27.05.2022, 12:02

“BEN” ÖZNELİ TÜMCELER

Özellikle 12 Eylül darbesinden sonra topluma egemen olan liberalizm, toplumculuğun yerine bireyciliği merkeze koydu. Önce televizyonun, ardından sosyal medyanın egemenliği artınca herhangi bir alanda yeteneği olsun ya da olmasın neredeyse herkes kendisini bir kahraman, her konuda bir uzman olarak görmeye başladı. Ancak neyin kahramanı, neyin uzmanı oldukları belli değil.

Sosyal medyada ölçüt, beğenme ve tıklanma. Eğer çok beğeni almışsa ya da paylaştıkları çok fazla tıklanmışsa bunları, kendisini doğrulamanın bir kanıtı olarak göstermekte. Bu da kişilerde ister istemez bir süre sonra ben’i öne çıkarmakta. Bu kişilerin kurdukları tümcelerde hep birinci tekil kişili özneler bulunmakta. Her şeyi kendisi yapıyor, başkaları yalnızca edilgen öğeler durumunda.

“Ben yazmıştım. Ben paylaşmıştım. Ben söylemiştim. Ben, ben, ben…” gibi tümceler öne çıkmakta. Çünkü sosyal medyada ve televizyonlarda dinleyiciler, okuyucular, izleyiciler edilgendir. Özneyle tartışma ya da onun düşüncelerine karşı çıkması çok zor. Sosyal medyada yorum yapma söz konusuysa da bu, cılız bir sestir. Zaten yorumların çoğu da kırık dökük tümcelerden oluşmakta. Bu alanda daha çok işaret dili kullanılmakta. Bu nedenle işaret diliyle bir düşünceyi ya da karşı çıkışı tam olarak anlatmak olanaksız.

12 Eylül’le siyasal alanda lider egemenliği başladı. Katılımcı demokrasi rafa kaldırıldı. Bir liderin başarılı ya da başarısız olması hiç önemli değil. Ölüm ya da olağanüstü bir olay olmadıktan sonra bir parti liderini değiştirmek olanaksız. Sendikalar, meslek odaları ve demokratik kitle örgütlerinde de durum aynı. Nerede olursa olsun bir lider sultası var. Lider sultası olunca da onun çevresinde müritler doluşuyor. Lider-mürit ilişkisinde eleştiri söz konusu olamaz. Bu nedenle lideri kayıtsız koşulsuz onaylayan müritler, liderin ben’ine ben katar. Lider, zamanla kendisinin yarı tanrı olduğuna inanmaya başlar. Artık ben’i tavan yapmıştır. Dili ve davranışları da bu değişime ayak uydurur. “Bu sorunu ben çözerim. Ben, tüm sorunları ortadan kaldırırım. Ben, her şeyin çaresini bulurum. Ben her engeli aşarım.” gibi tümceler yüksek perdeden söylenmeye başlar. Artık lider aspirin gibi her derdin devasıdır.

Ben dili kullananların amaçlarından biri, kendi eksikliklerini bu dille kapatmaktır. Oysa mızrak çuvala sığmamakta. Bilgisizliğe, yeteneksizliğe geçirilen maske, halkın rüzgarıyla kolayca düşmekte ve gerçeğin güneşiyle ortaya çıkmakta her şey.

Büyük başarılar ortak akılla kazanılır. “Hepimizin aklı, birimizin aklından daha üstündür.” düşüncesini benimsemeli. Bir kişinin her konuda uzman olması olanaksız. Büyük sorunlar varsa bunları çözmek için el verdiğince büyük topluluklar sorunun çözümünü tartışıp çözüm yolları bulmalı. Böyle işler “ben”le değil, “biz”le olur.

Demokrasi “biz”dedir, paylaşma da. Gelişme, kalkınma, ulusal birliği ve toprak bütünlüğünü savunmak “biz”le olur. Sorunları “biz” olursak çözeriz.

“Ben” özneli tümceler kuranlar, oldum olası beni korkutur. “Biz” olamayanların bize ne yararı olur? Ünlü düşünür Ziya Gökalp: “Ben, sen, o yok; biz varız.” demekte. Ne güzel bir söz. Toplumcu düşünmenin, halk için bir şey yapmanın formülü sanki.

Atatürk’ün Onuncu Yıl Nutku’nu her yaştan kişi okumalı. Halkı, ülkesi için yararlı işler yapan bir liderin nasıl konuştuğunu öğrenmeli. “Biz” öznesiyle kurulan tümcelerdeki içtenliği, inancı, yurtseverliği anlamalı. O büyük adam “Ben yaptım.” demiyor, “Biz yaptık.” diye haykırıyor. Büyük adam olacaksan halkınla büyüyeceksin, müritlerle değil.

Atalarımız: “Başak olgunlaşınca başını aşağı salar.” atasözünü boşuna söylememiş. Olgun başaklar işe yarar, boş başaklar değil.

Yorumlar (0)