yaratıcı yatırımlara yönelin…  

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum