Rasim Efendioğlu

Rasim Efendioğlu

BİLİM ADAMI,  DEVLET ADAMI  VE EĞİTİM

Çok genç yaşta öğretmen oldum. İdealimdeki meslekti. Çok severek çalıştım büyük bir zevk duydum. Bu zevkle çeyrek yüzyıl öğretmenlik yaptım onur duyarak. Başka bir iş bulamadığımdan, para kazanmak için değil. İnsanları çok sevdiğimden insanlara yardım etmek insana insan olduğunu öğreterek, daha sağlıklı yaşamayı öğretmek için. Evet, önce kendim öğrenecektim sonra da öğretecektim. Bir öğretmenimiz, “Öğretmen öğretirken öğrenen insandır” derdi. O yıllarda tam anlamasam da yıllar geçtikçe gerçekten öğrencilerimi eğitirken kendim de eğitiliyordum, mutlu oluyordum. Bir önceki gün öğrendiğimizi o gün, o gün öğrendiğimizi de yarın öğretiyorduk. Öyle bilgi hamalı yapmaya çalışmazdım, işe yaramayacak bilgiyi öğretmekle uğraşmazdık. Değerli öğrencilerim hatırlayacak. O yıllarda kitap bulmak zor olduğu halde sınıfımızda kitaplığımız vardı. Her gün sınıfa gazete alırdık, sınıfta radyo dinler, anladığımızı anlatırdık. Tabii ereğimize tam ulaştığımız söyleyemem. Öğrendiğimiz bilgileri yaşama uygulardık. Uzunluk ölçülerini bahçede yolda uygulayarak öğrenirdik. Ormanları orman gezisinde tanır öğrenirdik. Satrancı anlattım, tanıttım, çamurdan taşlarını yapıp sobada pişirdik oynamasını öğrendik.
Ortaöğretimde de çalıştım. Günlük haberleri, yorumları her öğrenci derler, hafta başında sınıfa sunardı. Haberler tartışılır, soru sormayı öğrenirdik. Hiç duymadığım haberleri duyar öğrenirdim.
Çok mu söz ettim öğretmenliğimden, anılardan... İnanın bir açınca anılar kapağını yüreğim köpürüyor. Öğretmenlik çok güzel bir meslek… En güzel meslek demiyorum severek yapılırsa her meslek güzel olur.
Eğitimin güzel yanı şu... İnsana insan olmayı öğretmek ve tüm mesleklere adam hazırlamak. Devlet adamının da, bilim adamının da temeli ilkokul sıralarında atılır. Temel çok sağlam olursa üzerine çok büyük yapılar kurulur.

BİLİM ADAMI VE DEVLET ADAMI
Büyük Atatürk, “Türk milleti çalışkandır, Türk milleti zekidir” diyor 10. yıl söylevinde. Evet Türk Milleti gerçekten zeki ve çalışkan da neden Türk yurdu en gelişmiş, en kalkınmış değil ve neden Türk Eğitim sistemi hâlâ başarılı değil dünya sıralamasında. Oysa Türk insanı, üstelik okuyamayanı, en gerisi gitti yurtdışına o ülkelerde en çalışkan oldu. O işçi çocukları orda okudu en başarılı oldu. Demek ki çok büyük cevher var, öz çok sağlam da arayan yok sahip çıkan yok.
Aslında yazımın ana konusu son günlerde gündemde olan ve kimliği ile onur duyan her Türkün göğsünü kabartan haber. Şu lanet salgın var ya bir yılı aşkın bir süredir tüm insanlığı ilgilendiriyor. Adeta dünyanın düzeni değişmiş. Dünyada her gün binlerce insan can veriyor. Yurdumuzda ölü sayısı bugünlerde yüzü geçiyor. Çok acı bir tablo.
Bilim adamı insanlığın en saygın kişisidir. Ancak her bilim adamı insanlığın yararına çalışmaz. Gerçek insan, erdemli insan bilim adamı olunca o insanı, insanlığı düşünür.
Dünyanın birçok yerinde çok yararlı ve ünlü Türk bilim adamları yetişmiş ve yetişiyor. Çok onur verici bir durum.
İşte tam burada bu onur verici haber. Almanya’da iki bilim adamı, hem de iki mutlu eş. Bu hastalığa karşı çok etkili aşı bulmuş. Alman hükümeti ve bu hükümetin gerçek devlet adamı, başbakanı Merkel bu adamları onurlandırmış, devletin en önemli madalyası ile onurlandırmış. Bu madalya hepimizin. Başta Büyük Atatürk'ümüzün. Bu değerli bu büyük adamlar bunu kabullenmiş iki bilim adamı Atatürk anıtının yanında poz vermiş dünya basınına yansımış. Evet Türk Milleti zekidir... Yeter ki onun önü açılsın, doğru eğitilsin. Alman devlet adamı bu bilim adamlarının yanında sıradan biri gibi poz vermiş arkalarından yürümüş. Bizim değerli kardeşlerimiz evlatlarımız da çok mütevazı bir biçimde yürümüş... İşte devlet adamı, işte bilim adamı.
Adlarını da yazalım, öğrensin çocuklarımız, dileriz bu örnekler çoğalsın. Prof. Dr. Uğur Şahin ve Dr. Özlem Türeci... Çalışmalarını büyük bir hızla sürdürüyorlar. Yıllardır insanlığın umutla beklediği kanser aşısını da bulacaklarını söylüyorlar. Kendilerine başarılar diliyoruz, saygılar sunuyoruz. Sağ olsun onları yetiştiren anne baba ve onları eğiten öğretmenleri.
Bilim adamı da devlet adamı da kolay yetişmez. Evet atom bombasını da bulan bir bilim adamı, kimyasal silahları da bulanlar bilim adamları. Ancak biz insanlığa yararı olacak bilim adamlarını bekliyoruz.
Devlet adamı… Evet bizim kültürümüzde devlet adamı gerçek devlet adamı Şeyh Edebali’nin belirttiğince ve son örneği Mustafa Kemal’ce yetişen devlet adamları bekliyoruz. Yoksa savaş meydanlarında insanları kırdıran, çıkarları için halkını feda eden gerçek insan olmaktan uzak kişileri kastetmiyoruz. Gerçek bilim adamı gerçek devlet adamı bekliyoruz. Mayamız kuvvetli, özümüz sağlam.

EĞİTİMİN BÜYÜK GÜCÜ
Evet eğitim her şey. Geri kalmışlıkta da ileri gitmişlikte de öyle. Çünkü en önemli güç insan. İnsanı yetiştir ki insanlar yetişsin her alanda okullar açıyoruz, nerdeyse her köye fakülte açacağız. Her ilimize üniversite açtık. Adını da verdik siyasilerimizin. Artık milyonlarca insan eğitiliyor. Yüz binlere ulaştı üniversite gençliğimiz. Çok süslü diplomalar da verdik duvarlara asılmak üzere.
Eğitim daha anasınıfından başlayarak en yüksekokula dek büyük bir ciddiyet ister . Eğitim bir bilim işidir. Önce tanıyacak öğrencisini sonra ona göre eğitim. Bir eğitim kurumunun kapısında, “Biz kuşlara yüzmeyi, balıklara uçmayı öğretmiyoruz” özlü sözü yazılmıştı. Hiçbir şekilde doktor olamayacak, olmaması gereken kişiyi çok para kazansın diye doktor yaparız. Doktor olabilecek kişiyi de çaycı yaparız bir dairede. İşte böyle harcıyoruz insanlarımızı.

BEYİN GÖÇÜNÜ ÖNLEYELİM
Gençlerimiz zeki ve çalışkan ancak onları salt sınav için hazırlarsanız ve o sınavda başaramazlarsa arka plana atarsanız onlar da uygun ülkeyi bulur kaçar gider. Onca güzel binalar yaptınız kimi Selçuklu mimarisinden, kimi Osmanlıdan örnek alarak ancak içinde araştırma yapılacak laboratuvar yok, tartışma, forum yapılabilecek salon yok, kütüphaneleri örümcek ağı bağlamış. Buradan mı bilim adamı yetişecek. Üniversite öğrencisi soru soramaz, bir yurt sorununa bir insanlık sorununa değinen görüşünü açıklayamaz. Üniversite mezunu olur.
Eskiden liselerde münazaralar, açık oturumlar, forumlar, çok başarılı tiyatro çalışmaları olurdu. Onlar bugünkü üniversitelerden daha başarılıydı.
Üniversitenin tanımını bilmez birçok üniversiteli. Öğrenci olsun, eğitici olsun. Bilim adamı diye bilinen, adının başında bir yığın unvan bulunan kişi koltuğunun altında bir dosya oradan bir avuç bilgi sunar. Alan alır kalan kalır.
Gerçekten okumak isteyen, gerçekten yüksek öğrenim yapmak isteyen bir yolunu bulup göçüyor gidiyor. Sonra da biz dışarıdan bakıp gözlerimiz yaşarıyor. Elbette başarılı olanlarla da onur duyuyoruz. Soydaş olduğumuzdan.
Adeta sıfırdan başlamıştık 1920’lerde. Önce köylere okul açtık, ışık verdik. O yıllarda bir çok yazar, düşünür, şair yetişti. Tıp alanında, mühendislikte, sanayide, kendi uçağımızı kendi gemimizi yaptık o güç koşullarda. Toprağımız sürüldü. Dilimiz, tarihimiz dirildi. Sonra hızımız kesildi ve hâlâ gelişmekte olan bir ülke. Hani geri kalmış diyemiyorum bu ulusa, bu ülkeye yakışmaz.
Yine çok uzadı da söz eğitimden açılınca bitmiyor. Bir arkadaşım nerden bulmuşsa çok güzel bir söz bulmuş, paylaşalım “Dişçiden başka hiç bir yerde ağzını açmayanlardan oluşan bir toplum ancak böyle olur…”
Düşünelim, doğruyu ve güzeli arayalım, umutsuz olmayalım güzel günler göreceğiz...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Haber yorum bölümünde Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.