Ömer Turan - Sözcüklerin Dili

Ömer Turan - Sözcüklerin Dili

Bay Henri

 

Bay Henri

-Kısa Öykü-

 

     Yıllar sonra ilk kez, nedenini bilemediğim o çağrının sesine uyup geldim bu evin kapısına. Sessiz, silik ve şölensiz yirmi uzun yıl. Soğuk kilidin içinde iki kere dönüyor anahtar. Ahşap kapının yaşlı ve yorgun bedeni, holün girişine kadar eşlik ediyor bu hayırsız misafirine, sonra aynı saygıyla gerisin geri yuvasına çekiliyor gürültüsüz. Durup bir süre dinliyorum o boşlukta; salondan balkona, odadan mutfağa, tezgâhtan masaya taşınan huzurlu sesleri. Çocukluk ve delikanlılık çağlarımın doludizgin yaşantısının bana fark ettiremediğini şimdi görüyor ve anlıyordum ki, mutlu geçmişim içeride kalmış, bu evin içerisinde. En çok da mutfakta, bu masanın üzerinde…

     Radyoda sabah türküleri devam ediyor, babam her zamanki köşesinde sessiz bir adam. Gelip masadaki yerime oturuyorum. Bir yıl önce girmişti evimize ve yer sofrasından bir üst sınıfa atlamaktı Bay Henri’nin gelişi benim için. Kimseye söylememiştim masamıza Bay Henri diye seslendiğimi, aramızda bir sırdı. Hâlâ bile… Babamın söylediğine göre; Ali Usta’nın ustalığında geldiği son noktaymış masamız. Üst tablası, cilalı palet tahtaların yan yana getirilip birleştirilmesiyle oluşturulmuştu, ayakları ise dor düzenini andıran sütunlar şeklindeydi. Sessizdi, varlığı sıcak. Bana göre bir kahramandı o, gövdesi dünya. Annem önce incir reçelini usulca bırakıyor sırdaşımın üzerine, sonra diğer kahvaltılıkları. Çayın bardaklara dökülüşünü tedirginlikle seyrediyor Bay Henri; rahat ol, annem işinde titiz ve dikkatlidir diyorum ona fısıltıyla. Derken Muzaffer Akgün’ün türküsü giriyor aramıza: Kışlalar Doldu Bugün…

     Radyo Tiyatrosu başlamak üzere, babam, gazetesini katlayıp koyuyor masanın ucuna. Gazeteden düşmüş bir haber, bir cümle var mı diye merakla bakınıyor sağına soluna Bay Henri. Gülümsüyorum, el ayak çekilince her yerini okuyacağım sana söz. Seviniyor. Ödevlerimi bitirip ertesi günün derslerine göre çantamı düzenlerken annem de elindeki meyve tabağını yerleştiriyordu Bay Henri’nin kalbinin üstüne. Birazdan gecenin masumiyet dakikalarına geçilecekti ve hazırlık bunun içindi. Genişliyor mutfağın içi birden. Soluk alışımdaki dinginlik Bay Henri ile göz göze geldiğimde bir ciddiyete dönüşüveriyor. Her ikimizin yüzünde de aynı ifade; kocaman bir sus işareti. Öyle ya, büyük ya da sıradan aşkların, acısı taze ayrılıkların, soluk soluğa serüvenlerin canlanıp evimize buyursuz geldikleri saat yaklaşıyordu. Bay Henri’nin de en mutlu olduğu anlar; niye olmasın ki, evin üç insanı da sihirli kutudan dağılan hikâyeleri dinlerken kollarını ve dikkatlerini onun yumuşak teninden cesaret alarak biçimliyordu çünkü. Yemek yeme anlarımızın ötesinde de bir işe yaramış olmanın sonsuz sevinciyle göz kırpıyor bana. Yaprakların ve suyun arasında dolaşan bir klasik müziğin tınısıyla uyarılıyor kulağımız: Vadideki Zambak. Altıncı bölüm. Yazan: Honore de Balzac. Radyoya uygulayan: Orhan Hançerlioğlu…

     Annemi son gördüğümde yüzü soğuk bir kadındı, avluda, upuzun insan kalabalığı ve yükünü boşaltmış bir gökyüzü vardı. Askerdim, telefondaki ses, ölü evini ve sırtüstü bir insanı tarif ediyordu bana. Apar topar geldim o adrese. Mutfak tezgâhına dağılmış üç beş anı ve ekmek kırıntıları. Fesleğenin sütü kesilmiş ağlamaktan. Cilalı palet tahtaların üzerinde boylu boyunca uzanan o kadın, bütün zamanların maharetli eli ve bütün eşyaların belleği, annem. Serin adımlarla yaklaşıyorum ve eğilip Bay Henri’nin kalbini dinliyorum: Ben şimdi o anılara saklanmış bir körebeyim.

 

     Bay Henri’nin uykusuna görünmeden, içeriye girdiğim gibi sessizce dış kapıya doğru yürüyorum. Soğuk kilidin içinde iki kere dönüyor anahtar.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Haber yorum bölümünde Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.