BENİM GÖZÜMLE DARBELER

Bu konuda yazmamayı düşünüyordum ancak yazmazsam sorumlu olurum diye düşünerek yazıyorum. Yaşadığım sürece dört darbe yaşadım. İlk darbe 27 Mayıs… 10 yaşında bir çocuktum,(Talat Aydemir’in darbe girişimini o zaman değil daha sonra öğrendim) 12 Mart, altı yedi aylık öğretmendim. Olup bitenleri anlayacak durumdaydım. 12 Eylül’de tatilde, yayladaydım birçok tanıdığım arkadaşım tutuklandı, ben tutuklanmadım. Kitaplarımı çuvallara doldurulup ahıra, tavan arasına kaldırıldım. Korkusunu, tedirginliğini yaşadım. 28 Şubat’ta da sessiz bir darbe olduğu söylenir, irticaya karşı. Ve son darbe çok iğrenç ve çok farklı bir darbe. Birden, en çok can kaybı verilen darbe. Şimdi açmaya başlayalım eski sayfaları…

 

DAHA ÇOCUKTUM İLK DARBEYİ DUYDUĞUMDA

27 Mayıs… Kimilerince darbe kimilerince devrim, kimilerince inkılap. Ne denilirse denilsin askeri bir hareketti. Seçilmişler alındı askeri bir kadro işbaşına geldi. Darbe hukuku işledi, mahkemeleri kuruldu. O mahkemelerdeki duruşmalar radyodan veriliyordu, köydeki tek radyodan babamla birlikte akşamları gider dinlerdik. On yaşında bir çocuk nedenli anlarsa öyle.

27 Mayıs öncesi ilkokul öğrencisiydim. Köyde iki parti ocağı vardı. Çok keskin bir partizanlık yaşanıyordu. Çocuk gözüm ve kulağımla gördüklerim bile rahatsız ediciydi. Babamın eve getirdiği gazetelerde sansürlü gazeteleri görmüştüm, basılmamış boş sütunlar. Köydeydik olayları görmüyorduk. Vatan Cephesini  duyuyordum. Bu cepheye kaydolanlar çok kolay işe girer, işlerini yürütür deniyordu. Köyde zaman zaman silahlı tacizler de olurdu. Halk bayağı bölünmüştü. Bu  olaylar halkı rahatsız ediyordu elbette. Sonra idamlar... Halkın bir kısmı ağlıyor, çok üzülüyordu. Kimse idamlarla sevinmiyordu. Çocuk gözüm ve kulağımla ancak bunları duydum.

 

60’LI 70’Lİ YILLAR

Altmışlı yılları çok iyi çözemem de yetmişli yıllarda anlayıp çözümleyebilecek yaştaydım. 27 Mayıs’ın en önemli etkisi hazırlanan ANAYASA idi. 27 Mayıs’taki en önemli suçlama ANAYASAYI ihlal suçuydu. Yeni ANAYASA hazırlandı, halk oyuna sunuldu. Oylamanın demokratik olduğu oylama sonucundan belli. Cumhuriyet tarihinin en demokratik anayasası olarak kabul edilen bu yasa çok yüksek oyla kabul edilmedi. Çünkü halk anayasaya niteliğine göre oy vermedi siyasal görüsüne göre oy verdi. Bu anayasa özellikle egemen güçlerce çok geniş özgürlükler sağladığı için bu topluma göre bol kabul edildi. Her sorunun kaynağı olarak gösterildi. Mevcut iktidar “Bu anayasa ile bu memleket yönetilmez “diyor bu yönde kamuoyu oluşturmaya çalışıyordu. Oysa barajsız seçim sistemi, çok geniş sendikalaşma hakkı, demokratik kitle örgütlerine özgürlük, basın özgürlüğü, Özerk TRT ve daha birçok haklar… Ancak provakatif eylemler ve çoğu kez bilinçsiz davranışlar toplumu huzursuz eden olaylara neden oldu. Siyasal iktidar olayları önleyemeyince askeri muhtıra verildi ve atanmışlardan oluşan bir hükümet kuruldu. Meclis çalışıyor, işlevini tam yerine getiremiyordu. O günleri genç bir öğretmen olarak yaşadım. Bu dönemde üç gencin idamı aslında en büyük siyasal hataydı. Kimi çevreler bunu 27 Mayıs’ın intikamı olarak gördü. Oysa bu iki olayın hiçbir ilişkisi yoktu.

 

ANAYASA İSTENEN BİÇİME GETİRİLDİ

27 Mayıs Anayasasında bol gelen kısımlar daraltıldı, hak ve özgürlükler kısıldı. Egemen güçlerin istediği oldu. Aslında siyasal iktidar da bunu istiyordu. “Tamam şimdi oldu” dedi. Şimdi bırakın ben yöneteyim ülkeyi dedi. Ancak yine olmadı. Terör iyice tırmandı. Kardeş kardeşe düşman oldu. Her gün onlarca fidan devrildi. Bu olayları siyasal olay diye tahlil etmek çok zor. Çünkü sınıfsal diye kabul edilen siyasal hareketler sınıflarından kopuktu. Milliyetçilik tanımına uygun değildi. Aynı milliyetçi değerlere bağlı insanlar düşman, aynı sınıftan insanlar birbirini öldürüyordu. Anayasadaki değişiklik işe yaramadı.

 

‘TOPTAN DEĞİŞMELİ BU ANAYASA’ DENDİ

12 Eylül’e yaklaşırken devlet iyice kilitlendi. Demokratik kurumlar işlemez duruma getirildi. Cumhurbaşkanı seçilemiyor, meclis çalışamıyor. Halk cepheleşmiş, devlete güven kalmamış ve adeta “Hızırı gönder “denecek duruma gelmiş. TSK, Asker yönetime el koydu. Ancak ne sokağa dökülen oldu, ne de sokağa davet eden. Birden olaylar durdu. Hapishaneler doldu, spor salonları doldu, sesini çıkaran olmadı dışarıdan. Çok masum insan ve genç işkencede sakat kaldı, can verdi. Yapay hükümetler kuruldu yıkıldı. Evren devlet başkanı, cumhurbaşkanı seçildi. Yeni ANAYASA hazırlandı. Eski Anayasanın kuşa dönmüş hali. Ancak çok yüksek oyla kabul edildi. Baskı ve korkutmayla oldu dendi ve deniyor da. O günlerin bir sandık başkanı olarak söylüyorum baskı ve korkutma ile belki yüzde on ya da yirmilik kısmı, kabul oyu verdi. Hayır, halka demokrasiyi anlatamadık kavratamadık da ondan oldu. Kim neyi nasıl isteyeceğini bilmiyor. Oy verenlerin yüzde yetmişi o Anayasayı hiç okumamış, görmemiş. Bağlı bulunduğu siyasal görüşe göre oy vermiş.

 

HALA OLMAMIŞ YENİSİNİ ARIYORUZ

Belki demokratik ülkeler içinde en çok anayasa değiştiren ülkelerin başında geliyoruz. Anayasa sıradan bir yasa bir yönetmelik değil, adı üzerinde ANAYASA… Bu yasa dokunulmaz olmalı, adeta kutsal olmalı, baş üstünde taşınmalı. Onun bunun yasası olmamalı. Ancak görüyoruz ki yeni anayasa arayışlarında yine senin benim anayasam ortaya çıkacak. Yazık bu topluma ve yüce ulusa. Yasalar nedenli yaldızlı da olsa parlak da olsa onları uygulayacak güçlerde bu erdem yoksa yasanın bir önemi yok. Demokrasi insanlığın bulduğu en son ve en mükemmel yönetim biçimi. Ancak onu yaşayacak ve yaşatacak kurumlar yaşatılmazsa bu sistemin bir önemi yok. Evet seçim bu sistemin ana öğesi. Ancak çoğunluk sistemine göre yapılan seçimde yüksek barajlı seçimle seçmenin büyük bir bölümü sandığın dışında kalıyor. Anayasasında kuvvetler ayrılığı belirtilmemişse ve yürürlükte değilse ne olur. Kimi kez % 40’la % 30’la halkın %’60’ına % 50’sine karşın ülkeyi yönetirsiniz. Bu mu demokrasi? Yasamanız halkı temsil etmezse, yürütmeniz kişi egemenliğindeyse ve hukukun üstünlüğü yoksa yargıda, sizin demokrasi nasıl işleyecek.

 

SON DARBE VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ VE SONUÇLARI

Artık emekli bir memur, yaş 60’ı geçmiş bir gece yine darbe sesleri ile uyandık. Açıklama yapıldı, “TSK’nın küçük bir grubunca yapılan bir girişim dendi ancak görüntü çok farklı. Hiçbir darbede görülmemiş tablo gördük. Yarı geceden sonra camilerin mahyaları yandı, ezanlar, salalar okundu. Ödü koptu olayları iyi tahlil edemeyenlerin. Zaten bir savaş korkusu vardı halkta, birde bu çıktı. Halk sokağa davet edildi gecenin bu saatinde. Böyle bir ülkede bu çağrının ne denli tehlikeli olduğunu anlayamayacak yöneticiler var mı? Daha birkaç gün önceden sokaklarda canlı bombalar patlıyor, bir bölgeden sürekli cenazeler geliyor ve bu çağrı yapılıyor. Şükürler olsun ki halk daha sağduyulu. Hangi karakola saldırılacak. kimdir bu darbeciler? İlçelerimizdeki karakollarımız, emniyetimiz asayişi sağlıyor. Bu çağrı ile kim nereye saldıracak darbeci diye… Ah. ah böyle büyük bir devlet böyle bir yanlışa gelir mi? Tanklar sokaklarda. Belli ki bir yerden yanlış bir emir var. Bu emir geri alınınca, etkisiz duruma gelince bu askerler de durur. Bu senin benim oğlum o tankta, o kulübede o noktada emir kulu. Siz onların üzerine halkı sürerseniz ne olur.

Yukarıda birçok darbe ile ilgili izlenimlerimi sundum. Hiçbirinde böyle bir durum olmadı. Bu ölçüde ölü verilmedi. Evet ülkenin en yüce kurumu yasama organına saldıran, bombalatan ahlaksızdır, namussuzdur. Ancak dikkat edilsin “Bombalatan” diyorum. Bombalayan, eline tüfeği verilen asker değil suçlu.

 

DÜNYANIN EN SAYGIN ORDUSU BU DURUMA MI DÜŞER?

Sokakta yakalanan askerleri linç etmek, dilerim yanlış ve yalandır boynu kesilen asker. Ve çıplak Mehmetçikler birer leş gibi üst üste yığılıyor. Onlar daha dün dağlarda cansiperane dövüşmüş, şehit olmuş gazi olmuş arkadaşlarının silah arkadaşı. Onlar o peygamber ocağının onurlu neferleri. Onlara en kaldıranlar, onlara hakaret edenlerin darbecilerden ne farkı var, katil IŞİD’çilerden ne farkı var. Ancak toplum psikolojisini bilenler bilir, halk bir kez sokağa döküldü mü ne olacağı hiç belli olmaz. Unuttuk mu Çorum olaylarını, Maraş olaylarını ve Sivas olayını. İşte bunların hepsi bu sokak hareketinden doğdu. Bu denli hassas bir olaya nasıl meydan verilir. Allah razı olsun halkımız yinede sağduyulu davrandı. Olaylar çok büyümedi. Peki bu olaylar sırasında  verilen yanlış bir emirle hatta ne olduğunu bilmediği bir emirle sokakta öldürülen, linç edilen Mehmet nasıl kabul edilecek. Onun anası babası oğlunun cenazesini alırken ne olarak alacak. O şehit değil mi? Gidin hesap sorun o emri verenlerden o darbecilerden. Ancak Türk ordusunun sadece görevini yerine getirirken can veren erlerinin ne olduğunu söyleyin.

 

TÜRK ORDUSU DARBELERLE KİRLETİLEMEZ

Çok acı bir tablo ile karşı karşıyayız. Türk ordusu da, Türk Emniyeti de bu ulusu korumak, kurtarmak ve savunmakla görevlidir. Onlar asla birbirinin düşmanı olamaz. Türk halkının öz evlatlarıdır. Bu kurumları yanlış yönetenler, bu kurumların içerisine zararlı virüs salanlar mutlaka hesabını vermeli ve bu kurumlar temizlenip pak duruma getirilmelidir. Tüm şehitlerimizi bir kez daha saygı ve rahmetle anıyorum.

 

                                              

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.