Ömer Turan - Sözcüklerin Dili

Ömer Turan - Sözcüklerin Dili

Beyaz Kasketli Şair: Özer Ciravoğlu

“Üzünç Evi”nin zilini çalıyorum. Kapıyı beyaz kasketli adamla “Acıların yoğurduğu” bir yüz ve “Yakarı nöbetinden” yeni uyanmış bir beden açıyor. “İzleği / Yitik bir ev / Bir anı” solgunluğuyla, bütün yüzleşmelere ve yalnızlıklara tanıklık eden bu evin yaşamına konuk oluyorum. “Sürekli / Yanılgılarda / Açtım içimdeki gizliyi” diyor evin sahibi. Ruhunun derinliklerine işleyen yaralardan ve hayatın uğultusundan bunalmış bir sesle. Yüzünün avlusunda beslediği güvercinlerden, soluklandığı mekânlara kadar hep bir anlam izleği peşinde koşmaktan yorulduğunu hissettiriyor. “Bunca emek / Ezildi çoğunluğun acımasız diline” serzenişiyle de, ömrünce savunduğu mutsuz çoğunluğun kendi kendini yok eden vurdumduymazlığına ağlıyor.

 

Hiçbir zamana sığmayan bir yurtsuzluk belki de, evin duvarında asılı renkler. “Arzu yokluğu”, “Ölesiye gül”, “Alev ve kriz”, “Parisli kız” ve “Sobada ateş parçacıkları”  bir mimarın elinden çıkmış gibi düzenli ve estetik. Her renk, bilinçaltındaki bir gizil yaşamın ya da özlemin anlatıcısı. Hepsi belleğinin terkisinden sese dönüşmüş ve bu evi kendine yurt edinmiş.

 

Demin şurada kanepede

Oturmuş konuşuyorduk

Hayatın anlamı üzerine…

 

Kalktı, beyaz kasketini masadaki “İki mandalina”nın arasına bırakıp pencereden avluya, uzun uzun çocukluğuna baktı. Bir caninin elinde şekillenen yaşamdan geriye; çocuksuz avlular, “Anılar ve fotoğraflar / Hayatta / Tanımadığım hiçbir kadın”dan başka ne kaldı diyebildi ancak. Oysa bir kadını sevmek, en çok ona yakışır ve bir kalbe şiirce sokulmayı yani aşk ustalığını en iyi o bilir. Ama o,  hayatını bir kadınla paylaşamamanın üzünçlü yanını yine kendi sorumluluk bilinciyle yanıtlıyor:

 

Seninle yanlışı severek

 Acı çekmeyeceğim

Ve

Toplum yasaları adına

Güzelliğimi

Öldüreceğim…

 

“Uzunsokak / Hüzünler tapınağı” onun için. İnsan kalabalığına karışmak yalnızlaşmak mıdır? Bu soruya şöyle cevap veriyor evin sahibi: “Kime uğradımsa / Anlıyorum bir hiçim.”  İç dünyasıyla dışarıda akan dünyanın çelişkisi onu etrafıyla yalnızlaştırırken, anlaşılamamanın hüznü ise bütün o düşsel serüvenini yıkıyor. Dost, arkadaş ve yoldaş bildiği insanlar için  “Yaktılar kökleri olmayan ormanı” demekten de sakınmıyor. Sonra o bilindik kahkahasını patlatıyor aniden:

 

O gece yağan yağmurda

Dargın bir delilik vardı

Kimseler yoktu Uzunsokak’ta

İçimizi bilen tanrıdan başka diyerek mistik bir doğurganlığın içini saran sevinciyle yürüyor sokağı baştan sona…

 

M. Özer Ciravoğlu, kendi içsel yolculuğuyla ulaştığı insanı, kenti, sokakları ve mekânları sezgisel gücüyle birleştirip sürekli devinen bir dille yaratıyor evini. Her ne kadar;

 

Yazıyorum

Yazıyorum

Uymuyor kimseye sevişim dese de, o yaşamı boyunca sözcüklerin aklını karıştırmaya devam etti…

 

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Haber yorum bölümünde Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.